Turkish Forum

DİYANET: “Müzik Haram Değildir, İslami Müzik Yoktur; ancak…”


Milliyet yazarı Melih Aşık’ın 12 Aralık 2017 tarihli ve “Müzik haram mı?” başlıklı yazısında aktardığına göre; malum ulemaya mensup bazı eşhas müzik konusundaki görüşlerini şöyle açıklamışlar:

– Necmettin Erbakan İlahiyat Fakültesi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Orhan Çeker: “Müzik için haram diyemeyiz ama helal de diyemeyiz. İçeriği uygun olmalıdır. Ama kadın sesi içeren müzik kesinlikle caiz değildir.”

– Karatay Üniversitesi İslam Ekonomisi ve Finans Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hamdi Döndüren: “Çalgı aletleri, bunları çalmak, satmak ya da şarkı söylemekten para kazanmak, nefsi azdıran, örneğin diri bir kadının ya da şarabın heyecan verici niteliklerini anlatan şarkılar, çalgısız dahi olsa caiz değildir.”

– Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Ekrem Buğra Ekinci: “Şarkı, ancak çalgı ve kadın sesi içermiyor, sözleri de dinen sakıncalı değilse dinlenebilir.”

– İslam Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman: “Müziğin icrası da, dinlenmesi de haramdır. Bir değneğin, bir çubuğun bir yere ahenkli bir şekilde vurulması bile bu hükme dahildir ve haramdır. Hükmün bazı istisnaları vardır: Savaşta vurulan kös ile düğünlerde çalınan tef.”(1)

Eğer yukarıdaki görüşler, Melih Aşık’ın aktardığı gibi gerçekten adı geçenlere aitse, bizim müzik dünyasının yandığı gündür! Silme cehennemliktirler! Sadece şarkıcı ve ses sanatçıları mı, müzik eşliğinde Semah dönen Alevi yurttaşlar, Sema Ayini yapan Mevleviler ve hatta artık zikirlerini müzik eşliğinde yapan Kadiriler vs. tarikat mensupları da az günah işlemiyorlar zikir ve ayin yaparken! Çünkü hoca, bırakın müzik aleti çalmayı, bir çubukla veya değnekle yere veya başka bir cisme tempolu şekilde dokunmanın bile haram olduğunu söylemektedirler.

Allah’tan “bilgisayarın veya daktilonun tuşlarına tempolu şekilde basmak da haramdır” dememiş sevgili ulemamız; yoksa şimdi bu satırları nasıl yazacaktık! Sanırım, şarkıcı Kibariye örneğinde olduğu gibi bazı ortamlarda kendisine uzanan mikrofona “Bana her şey seni hatırlatıyor” parçasını söyleyen İmam-Hatipli Cumhurbaşkanımızın da bu konuda söyleyeceği bir söz vardır diye düşünmek herhalde hakkımızdır.

Diyanet’e Göre Müzik Haram Değildir, İslami Müzik Yoktur!

Hemen her konuda görüşünü açıklayan Diyanet, neden bu konuda görüş bildirmiyor diye düşünüyorduk ki; nihayet Diyanet de açıklamış konuya ilişkin görüşünü ve demiş ki:

“İslam dini müzik konusunda ayrıntılı ve özel hüküm koymak yerine, genel ilke ve amaçları belirlemekle yetinmiştir. Buna göre İslam’ın ilke ve esaslarına aykırı, günaha sevk eden, haramı teşvik eden müzikleri yapmak ve dinlemek günahtır. Dinimizin temel inanç, amel ve ahlak ilkelerine aykırı olmayan, haramların işlenmesine sebep olmayan müzik türlerini dinlemekte ise dinen bir sakınca yoktur.”(2)

Görüldüğü gibi Diyanet’in görüşü, diğerlerine göre biraz daha insaflı, en azından çubukla, çer çöple uğraşmamış, genel ifadelerle geçiştirmiş konuyu. Şu halde, Diyanet’in konuya ilişkin görüşünün detaylarını ortaya çıkarma görevi, yine bize düşmüş bulunuyor her zaman olduğu gibi.

“İslâm, gerek inanç ve ibadet esasları, gerekse hukuk ve ahlâk ilkeleri itibariyle, fert ve toplum olarak insanın yaratılışına uygundur. İslâm, insanın yapısına, fıtratına uygun bir din olduğu için, fıtrat gereği olan ihtiyaç ve arzularının karşılanmasına ve tatmin edilmesine önem vereceği açıktır. Bu itibarla, tıpkı insanın yeme içme ve cinsel ilişki gibi maddî/bedensel ihtiyaç ve isteklerini karşılamasının mubah hatta bazı durumlarda vâcip olması gibi, ruhî-mânevî, bedîî-estetik ihtiyaç ve arzularını karşılaması da aynı şekilde mubah olması gerektir.”(3) şeklinde makul ve mantıklı açıklamaların bulunduğu Diyanet İlmihali’nde müzik, “Genel olarak vokal veya enstrümantal ses ve tonların bir araya getirilmesinden oluşan bir sanat” olarak tarif edilmiş ve “Yunan dilinden Arapça’ya geçen mûsiki kelimesinin yerini tutacak bir Arapça kelime olmadığı”ndan bahisle musiki kavramına en yakın iki kavram olan ve “şarkı” anlamındaki “gınâ, tegannî” ve “çalgı aletleri” anlamına gelen “melâhî” kavramları üzerinde durulmuş ve dört büyük mezhep imamının konuya ilişkin görüşleri şöyle özetlenmiştir:

“Ebû Hanîfe, gınâyı mekruh görmüş ve günah saymıştır. Sonraki Hanefî bilginlerin, Ebû Hanîfe’nin ‘mekruh’ dediği şeylerin ‘harama yakın mekruh’ olarak anlaşılması gerektiğini ifade ettikleri göz önüne alınınca, Ebû Hanîfe’nin, gınânın tahrîmen mekruh olduğu kanaatini taşıdığı söylenebilir…

İmam Mâlik, gınânın hem icrasını, hem dinlenilmesini tasvip etmemiştir. Hatta satın alınan bir câriyenin şarkıcı (muganniye) olduğunun anlaşılması durumunda, bunun iadeyi gerektiren bir ayıp sayılacağını belirtmiştir…

Şâfiî, ‘Gınâ, bâtıla benzeyen mekruh bir eğlencedir. Bunu çok yapan sefih sayılır ve şahitliği reddedilir’ demiştir…

Ahmed b. Hanbel de kendisine gınânın hükmü sorulduğunda ‘Gınâ kalpte nifakı yeşertir, ben hoşlanmam’ diye cevap vermiştir…”(4).

Musikinin aleyhinde ve lehinde görüş bildiren belli başlı İslam âlimlerinin görüşlerinin aktarıldığı İlmihal’de, bütün bu görüşlerden hareketle şöyle bir kanaate varıldığı görülmektedir:

“Bütün bu anlatılanlardan şöyle bir sonuç çıkarılması mümkündür. Müzik, İslâm bilginleri tarafından çokça tartışılan ve hakkında lehte ve aleyhte çok şey söylenen konular arasında yer alır. Müziğin lehinde ve aleyhinde öne sürülen gerekçeler birlikte düşünüldüğünde müziğin mutlak olarak yasaklanmadığı, aksine mubah bırakıldığı sonucuna ulaşılır. Gerçekten de elde Kur’an ve Sünnet’te müzik dinlemenin haram olduğunu ve müzik dinleyenlerin günahkâr olacağını ispata yetecek malzeme bulunmadığı açıkça görülmektedir. Ancak, diğer mubahlar gibi müziğin de haramın işlenmesine vesile yapılmasına karşı çıkılmıştır.

Bu itibarla içinde isyan, küfür veya İslâm’ın hoş karşılamadığı sözler bulunan yahut cinsel tahrik, müstehcenlik gibi dinimizce hoş görülmeyen şeylere yol açan müziğin söylenmesi ve dinlenilmesi kesinlikle uygun değildir. Bununla birlikte müzik konusunu gerek önceki devirlerde gerekse zamanımızda bir tercih ve takvâ meselesi olarak değerlendirenler de buluna gelmiştir. Bunların saygıyla karşılanması gerektiği gibi, müzik dinlemeyi bir eğlence unsuru olarak görenlerin de hoş karşılanması gerekir “(5).

Ayrıca söz konusu eserde, müziğin ruhu teskin ve tedavi edici fonksiyonu üzerinde de durulmakta ve müziğin mubah olmasının gerekçelerinden birisinin de müziğin bu yönü olduğunun ima edildiği satırlarda şöyle denilmektedir:

“Müziğin bir tedavi aracı olduğunu keşfetmiş bir kültürün vârisleri olarak, yeterli delil ve gerekçe olmadığı halde, vaktiyle birtakım sosyolojik gerekçe ve amaçlarla verilen hükümleri içeriğinden mahrum bir şekilde günümüze taşımak veya yanlış değerlendirmelerde bulunmak suretiyle bu doğal ilâçtan insanları mahrum etmek isabetli bir bakış açısı olarak gözükmüyor.”(6).

“Son olarak kimi çevrelerde gündeme getirilen ve tartışılan İslâmî müzik-gayri İslâmî müzik ayırımına ve gayri İslâmî müzik yapılan müzik aletleriyle, İslâmî müzik üretmenin câiz olup olmadığı konusuna değinmek uygun olacaktır. Hemen belirtilmelidir ki, gerek müziğin, gerekse müzik aletlerinin İslâmî-gayri İslâmî şeklindeki kategorik ayırımı isabetli görülemez. Bunun yerine, halk müziği, sanat müziği gibi tür ayırımlarına benzer şekilde, belki, cami müziği/mûsikisi, tekke müziği, kilise müziği gibi tür bildiren isimlendirmeler yapılabilir. Böyle bir yaklaşım ne kadar işin mahiyetine uygunsa, din merkezli ayırımlar o kadar yapaydır”(7) şeklinde verilen bilgiler ise “İslami Müzik” adı altında, müzik yaptıklarını söyleyerek aslında din bezirgânlığı yaparak para kazanan kimi çevrelerin canına od tıkayacak türden bilgilerdir. Tabi anlayanlar için.

Yusuf İslam ve Sami Yusuf gibi ecnebî asıllı Müslümanları getirip konserler verdirenlerle, dini içerikli sözler yazarak ve modern pop müziği enstrümanlarının arasına kilise veya tekke müziği enstrümanlarından birkaçını koymak suretiyle İslami Pop yaptıklarını zannedenler bu sözlere iyi kulak vermelidirler. Çünkü yaptıkları ya poptur, ya cazdır, ya halk müziğidir ya da sanat müziğidir. Müzikte din unsurunu merkez alan ayrımlar ise Diyanet’e göre yapay ayrımlardır.

Özetle Diyanet’e göre; “Müzik sözlerinin İslâmî ilkelere aykırılık içeren, içermeyen şeklindeki ayırımı bir ölçüde mâkul karşılansa bile, içinde besmele, tekbir, cihad, peygamber gibi kavram ve sözcükler geçenleri İslâmî, böyle olmayanları gayri İslâmî saymak doğru değildir. Diğer birçok sanat dalı gibi, müzik de önce yerel/millî, sonra evrenseldir. Hal böyle olunca İslâmî-gayri İslâmî müzik aletlerinden değil, -çünkü müzik aletinin Müslüman’ı gavuru olmaz- asırlar içinde zenginleşen ve gelişen millî kültürümüzden gelen, bize ait olan müzik aletlerinden bahsedebiliriz. Elbette ki her türlü müzik üretiminde çoğunlukla bizim olan, bize mal edilen müzik aletlerinin kullanılması uygundur, fakat bu dinî hassasiyet değil millî hassasiyet gereğidir.”(8).

Diyanet’in sanat dallarından müziğe karşı olan bakış açısını yansıtması bakımından ilginç bulduğumuz bir bilgi de, şarkılı türkülü davetlere katılıp katılmama konusundaki görüşüdür. Bu konuda şöyle diyor Diyanet:

“İslâmî ölçülerle bağdaşmayacak ölçüde şarkılı türkülü ve eğlenceli bir yemeğe veya toplantıya davet edilen bir kimse, eğer bu münkerin işlenmesine engel olabileceğini kestiriyorsa, davete icâbet edip toplantıya katılması uygun olur. Engel olamayacaksa dinî, ahlâkî, sosyal fayda-zarar açısından katılma ile katılmama arasındaki etki ve sonuç farkını göz önüne alarak karar verir ve ona göre davranır.”(9).

Görüldüğü gibi, en azından 1999 yılında yayınlanan İlmihali esas alındığında Diyanet’e göre; müzik, haram değildir, ayrıca İslami Müzik-Gayriislami Müzik ayrımı son derece yapaydır ve gerçekçi değildir. Müzik konusuna da diğer birçok davranışımızda olduğu gibi, ahlaki değerler ve israf bakımından yaklaşmak gerekir. Bu ilkelere aykırı olmadığı sürece müzikle meşgul olmakta hiçbir sakınca yoktur.

Şu ayrıntıya da dikkat çekmekte fayda var: Melih Aşık’ın aktardığı kadarıyla; müzik konusunda en katı görüşler gördüğünüz gibi Prof. Dr. Hayreddin Karaman’a aittir. Zira M.Aşık’ın iddiasına göre; hoca bırakın müzik icrasını ve dinlenmesini, çubukla ahenkli bir şekilde vurmayı bile haram kabul etmektedir! Hayreddin Hoca’nın bunları söylediğine asla inanmıyorum. Bizi böyle düşünmeye iten husus, yukarıdaki bilgileri aktardığım 1999 tarihli Diyanet İlmihali’nin “İlmi Müşavere ve Redaksiyon Heyeti” nde Sayın Hayreddin Karaman’ın da üye bulunması ve Müzik konusunun muhtemelen onun yakın arkadaşı da olan eski Diyanet İşleri Başkanlarından Prof. Dr. Ali Bardakoğlu tarafından kaleme alınmış olmasıdır.

Siz İslam Peygamberinden Daha mı Müslümansınız?

Bence siz bakmayın; ilahiyatçıların “Müzik Haramdır” filan demelerine. Pek çoğunun cep telefonlarında güncel şarkıların melodileri yüklüdür! Bir çoğu, sazende ve hanende olarak müzikle uğraşır bunların. Sadece sözüm ona dini musiki de değil, hemen her müzik dalında hünerleri vardır hocaların. Buna yakından şahidim ben. Çünkü içlerinde yaklaşık 21 sene bulundum.

Yılını hatırlamıyorum; bir gün Ankara’da Kocatepe Camii’de cuma namazı kılıyoruz. O günlerde hizmet içi eğitim için Ankara’da bulunan bir grup müftü de var yanımızda. İsmail Coşar o güzel sesiyle tam Fatiha’yı okumaya başlamıştı ki; önümüzdeki saftan bir cep telefonu başladı Sibel Can’dan BERİVAN şarkısını söylemeye. Edirne Süloğlu Müftüsü’nün telefonuydu namazda Berivan söyleyen. Telefonunu kapatmayı unutan Müftü Efendi’nin oldukça mahcup olduğunu hatırlıyorum.

Kırklareli Müftü Yardımcısı Adnan Zeki Bıyık’ın “O Ses Türkiye” isimli şarkı yarışmasına katıldığını herkes biliyor bu ülkede. Ayrıca din adamlarından kurulu koroların, bugün “İslami Düğün” adı altında yapılan düğünlerde para karşılığı sahne aldıkları ve sözüm ona ilahi adı altında çalıp söyledikleri müzik parçalarının, genelde en hareketli güncel pop ve halk müziği melodileriyle söylendiği de bilinmektedir. Öte yandan geçmişte, isminin başında “Hafız” bulunan bir çok din adamı da müzikle ilgilenmişler, çalıp söylemişler ve besteler yapmışlardır. Hafız Burhan, Hafız Sadettin Kaynak, Hafız Yaşar Okur örneklerinde olduğu gibi.

Çünkü yukarıda da zikredildiği üzere, bu ülkede Diyanet İşleri Başkanı olacak kapasitede dini bilgisi olan Prof. Dr. Ali Bardakoğlu bile “Gerçekten de elde Kur’an ve Sünnet’te müzik dinlemenin haram olduğunu ve müzik dinleyenlerin günahkâr olacağını ispata yetecek malzeme bulunmadığı açıkça görülmektedir.” diyor.

Tam aksine; Hz. Peygamber’in bu konuya hoşgörü ile baktığına dair birçok rivayet vardır. Onlardan birisi, Hz. Peygamber’in, “evlilikleri davul çalarak ilan” dediği şeklindeki rivayettir.

Bir diğer rivayet ise şöyledir: “Bir sefer dönüşünde Enceşe isimli sahabe kadınların bindiği develere nezaret ediyor ve onların düzgün yürümelerini sağlıyordu. Bir ara Enceşe kendisini bir şarkıya kaptırmış ve bu arada kadınların bindiği develeri normalden hızlı yürütmeye başlamıştı. Durumu gören Hz. Peygamber, kadınları kasıtla ‘Ya Enceşe, lütfen billurları sarsıp incitme!’ demiştir”

Bir başka rivayet ise şöyledir: “Bir bayram günü, birkaç cariye Hz. Aişe’nin evinde def eşliğinde şarkı ve kahramanlık şiirleri söylüyorlardı.Hz. Peygamber de yatağına geçip uzanmıştı. O sırada eve gelen Hz. Ebu Bekir, ‘bu ne hal’ diyerek kadınları uyarmak istemiş, ancak Hz. Peygamber ‘Bırak onları Ya Ebu Bekir, gönüllerince eğlensinler, her milletin bayramı vardır, bu da bizim bayramımızdır’ buyurmuştur.”

Yine bir rivayete göre; Hz. Peygamber bir bayram günü bazı sahabelerle Mescide geldiğinde yeni Müslüman olmuş bir grup Habeşli Müslüman’ın Mescid’de kendi aralarında eğlendiklerini gördüler. Hz. Ömer, “Edepsizler bu ne haldir…” diyerek onları uyarmak istediğinde, İslam Peygamberi Ömer’e dönerek; “Onları rahat bırak Ey Ömer, bugünler bayram günleridir, gönüllerince eğlensinler” buyurdu.

Belki de bu son rivayetin başka bir versiyonu olabilir: Bir gün Habeşliler, Medine’de geniş çaplı bir eğlence tertip ederek kadınlı erkekli olmak üzere müzik eşliğinde meydanda eğleniyorlar, diğer Müslümanlar da onları seyrediyorlardı. Bunu duyan Ayşe’nin talebiyle İslam Peygamberi, genç eşi Aişe’nin elinden tutarak onu eğlence yerine götürdü ve kalabalık arasında oyunları daha iyi görebilmesi için zaten ufak tefek bir kadın olan Aişe’yi omzuna aldı. Bazı kaynaklarda “onu sırtında yükseltti” tabiri geçmektedir. Bizim dilimizde bunun anlamı olsa olsa omzuna aldı olmalıdır.(10)

Bütün bunlardan sonra “Müzik Haramdır” fetvası veren hocalara sorarım şimdi, siz İslam’ın Peygamberinden daha mı Müslümansınız efendiler..

14.12.2017/Ömer Sağlam
_______________
1- http://www.milliyet.com.tr/yazarlar/melih-asik/muzik-haram-mi–2570845/
2- Bkz. Sözcü gazetesi, “Piyangodan sonra şimdi de ‘ahlaksız müzik’ fetvası” başlıklı ve Ali Ekber Ertürk imzalı haber. http://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/piyangodan-sonra-simdi-de-ahlaksiz-muzik-fetvasi-2131585/
3- İlmihal-II İslam ve Toplum,s, 106, TDV. İSAM (İslam Araştırmaları Merkezi) Yayını, İstanbul, 1999.
4- Age, s, 106-107.
5- Age, s,110-111.
6- Age, s.111.
7-Age, s, 111.
8- Age, s.111.
9- Age, s. 112.
10-Rivayetler, aklımızda kaldığı kadarıyla ve anlam itibarıyla aktarılmıştır. Kaynaklarda lafızları farklı olabilir.