Kategoriler
Kültür/Sanat Türkiye Ümran Ünlü

ESKİ RAMAZANLAR

Sofrasını hazırlamış ezanın okunmasını bekliyordu. İçi bir başka buruktu bu ramazan. Herkes gibi  o da eski ramazanları özlüyordu.

Tek kişilik sofrasına baktı ve çocukluk yıllarına dalıp gitti.

Konakta kalabalık bir ailede büyümüştü. Ramazanlarda iftar sofraları otuz kırk kişinin altına düşmezdi.

Saatler öncesinden iftar hazırlığına başlanır ve evin gelinleri bütün hünerlerini döktürürlerdi.

Mis gibi kokan tarhana çorbasıyla açarlardı oruçlarını. Arkasından yöresel yemek çeşitleri gelirdi. En sonunda da kınalı parmaklarıyla açtıkları baklavayı getirirdi gelinler.

Herkes sofrada beklerdi ezanın okunmasını.Yalnız çocuklar kapı önünde beklerdi nedense.  Ezanın okunmasıyla kaşıklar alınır ve büyük bir neşe içinde iftar yapılırdı. Arkasından kahveler içilip camiye teravi namazına gidilirdi.

Hele sahuru hiç sormayın. Gece saat onikiden sonra meydandaki köy fırını yakılır, gelinler koca koca tepsilerle haşhaşlı afyon bükmesi yaparlardı.  Yanına mutlaka yarma erikten ya da üzüm eriğinden hoşaf olurdu.

Gece boyu fırındakiler ayrı eğlenir, evdekiler ayrı.

Dayısı pişmaniye yapardı siniler dolusu.

Çocukluğundaki ramazanlar hep kışa rastlıyordu.

Sonra dayısı deve oyunları düzenler resmen orta oyunu sergilerdi.

 Ümran’ın tiyatro tutkusu dayısından geçmişti besbelli.

”Yaşlanıyorum galiba, geçmişe özlem duymaya başladım” diye geçirdi içinden.

Sonra dünyanın öbür ucundaki çocukları geldi aklına. Yıllardır ilk defa yalnız ramazan geçirecekti.

Derin bir iç geçirdi.

Amerika’daki ramazanları hatırladı.

Bir ara öylesine daldiki kendi kendine konuşmaya başladı.

‘’ Bazen acaba diyorum, bu yaban eller çocukluğumuzu da mı çalmış’’

ABD  de Türkler genelde aynı yerlerde oturuyordu.

1999 yilinda yillik iznine giden Ümran’i deprem oldu diye çocuklari bir daha geri göndermediler. Önceleri dağın tepesinde tek başına kalan Ümran 2000 yilinda Clifton’a taşındı. Evin hemen yakınında  cami vardı. Ramazandan bir kaç gün önce ziyaret ettiğinde Gaffar hocayla tanıştı. Anne-oğul ilişkisi onlari iyice yakınlaştırdı. Ramazan gelip çattığında evde yalnız kalan Ümran kalkar kalkmaz soluğu camide alıyordu. Önceleri evde ne varsa götürüp pişiriyordu camide.  3-5 kişiyle birlikte iftar yapıyorlardı.

Tam 18 yil gecti aradan. Şimdi her ramazanda hayatın akışını dondurur Ümran ve ramazanın tadını doyasıya yaşamak için küçük bir oda kiralar camiye yakın. Artik 150 kisiden fazla insan gelmektedir iftara. Öğrencisi, işsizi, evlisi, bekarı, kadını, kızı, çoluğu, çocuğu… Herkes gücünün yettiğince üç-beş kuruş verir camiye. Bütün ramazan bu paralarla iftar yemekleri hazırlanır.

Ümran yataktan kalkıp duşunu alır almaz camiye koşar, Üç-beş arkadaş birbirinden güzel yemekler hazırlarlar. Iftardan önce mukabele okunur. Akşam namazının arkasından iftar yapılır coşku içinde. Çaylar içilir, dereden tepeden sohbetler yapılır tatlı tatlı.

Teravi namazi kılınır. Yine  çay ve meyve eşliğinde sohbetler yapılır. Küçük çocuklari olan ve sabah erken işe gidecek olanlar evlerine gider. Zamanın nasıl gectiğini anlayamazsınız. Ümran tek başına sahur sofraları hazırlar. Çayları demler. Bir de bakmışsınız ki sahur vakti yaklaşmış. Sahur yapılır sabah namazı kılınıp, herkes everine dağılır.

Hani eskiden eş, dost iftara çağrılırdı ya, şimdi gerek yok, herkes camide, hep birlikte iftar yapılıyor.

Ümran’ın duası hiç değişmez”Allah’im  ordumuzu, yurdumuzu, cumhuriyetimizi kişisel çıkarlarının üstünde tutacak, ülke topraklarını peşkeş çekmeyecek, yönettiği insanlara adil davranacak, ülkemizi çağdaş medeniyetler seviyesine yükseltecek, demokrasimizi kesintiye uğratmayacak, ATATÜRK ilkelerine sahip çıkacak, ordusunu hapse gönderip, ülke düşmanlarını baş köşeye oturtmayacak, halkını ötekileştirmeyecek, insanını gruplara ayırıp birbirine düşman etmeyecek, birlik ve beraberliğimizi koruyacak, gençliğine sahip çıkacak, geriye değil, ileriye götürecek, inaniyormuş gibi halkı kandırmak yerine, gerçekten inançlı olup kul hakkı yemeyecek yöneticiler nasip et.”

Ümran o kadar güzel ramazanlar yaşıyorduki son 18 senedir, almak yerine vermenin güzelliğini, düşman olmak yerine her kesimden insanla dostca paylaşmanın hazzını duyuyordu. Çok mutlu ve huzurluydu. Tek üzüntüsü ülkesinde yaşananlardi. Ülkesinin ve insanin acısını yüreğinde hissediyordu. Ne yazikki elinden hiçbirsey gelmiyordu dua etmekten başka…

Artık hiç özlem duymuyordu çocukluğunun ramazanlarına.

Millete gösteriş için inanıyormuş gibi görünüp,kul hakkı yiyen,kardeşi kardeşe düşman eden sahte müslümanlardan korusun ülkemizi yaratan…

Gerçekten inanan,ibadetini Allah rızası için yapan,gerçek müslümanlara,nice saglikli,huzurlu ve mutlu ramazanlara….

Yazar Ümran Ünlü

Gazeteci,yazar,oyuncu,korist,matematikçi,aktivist...

Felsefesi;Hayatı ,insanları,hayvanları...Özet olarak herşeyi sevme yeteneği... Mutfak ve bahçem terapi alanım...Hayat bu kadar güzel ve yaşanasıyken,insanların iki yüzlülüğünü ve hayatı kendilerine de ,çevresindekilere de zehir etmelerini anlayamıyorum.

Elizabeth Ümran Ünlü She was born on january 10 th, 1951 in Afyon’s village of Üclerkayasi. After she had finished primary school in the village she got on the road of finishing middle school and becoming a teacher in Kütahya with the words of her teacher, “You are going to open the doors of this village to the World, you must learn.” She became a math teacher after finishing the Eskisehir Anatolia University. She also taught classes in Yalova and Istanbul. Then, she began working in Turkish Art Music. Later on, she became a project teacher and a vice-principal in a private school in Suadiye, Istanbul. After the age of 45, she decided to learn theater work that she could not give up on. She got acting training for two years at the Kadıköy Halk Eğitim Deneme Sahnesi. She was in plays like Savaş Oyunu(War Game) and Kına Gecesi(Henna Night) . She also had roles in the theaters of AKM-Haldun Taner-Kadıköy-Mecidiyeköy-Sarıyer. She educated her children in the best schools and taught them to be children that she will be proud of. (Pilot, engineer, researcher)After being a principal in classes in Şişli, in 1999 she came to America where she had sent her son for school. She continued her Turkish Art Music and theater work in has been participating a chorus, and they are going to have a concert on November 2,2019 at Carnegie Hall.They give concert every year. She went to University in America for language courses. For a remainder of the time, she wrote plenty of children’s stories in many websites and magazines. She is writing the book “Bir Yerlerden Başlamalıyım” and writing the play “Ah Amerika.” While spending a pleasurable life with her children and grandchildren, she is planning to begin her theater life in America with the play musical“Keşanlı Ali Destanı”,Çalıkuşu"Nasrettin Hoca"7 kocalı hürmüz"Keloğlan" ,She also continues to live peacefully with herself and everyone and continues to give this love to humankind because of her daughter’s words, “The endless love and care in my mother’s heart would be enough for the Earth.” Hayat bu kadar güzel ve yaşanasıyken,insanların iki yüzlülüğünü ve hayatı kendilerine de ,çevresindekilere de zehir etmelerini anlayamıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.