Ana sayfa Yazarlar Ömer Sağlam

Benim Cumhurbaşkanı Adayım Aziz Sancar!

O dönemin medyasına yansıyan haberlere göre; 1990 yılında Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgali sırasında, Iraklı askerlerin Kuveyt’te ev işlerinde çalıştırılan Filipinli kadınlara zorla tecavüz etmesi gündeme gelince, dönemin Filipinler Dışişleri Bakanı, Filipinler parlamentosunda yapmış olduğu konuşmada Kuveyt’te tecavüze uğrayan vatandaşı kadınlara şöyle seslenmişti: “Tecavüz kaçınılmaz ise bırakın karşı koymayı, bundan zevk almaya bakın!” Aynı haberlerde bu sözlerin sahibi erkek bakanın, dönemin Filipinler Devlet Başkanı Bayan Corazon Aquino tarafından derhal görevden alındığı da belirtiliyordu yanlış hatırlamıyorsam.

Kadınları aşağıladığı besbelli olan bu söz, o bölgede darb-ı mesel galiba. Zira aynı sözü 2013 yılında Hindistan Merkezi Araştırma Bürosu’nun Başkanı Ranjit Sinha da söylemiş. Ülkede yaşanan yaygın tecavüz vakalarına ilişkin olarak şöyle demiş adam: “Tecavüz kaçınılmazsa zevk almaya bakmak gerekir”(1). Bazı haberlerde bu adamın aynı zamanda polis şefi olduğu da söyleniyor(2).

Referandum gününün hemen ertesinde yazmış olduğum “Atı alan Üsküdar’a geçti, sür eşeğini Niğde’ye” başlıklı yazımda hülaseten şöyle demiştim “Referandum meşrudur. Bırakın itiraz etmeyi de 2019 için şimdiden çalışmaya başlayın..”  

İşte o satırlar:

“YSK kesin sonucu henüz açıklamadı. Ancak ekranlarda EVET %51.4, HAYIR %48.6 yazıyor. Üç aşağı beş yukarı netice böyle kesinleşecektir. Yapılan itirazların sonucu değiştireceğini hiç sanmıyorum. Eğer itirazlar sonucu değiştirmiş olsaydı, Mansur Yavaş’ın itirazları bir sonuç verirdi. Çünkü, Seçim Kanunu’nun 2010 yılında değiştirilmiş açık hükmüne (Md.98 ve Md.101) rağmen, bu değişiklikten önce alınmış YSK kararlarını örnek göstermek suretiyle “Sandık kurullarının ıslak imzası bulunan tutanaklar elimizde. Dışarıdan geldiği kanıtlanmadıkça mühürsüz oy pusulaları da geçerlidir” diyen bir YSK başkanımız var bizim. Dolayısıyla; bu konuyu uzatmanın hiç kimseye faydası yoktur. Bu sebeple herkes işine baksın derim ben.

Eğri oturup doğru konuşalım; Tayyip Bey bu seçimin de galibidir. Hayırlı uğurlu olsun. Demokrasiye olan inancım gereği kendisini tebrik ediyorum. Peki oylama meşru mudur? Evet meşrudur. Sayın Cumhurbaşkanı, başkanlık mührünün şimdilik en güçlü adayıdır ve “Mühür kimde ise Süleyman odur” sözü mucibince, Süleyman olma konusunda en büyük şans onundur artık. Şimdilik başkanlık mührünü tam olarak almış diyemeyiz; çünkü verilen yetkilerin tamamını, ancak 3 Kasım 2019 günü yapılacak seçimleri eğer kazanırsa kullanabilecektir.

Gelin görün ki; her ne kadar meşru da olmuş olsa %51.4 ile kabul edilmiş bir anayasa, tam anlamıyla bir “Toplumsal Sözleşme” niteliği taşıyamaz ve bu anayasaya göre; bu ülke ve bu millet tam anlamıyla yönetilemez! Bu oranla kabul edilmiş bir anayasadan almış olduğu yetkilerle yönetim yetkisini kullanacak bir başkan, sürekli arkasını kollamak zorunda kalacaktır. Çünkü arkasından hiçbir zaman emin olmayacaktır. Neticede bu anayasa toplumun neredeyse yarısının, başka bir deyişle her iki kişiden birisinin kabul etmediği bir anayasadır. Üstelik Türk demokrasi tarihinin en az oy alan anayasasıdır.”

Evet, benim “Referandum meşrudur” şeklindeki yorumum, bir miktar Filipinler Dışişleri Bakanı’nın Filipinli kadınlar, Hindistanlı Polis Şefi’nin de Hindistanlı tecavüz mağduru kadınlar hakkındaki çıkışlarına benzese ve tıpkı onların tavrı gibi bir çaresizliğin eseri olsa da ben yine aynı düşüncedeyim. AİHM’e kadar gitseniz de bundan hiç bir sonuç çıkmayacaktır, 16 Nisan referandumu (kerhen) meşrudur! Keşke şaibesiz bir referandum yapabilseydik…

Şu halde “HAYIR” oyu veren muhalefetin, oturup 2019 seçimleri için stratejiler üretmesi, 2019 için başkan adayını şimdiden belirlemesi ve derhal çalışmaya başlaması gerekir. Elbette bana göre de; bırakın iddia edildiği gibi milyonlara varan sahte oy kullanılmasını, “Evet” veya “Hayır” yönünde bir tane sahte oy kullanılmış olsa bile, bunun adı düpedüz siyasi tecavüzdür! Gelin görün ki; tıpkı tecavüzcüsüyle evlendirilmek zorunda bırakılan genç kız gibi, Türk seçmeni de referandum sonucuna zorla razı olmak durumunda bırakılmıştır. Üstelik başka çıkar yol da gözükmüyor ufukta.

Gelin görün ki; gün mızmızlanma ve dırlanma günü değil, çalışmaya başlama günüdür. Bu açıdan bakılınca, önceki günkü Deniz Baykal Kemal Kılıçdaroğlu görüşmesini oldukça anlamlı buluyorum ben. Esasen yaşı ve siyasi tecrübesi itibarıyla artık “Bir Bilen” konumuna yükselen, diğer bir deyişle politikanın nirvana dönemini yaşayan Deniz Baykal da tıpkı bizim gibi, baştan beri aynı şeyi söylemektedir. Özetle; “Maç henüz bitmemiştir, bu maçın ikinci yarısı 2019’da oynanacaktır. Karşı taraf sadece ofsayttan bir gol atmıştır” diyor Deniz Baykal. Bizim Deniz Bey’den ayrıldığımız nokta ise, bizim bu maçın bittiğini, ancak rövanşının normal şartlarda 2019 yılında oynanacağını düşünüyor olmamızdır. Golün ofsayt olup olmadığını ise bilemeyiz! Hakem (yani bu devletin yetkili kurumları) golü vermişse yapılacak bir şey yok demektir. Hakeme saldırmakla maçın kazanıldığı ve golün geçersiz sayıldığı görülmüş şey değildir spor tarihinde. Unutmamak gerekir ki; 3 Kasım 2019 günü yapılacak rövanş maçını da aynı hakemler yönetecektir; o sebeple hakemlere saldırmayı bir an önce bırakmakta fayda var. Aksi takdirde mazallah büsbütün taraf tutarlar!

Deniz Baykal’ın Niyeti Nedir?

Deniz Baykal, aynı düşüncelerini dün “Tarafsız Bölge” isimli televizyon programında da dile getirdi. Ancak Deniz Bey’in Cumhurbaşkanı adaylığının, CHP Genel Başkanı’nın hakkı veya onun ayrılmaz bir parçası olarak görmesi oldukça ilginç. Programda Kemal Kılıçdaroğlu’nu kasıtla söylediği Genel Başkan ben adayım diyorsa, doğal olarak o adaydır. Tabi bu yetmez derhal koalisyon ortaklarıyla kaynaştırılması onlarla ilişkilerin gelişmesi lazım. İlk önemli karar Sayın Genel Başkan’ın alması gereken karardır. Adayım derse aday arama gündemden kalkar ve o adayı topluma kabul ettirme sağlama çalışmasıdır. İki sene gayret göstermemiz gereken süredir. 49 gidiyor kardeşim, 49’u tutmanın yolu bu. Eğer ‘ben aday değilim’ diye bir karar alırsa Genel Başkan, ne yapacağız. CHP, cumhurbaşkanı adayı olmayı kabul eden, talep eden veya ikna edilen ne kadar insan varsa onların tümünü derhal kurultayını olağanüstü çağırıp, o kurultayda genel başkan olarak kimi istiyorsanız seçin o adayınız olacaktır demesi lazım.” şeklindeki sözler, oldukça anlamlıdır.

Zira Deniz Baykal, bu sözleriyle bir anlamda Kılıçdaroğlu’na “Ya cumhurbaşkanı adayı ol ya da CHP Genel Başkanlığını bırak” çağrısı yapmaktadır. Yani bir anlamda Kılıçdaroğlu’nu köşeye sıkıştırma taktiği uygulamaktadır! Anlaşılıyor ki; Deniz Baykal ve Muharrem İnce’nin referandum öncesinde yapmış oldukları çalışmaların, başka bir amacı daha varmış! Yani CHP’de, 2019 seçimlerinden önce bir lider yarışı da gündeme gelecek gibi gözüküyor. Deniz Baykal’ın bile gözü var CHP liderliğinde. Oysa ben, kim ne derse desin, Kemal Kılıçdaroğlu’nu bir hayli başarılı buluyorum. Referandumda çıkan %48.6 oranındaki Hayır oylarındaki başarının en büyük bölümü ona aittir. İkinci büyük pay ise Meral Akşener’indir. Çünkü Ülkücüleri büyük ölçüde o çekip çevirmiştir referandum öncesinde.

MHP’li Muhaliflerin Durumu ve II. Ekmel Bey Vak’ası! 

Baykal’ın yukarıda yer alan “Genel Başkan ben adayım diyorsa, doğal olarak o adaydır. Tabi bu yetmez derhal koalisyon ortaklarıyla kaynaştırılması onlarla ilişkilerin gelişmesi lazım. İlk önemli karar Sayın Genel Başkan’ın alması gereken karardır. Adayım derse aday arama gündemden kalkar ve o adayı topluma kabul ettirme sağlama çalışmasıdır. İki sene gayret göstermemiz gereken süredir. 49 gidiyor kardeşim, 49’u tutmanın yolu bu..” sözlerini önemli buluyorum.

Baykal’ın koalisyon ortaklarından maksadı nedir? Muhtemelen referandumda “Hayır” oyu veren MHP’li muhalifler ile SP, DYP, ANAP ve Vatan Partisi vs. küçük partiler. Peki, Deniz Baykal veya Kemal Kılaçdaroğlu, referandumda ortaya çıkan %48.6’yı koruyabilecek ve üstüne koyabilecek vasıfta adaylar mıdır? Sanmıyorum. Çünkü, 7 Haziran seçimlerinden sonra yapılan TBMM Başkanlığı seçimi bunu apaçık ortaya koymuştur.

Bu sebeple muhalefetin, herkesin oyunu alabilecek çap ve vasıfta bir ortak aday belirlemesi gerekiyor ki; bu aday herhalde Ekmel Bey gibi birisi olmamalıdır. Medyada Abdullah Gül’ün muhalefetin adayı olacağına ilişkin iddialar var. Olacak şey değil. Abdullah Gül’ün muhalefetin ortak adayı olması demek, tam da II. Ekmel Bey Vak’ası demektir! Yani başarısızlığı ve yenilgiyi baştan kabul etmek anlamına gelmektedir.

İşte bu noktada MHP’li muhaliflerin oynayacakları rolü önemli görüyorum ben. MHP’li muhalifler, siyasi parti mi kuracaklar, yoksa 100 bin imzayı toplayıp Sayın Akşener’i 2019 için Cumhurbaşkanı adayı mı gösterecekler, hiç vakit geçirmeden buna karar verip, çalışmaya başlamak zorundadırlar. Akşener hakkında, DP veya ANAVATAN partisine katılacağı şeklinde iddialar ve çağrılar var medyada. Sayın Akşener’e hiç tavsiye etmem bunu. Böyle bir hareket, kesinlikle siyasi intihar olur ve çevresindeki kalabalıkları dağıtmaktan başka hiçbir işe yaramaz. Zira bu durumda Meral Hanım, katılacağı siyasi partilerin geçmişten sırtlayıp getirdikleri siyasi kamburları savunmaktan, kendini ve fikirlerini savunmaya fırsat bulamayacaktır. Çünkü ne DP, ne DYP ve ne de ANAP, sütten çıkmış ak kaşık değillerdir. Hepsinin kendilerine göre bir şaibesi vardır arkalarında.

Bu itibarla ben, MHP olmayacaksa (bence olmaz) kesinlikle yeni bir parti kurulmasını, olmazsa Meral Hanım’ın 2019 için muhalefetin ortak Cumhurbaşkanı adayı olmasını tavsiye ediyorum. İtiraf etmek gerekirse; bize göre muhalefetin ortak adayı olması halinde, sosyal medyada isimleri geçen Deniz Baykal, Kemal Kılıçdaroğlu, Abdullah Gül, İlker Başbuğ, Abdüllatif Şener gibi isimlere kıyasla, en başarılı sonucu alma temayülü olan isim Sayın Akşener’dir. Çünkü, başta Eskişehir toplantısı olmak üzere; referandum öncesinde birkaç toplantısını yerinde gözlemleme imkanı bulduğum Meral Akşener’de böyle bir potansiyel bulunmaktadır. Eskişehir’deki toplantısına, başta Yılmaz Büyükerşen olmak üzere; CHP’li bütün yerel yöneticiler ve Utku Çakırözer gibi milletvekilleri de gelmişti.

Benim Cumhurbaşkanı Adayım Aziz Sancar

Keşke çok daha tarafsız ve çok daha iyi bir isim bulunabilse muhalefetin ortak adayı olarak. Mesela Nobel ödüllü Aziz Sancar bu konuda biçilmiş kaftandır Türkiye için. Hem uluslararası saygınlığı olan, hem naif, hem Atatürkçü, hem Türk Milliyetçisi bir adam Aziz Bey. Üstelik siyasi hırsları olmayan, oldukça naif biririsi. Üstelik o bir Mardinlidir. Doğu ve batının sentezi gibidir.

Anıtkabir’e çelenk koyarak sadece saygı duruşunda bulunmakla yetinmeyip, el açıp Büyük Atatürk’ün ruhu için üç İhlas bir Fatiha okuyup duâ eden bir adam, bu ülkede toplumun her kesiminden oy alır bana göre.

Ancak hocanın bunu kabul edeceğini hiç sanmıyorum. Türkiye’nin bu geçiş döneminde ve milletimizin bu tarihi dönemecinde bu önemli görevi keşke kabul etse Aziz Sancar. Çünkü bu dönemde yüksek profilli bir Cumhurbaşkanının, Türkiye için hep potansiyel bir risk alanı oluşturacağını düşünüyorum ben…

______________

1- http://www.cnnturk.com/ekonomi/tecavuz-kacinilmazsa-zevk-almaya-bak

2- http://www.radikal.com.tr/dunya/polis-sefi-tecavuz-kacinilmazsa-zevk-almaya-bakin-deyince-1160820

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here