Kategoriler
Dünya Kültür/Sanat Politika Ümran Ünlü

EMEKÇİNİN BAYRAMI

Ne zaman doyacak sizin aç gözünüz?Ne zaman bitecek insanın insana zulmü?Nasıl sona erecek insanın insanı sömürmesi?Yetmedi mi bu uğurda dökülen kanlar,yitirilen canlar,yetmedi mi…İnsanca yaşamayı istemek,çocuklarının karnını doyurabilmek,en temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek neden suç bu dünyada?

Dünyadaki diğer canlılara şöyle bir bakın…Vahşi diye ödümüzün koptuğu hangi hayvan karnı tokken saldırıp canını alır,başka bir canlının…Düşününce en vahşi varlık ne yazıkki insan geliyor aklıma.

Adına av dediği bir spor yaratmıştır kendince,durup dururken yavrusu olan bir canlıyı öldürüp,bir kenara atar,ya da içini doldurtup çevresindekilere gösteriş yapar.

Üç kuruşluk bir menfaat için,bir insaı hiç vicdanı sızlamadan evinden barkından eder,o da yetmez hiç gözünü kırpmadan öldürür.

Bir bakın dizilere…Kim kimi aldatmış,kim kimi dolandırmış,kim kimi nasiı öldürmüş,Hangi duygularını ve insanlığını yitirmiş bir insan başka bir insanı nasıl ölüme göndermiş…

Aklı başında mantıklı bir insan çok fazla bir şey istemez bu hayattan.Bir işi olsun,emeğinin karşılığını alabilsin,başını sokacak bir yuvası olsun,çoluk cocuğunu harama el uzatmadan insanca yaşatabilsin…

Bu devran böyle gelmiş;Böyle gider mi dersiniz…

1880′li yıllarda , beden gücü kullanılıyordu ve çalışma şartları çok kötüydü.Gözü bir türlü doymayan patronlar özellikle küçük çocukları karın tokluğuna ve günde 15 saate yakın çalıştırıyordu.

Şirketler durmadan büyürken , işçilerin güvenliği, sağlığı, örgütlenme ve grev gibi en temel hakları gözardı ediliyordu.

1881 de yarım milyon işçiyi temsilen ”Örgütlü Meslek ve Emek Birlikleri Federasyonu” kuruldu ve “8 saatlik iş günü” mücadelesini başlattı.

ABD’nin Şikago kentinde 40 bin tekstil işçisi bir eylem baslattı ama bu eylem kanla bastırıldı.Yine bir fabrikada günde 8 saat çalışmak için greve giden,1.400 kişi işten atıldı. Bu tarihlerde greve gidenlere ateş açıldı ve 4 işçi öldü.

Bu saldırılar işçileri daha da yüreklendirdi ve mücadele gücü kazandırdı.ABD ve Kanada’da sendikalar haklı mücadeleleri için, 1 Mayis 1886′da 350 bin işçiyi greve baslatti. İşverenler böyle bir kararlılıkla ilk defa karşılaşıyordu. Bu ülkelerde hayat durdu. Işçiler kendi güçlerinin farkına varmışlardı. İşçilerin birleşmeye başladığını gören işverenler grev kırmak için sokak çeteleriyle anlaştı. Çetelerle birlikte polis de işçilere saldırdı.Pek çok işçi öldürüldü. Sanki karşılarında kanlı katiller vardı.

Hükümet ve işverenler birleşrek, sert önlemler almaya başladılar. İşten çıkarmaya ve baskı kurmaya devam ettiler.Bu da yetmedi olayları başlattığını düşündükleri 8 işçiyi idam cezasına çarptırdılar.

Bu 4 yürekli insan:Albert PERSONS, Adolph FISCHER, George ENGEL ve August SPIES idi. 1 Mayis 1886 da 8 saatlik işgücü için mücadele verdiler diye, idam edildiler. Albert PERSONS’na eğer özür dilerse affedileceği söylendi.Bunun üzerine bu işçi mahkeme karşısında “Bütün dünya biliyor suçsuz olduğumu, eğer asılırsam cani olduğumdan değil, emekçi olduğumdan asılacağım”dedi.

Cenaze törenlerine 100 binlerce insan katıldı. ABD’de gerçekleşen bu olaylar dünya işçi örgütlerini harekete geçirdi. II. Enternasyonal 1889′da Paris’teki kongrede, Amerika’daki işçileri desteklemek için, dünya çapında eylemler düzenledi. 1890′nin 1 Mayıs’ından itibaren,”Ulusal Birlik, Mücadele ve dayanışma Günü” olarak kabul edildi.

Böyle gitmesin artık bu devran,dönsün ve hak yerini bulsun…İnsanoğlu çok şey istemiyor,sadece insanca yaşamak…Kimler ve neden alıyorsunuz bu hakki ellerinden…

Patron da kazansın işçi de,bu o kadar zor degil ki…Kazandığının yarısını bile işçine versen o da insanca yaşasa ve sende yüzde beşyüz yerine yüzde elli kazansan namusunla,kul hakkı yemeden,helal tarafından olmaz mı!Hem sen hala fabrika üstüne fabrika açmaya devam edersin,hem işçin insanca yaşar, hem de çocuklarının boğazından helal lokma geçer.

En önemlisi de çocuklarının yüzüne utanmadan bakabilir,başını yastığa koyduğunda huzurla uyuyabilirsin…

Ne yazikki hükümetler de zenginleri destekler,hiçbir zaman işçinin ve emekçinin yanında yer almazlar.Çünkü o parababaları seçim zamanı açar kesenin ağzını,kaz gelecek yerden tavuk esirgemez,seçmenin ağzına bir parmak bal sürer,çeşitli vaatlerle istediğini seçtirir ve seçilenleri de kukla gibi oynatır kendi menfaatleri doğrultusunda…

İşte bu nedenledir ki eğitim sistemleri değiştirilmez,belli bir zümrenin eğitimine dönük sistemler yerleştirilir,halkın büyük bir kesimi cahil bırakılır ki,istedikleri gibi yönetebilsinler…

Soma’da yaşananlardan hiç mi ders almadı kimse!

Dini istedikleri gibi kullanıp,insanları sömürenlere bir çift sözüm var;günahtir ,ayıptır safsatalarıyla insanları kandırırken,İslamin Beş Şartı’ndan bir tanesinin zekat olduğunu, “zenginlerin,malının kırk da birini,yoksullara zekat olarak verme”hatırlatırım.Hani müslüman geçiniyorsunuz ya…

Artık Bir Mayıs İşçi Bayramı diye bir bayram kutlamayalım,hakça ,adaletli bir şekilde paylaşalım ve birlikte mutlu olarak,kavgasız döğüşsüz yaşayalım…

Yıllarca eğitim almış,hak-hukuk-adalet kavramları gelişmiş insanlara sesleniyorum;

Lütfen artık,ben ben ben demekten vazgeçin,egolarınıza yenik düşmeyin,biz olmayı öğrenin…Eğer biz demeyi ve paylaşmayi öğrenemezsek,sonunda kendi yarattığımız bu kan gölünde hepimiz boğulup gidecegiz.

İnsanca yaşamak ve yaşanası bir dünya için…

Yazar Ümran Ünlü

Gazeteci,yazar,oyuncu,korist,matematikçi,aktivist...

Felsefesi;Hayatı ,insanları,hayvanları...Özet olarak herşeyi sevme yeteneği... Mutfak ve bahçem terapi alanım...Hayat bu kadar güzel ve yaşanasıyken,insanların iki yüzlülüğünü ve hayatı kendilerine de ,çevresindekilere de zehir etmelerini anlayamıyorum.

Elizabeth Ümran Ünlü She was born on january 10 th, 1951 in Afyon’s village of Üclerkayasi. After she had finished primary school in the village she got on the road of finishing middle school and becoming a teacher in Kütahya with the words of her teacher, “You are going to open the doors of this village to the World, you must learn.” She became a math teacher after finishing the Eskisehir Anatolia University. She also taught classes in Yalova and Istanbul. Then, she began working in Turkish Art Music. Later on, she became a project teacher and a vice-principal in a private school in Suadiye, Istanbul. After the age of 45, she decided to learn theater work that she could not give up on. She got acting training for two years at the Kadıköy Halk Eğitim Deneme Sahnesi. She was in plays like Savaş Oyunu(War Game) and Kına Gecesi(Henna Night) . She also had roles in the theaters of AKM-Haldun Taner-Kadıköy-Mecidiyeköy-Sarıyer. She educated her children in the best schools and taught them to be children that she will be proud of. (Pilot, engineer, researcher)After being a principal in classes in Şişli, in 1999 she came to America where she had sent her son for school. She continued her Turkish Art Music and theater work in has been participating a chorus, and they are going to have a concert on November 2,2019 at Carnegie Hall.They give concert every year. She went to University in America for language courses. For a remainder of the time, she wrote plenty of children’s stories in many websites and magazines. She is writing the book “Bir Yerlerden Başlamalıyım” and writing the play “Ah Amerika.” While spending a pleasurable life with her children and grandchildren, she is planning to begin her theater life in America with the play musical“Keşanlı Ali Destanı”,Çalıkuşu"Nasrettin Hoca"7 kocalı hürmüz"Keloğlan" ,She also continues to live peacefully with herself and everyone and continues to give this love to humankind because of her daughter’s words, “The endless love and care in my mother’s heart would be enough for the Earth.” Hayat bu kadar güzel ve yaşanasıyken,insanların iki yüzlülüğünü ve hayatı kendilerine de ,çevresindekilere de zehir etmelerini anlayamıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.