Ana sayfa Haberler Dünya

KILIÇ/KALKAN-HÜSEYİN MÜMTAZ

KILIÇ/KALKAN

Hüseyin MÜMTAZ

Mustafa Kemal ATATÜRK, yâni TBMM’nin 24 Kasım 1934 tarihli toplantısında oy birliği ve 2587 numara ile verdiği soyadına göre “TÜRK’ün ATASI”; vefatından sadece 10 gün kadar önce, Cumhuriyet’in 15’inci yıldönümü olan 29 Ekim 1938’de TÜRK ORDUSU için şu mesajı yayınlar;

 “Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferle beraber medeniyet nurları taşıyan kahraman Türk ordusu! Memleketini en buhranlı ve müşkül anlarda zulümden, felaket ve musibetlerden ve düşman istilasından nasıl korumuş ve kurtarmış isen, Cumhuriyet’in bugünkü feyizli devrinde de, askerlik tekniğinin bütün modern silah ve vasıtalarıyla mücehhez olduğun hâlde, vazifeni aynı bağlılıkla yapacağına hiç şüphem yoktur.

Bugün, Cumhuriyet’in on beşinci yılını mütemadiyen artan büyük bir refah ve kudret içinde idrak eden büyük Türk milletinin huzurunda kahraman ordu, sana kalbi şükranlarımı beyan ve ifade ederken büyük ulusumuzun iftihar hislerine de tercüman oluyorum.

Türk vatanının ve Türk camiasının şan ve şerefini, dâhilî ve harici her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni her an ifaya hazır ve amade olduğuna benim ve büyük ulusumuzun tam inanç ve itimadımız vardır. Büyük ulusumuzun orduya bahşettiği en son sistem fabrikalar ve silahlar ile bir kat daha kuvvetlenerek büyük bir feragati nefs ve istihkarî hayat ile her türlü vazifeyi ifaya müheyya olduğuna eminim. Bu kanaatle Kara, Deniz ve Hava ordularımızın kahraman ve tecrübeli komutanları ile subay ve eratını selamlar ve takdirlerimi bütün ulus muvacehesinde beyan ederim.

Cumhuriyet Bayramı’nın on beşinci yıl dönümü hakkınızda kutlu olsun!”

En baştaki “hitab”ı tekrar okur musunuz?

“Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferle beraber medeniyet nurları taşıyan kahraman Türk ordusu!”

Demek ki zaferleri ve mazisi “insanlık tarihi” ile başlıyor ve zaferle beraber “medeniyet nurları” da taşıyormuş, ordu, TÜRK ORDUSU…

Başbakan Yıldırım da son Kilis konuşmasında; “Fırat Kalkanı Harekâtı’nın millet ve Kilis için tam bir  zafer olduğunu” ifade ederek, askeri ve güvenlik güçlerine tebriklerini iletmiş.

Hürriyet’in üç gün önceki haberine göre ise arkadan DİCLE KALKANI geliyormuş.

“Kuzey Irak’ta PKK’nın ikinci Kandil yapmaya çalıştığı Sincar’a operasyon geliyor. Fırat Kalkanı’nda ilk etabın bitmesinin ardından Mehmetçik, ‘Dicle Kalkanı’ için uzun süredir yığınak yapılan Silopi’de harekât için hazır durumda”.              

http://www.hurriyet.com.tr/firat-kalkanindan-sonra-dicle-kalkani-geliyor-40418611

Harekâtın askeri yönüne, asker ve polisin varılan karar ve verilen emirler doğrultusunda kahramanca savaşmasına hiç bir diyeceğimiz olamaz. 71 şehit vererek, ölümü göze alarak, ölümüne savaşmışlardır.

İsmine itirazım var.

“KALKAN”, tedafüi/savunma içerikli bir kavramdır, taarruzla ilgili değil.

Zaferden söz edilecekse “KILIÇ” daha mantıklı olmaz mıydı?

Kaldı ki “Fırat Kalkanı”nın habercisi olan “Süleyman Şah Operasyonu” tam bir “ricat/geri çekilme”dir.

Yoksa kuzey Suriye’nin bir bölümünde yapmamıza izin verilen “mahdut hedefli harekât”, Silistre ve Çanakkale Savunmaları ile mi mukayese edilmeye kalkılmaktadır?

“İzin  verilen” diyoruz çünkü  biz Münbiç/Rakka deyince Amerika kendi savaş uçaklarıyla PKK/YPG/PYD militanlarını Rakka yakınlarına indirdi; silah, malzeme, teçhizat, cephane, ağır vasıta verdi. Yanına da kendi birliklerini koydu.

Aynı anda “yanlışlıkla Türk askerlerini bombalayan” Rusya da Hatay’a yakın Afrin’e üs kurarak PYD’nin bu kantonuna destek verdi.

Bu küçük coğrafyada at izi-it izine karışmış durumdadır, çakallarla dans ediyoruz.

Üstelik son olarak; “Fırat Kalkanı”nın sebebi/hedefi olarak ilan edilen, “PKK/YPG/PYD’nin Fırat’ın batısına geçmesinin engellenmesi” olgusunun da delindiğini öğreniyoruz.

“Suriye’de, terör örgütü PKK’nın uzantısı YPG’lilerin çoğunlukta olduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG), DEAŞ’ın elindeki Tabka askeri havalanını kontrolü altına aldı. Karar gazetesinden Kenan Butakın’ın haberine göre, ABD’nin silah ve mühimmat desteği ve Rusya’nın korumasıyla güç kazanan YPG, Fırat nehrinin güneyindeki Tabka Barajı’ndan batıya doğru ilerlemeye başladı. Türkiye’nin kırmızı çizgi ilan ettiği Fırat’ın batısından çekilmeyen YPG, terör örgütü DEAŞ’la mücadele bahanesiyle bu kez güneyden bölgeye sarktı”.

http://www.hurriyet.com.tr/turkiyenin-kirmizi-cizgisinde-ypg-oldu-bittisi-40423762

“Fırat Kalkanı” Kilis için “zafer” ise Göç İdaresi Genel Müdürlüğü verilerine göre kent nüfusunun yüzde 95’i Suriyeli olmuş.

“Resmi rakamlara göre kentin nüfusu 130 bin 825. Bu nüfusun 124 bin 481’i ise Suriyeli. Geriye ise sadece 6 bin 344 kişi kalıyor. Yüzde 95 gibi ezici çoğunluğu Suriyeli olan Kilis’e ait rakamlar tersten okunduğunda çarpıcı bir sonuç daha ortaya çıkıyor. Bu da Kentteki Türk vatandaşlarının tamamına yakının bölgeyi terk ettiği gerçeği… Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2016 yılı nüfusu 128 bin 781 olan Kilis’te sadece 6 bin 344 Türk vatandaşı kaldı. Bu da kentin yüzde 95 oranında göç verdiğini ortaya koyuyor. Suriyelilerin 3 büyük ildeki oranlarına gelince. Yoğunluk İstanbul’da. İstanbul’da 479 bin 555 Suriyeli bulunuyor. Bu rakam kent nüfusunun yüzde 3.24’üne denk geliyor. Ancak yarım milyona yaklaşan oran Türkiye’de en çok Suriyelinin İstanbul’da olduğunu ortaya koyuyor. Başkent Ankara’da ise 73 bin 198 Suriyeli var. Bu rakam kent nüfusunun yüzde 1.37’sine denk geliyor. İzmir’de ise 108 bin 888 Suriyeli var. Bu da İzmir nüfusunun yüzde 2.58’ini oluşturuyor”.

http://www.yenimesaj.com.tr/gundem/sok-aciklama-kilis-in-yuzde-95-i-suriyeli-h13042197.html

Hem “zafer” hem memlekette “4 milyon Suriyeli”.

“Kalkan” ise bu 4 milyonun, kendi ülkelerinde uluslararası koalisyon tarafından güvenliği sağlanan bir bölgede kalmalarının/olmalarının sağlanması gerekmez miydi?

Demek ki “kalkan”, Suriyelilere karşı değildi.

Peki kime karşıydı?

PKK/PYD/YPG’ye karşı ise yukarıda da altını çizdiğimiz gibi bunlar Amerika ve Rusya’nın güvenilir bölgesel partnerleri olup koruma altına alınmışlardır.

Kaddafi ve Saddam’ın “kitle imha silahları” bahanelerinin nasıl “uluslararası palavra” olduğu ortaya çıkıp ülkeleri bölmüşse;  Suriye’deki, kimin kullandığı henüz net olmayan kimyasal kullanımının da aynı amaca yönelik bir GOP/BOP projesi olduğu endişesi mevcuttur.

Esad dünyanın gözü önünde kendi ayağına kurşun sıkar mı acaba?

Neyse ki daha önce de altını çizdiğimiz gibi (“CEHENNEMDEN ÖNCEKİ SON KOORDİNAT – 3-Hüseyin MÜMTAZ)  en yetkili ağızlardan böyle olacağı yönünde beyanlar duyuyoruz.

Başbakan Yıldırım, BM Genel Sekreteri ile görüşmesinden sonra;

“Asıl çözüm, bu mültecilere bakmak değil, asıl çözüm bunların memleketlerine geri dönüp, orada yaşamlarını sürdürmeleri. Bugünlerde dile getirilen güvenli bölge, uçuşa yasak bölge konusunu da bu çerçevede değerlendirmek lazım. Onu, Amerikalı dostlarımızla görüşüyoruz. Oluşturulacak güvenli bölge, mültecilerin herhangi bir tehlike yaşamadan yerleşecekleri, hayatlarını sürdürecekleri, terörden arındırılmış bölgeler olmalı”.

http://www.ntv.com.tr/turkiye/cozum-memleketlerine-donmeleri,kqnPHJunbkOGldgsbr6Wvg

Cumhurbaşkanı Erdoğan Arabistan ziyareti öncesinde;

“Hedef nedir? Hedef burada 4-5 bin kilometrekarelik terörden arındırılmış güvenli bölgedir. Bu güvenli bölgenin halliyle birlikte hem Suriye’den göçü, ilticayı önlemek, onlara orada yerleşim alanlarını temin etmek. Hem de bizim kamplarımızdaki insanları kendi topraklarına döndürmek”.

http://www.hurriyet.com.tr/el-bab-an-meselesi-40363697

Ve Genelkurmay’ın  açıklaması;

“Hudut güvenliğini sağlamak, DEAŞ tehdit ve saldırılarını önlemek, yerinden edilmiş kimselerin yurtlarına dönüşüne katkı sağlamak ve sivilleri korumak/yaşanan terör olaylarından zarar görmesini engellemek maksatlarıyla icra edilmekte olan harekâtta….”

http://www.hurriyet.com.tr/tskdan-el-babla-ilgili-son-dakika-aciklamasi-40368582

Demek “güvenli bölge/güvenlikli bölge/uçuşa yasak bölge”den Türkiye’nin anladığı budur ve içinde bulunulan duruma göre de en doğrusudur.

Demek ki Amerika ve Rusya ile her seviyede yapılan yoğun görüşmelerin amacı onları buna ikna etmektir. Başbakan’ın BM Genel Sekreteri ile görüşmesinden sonra söylediği ve yukarıya aldığımız sözlerinin altı da iyice çizilmeli ve günbe gün ne kadarının gerçekleştiği izlenmelidir…

“Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferle beraber medeniyet nurları taşıyan kahraman Türk ordusu”nun Suriye’nin kuzeyine de “zafer”le beraber “medeniyet” götüreceğine bütün kalbimizle inanıyoruz da son tahlilde Rusya ve Amerika’nın, özelde Putin ile Trump’ın Irak, Libya örneklerinde olduğu gibi BOP/GOP bağlamında Suriye’yi de böleceğinden endişe ediyoruz. 11 Nisan 2017

 

http://www.giresungazete.net/author/huseyinmumtaz/

https://plus.google.com/u/0/communities/116847841098111393050

https://www.turkishnews.com/tr/content/category/yazarlar/huseyin-mumtaz/

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here