Kategoriler
Türkiye

Hocalı İçin Yapılması Gerekenler

Daha Sovyetler Birliği dağılmadan başlayan Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan’dan koparılması tezgahı, 26 Şubat 1992’de Hocalı’da soykırımın en vahşi örneklerinden birinin yaşanmasına sebep oldu. Bu katliamın üzerinden çeyrek asır geçtiği halde suçlular cezalandırılmamış, mağdurların acısının telafisi için gerekenler yapılmamıştır. Buna karşın Azerbaycan’da olduğu gibi Türkiye ve dünyanın her tarafında soykırım kurbanlarını anma faaliyetleri yapılmaktadır. Türkiye’de resmi ve özel kuruluşların yanından birçok üniversitede bu konuda toplantılar düzenlenmektedir. Akademisyenler, araştırmacılar, sivil toplum kuruluşları mensupları yaşanan vahşetin bilinmeyen yönlerini paylaşmakta, geçen süre zarfındaki gelişmeleri değerlendirmektedir. Bu aşamada suçluların cezalandırılması, kaçkınların yurtlarına dönmesi ve özellikle Azerbaycan’daki işgalin sona ermesi yolunda yapılması gerekenler tartışılmaktadır.

Bu kapsamda Giresun Üniversitesi’nde düzenlenen sempozyumda başta Azerbaycan olmak üzere yurt içi ve yurt dışından gelen araştırmacılar önemli noktalara temas ettiler. Bir Uluslararası İlişkier Bölümü öğrencisinin Hocalı ve Srebrenitsa karşılaştırması son derece önemliydi. Hocalı soykırımı daha önceden yapıldığı halde konunun araştırılması ve suçluların cezalandırılması konusunda gerekli girişimlerde bulunulmamıştır. Halbuki Srebrenitsa soykırımı suçluları, Eski Yugoslavya Savaş Suçluları Mahkemesi’nde yargılanmış, bir kısmı cezalandırılmıştır. Daha da önemlisi Bosna Müslümanlara karşı bir soykırım suçu işlendiği tespit edilmiştir.

2017 itibariyle, yani soyırımın işlenmesinden çeyrek asır sonra Minsk sürecinin bir oyalama diplomasisi olduğu da dikkate alınarak atılması gereken adımlar sonuç bildirisinde özetlendi. Öncelikle yapılan soykırımın dünya kamuoyuna duyurulması konusunda başta Azerbaycan hükümeti olmak üzere sivil ve resmi kuruluşların bu konudaki gayretlerini hatırlamak gerekmektedir. Bu bağlamda Hocalı’da ve Azerbaycan’ın diğer bölgelerinde işlenen soykırım kurbanlarını rahmetle anmak, kalanların acılarını paylaşmak üzere yaşadıkları sorunların çözümü için kararlı ve sonuç alıcı girişimlerde bulunulmalıdır.

Gerek soykırım kurbanlarının yakınlarının ve gerekse halen Azerbaycan’da bulunan yaklaşık bir milyon kaçkının, yaşanan zulümden dolayı maruz kaldıkları maddi ve manevi zararların bir an önce telafi edilmesi, başta Azerbaycan yönetimi olmak üzere dost ve kardeş ülkeler ile bütün dünya açısından bir insanlık görevidir. Bu bağlamda evlerinden ve yurtlarında çıkarılmış olan Azeri Türklerinin ve onların neslinden gelenlerin bir an önce yurtlarına dönmesi için ulusal ve uluslararası zeminlerin kullanılması gerekli olup, bu konuda resmi ve sivil toplum kuruluşları mağdurlara destek olmalıdır.

Soykırım ve işgalin üzerinden çeyrek asır geçtiği halde suçluların cezalandırılması, mağdurların zararların telafisi ve Dağlık Karabağ sorununun çözümü için kurulmuş olan AGİT Minsk sürecinin işgali meşrulaştırma ve soykırımı unutturmadan başka bir işlevi olmadığını herkes görümüştür. Bununla beraber Azerbaycan yönetiminin, Uluslararası zeminde çözümden kaçan taraf olma durumuna düşmemesi için Minsk sürecindeki mücadelesine devam etmesi, masadan kalkmaması son derece önemlidir. Buna karşın Minsk sürecinin daha etkin ve sonuç alıcı bir şekilde kullanılması için diplomasi ve hukuk uzmanlarından profesyonel destek alınmalıdır.

Öte yandan gerek hükümet kuruluşları gerekse sivil toplum örgütleri, akademik camia ve araştırmacıların öncelikle yaşanan soykırım ve diğer savaş suçlarını, yerli ve yabancı kamuoyuna her fırsatta anlatması, bu alanda bilimsel araştırmalar yanında medya ve diğer iletişim araçlarını kullanması, yaşanan zulmün hikaye, roman, film, skeç, sergi vb yollarla duyurulmasının gerekmektedir. Bugüne kadar yapılanlar, resmi ve özel fonlarla daha yoğun bir şekilde desteklenerek devam ettirilmeli, yeni teşvik kurumları oluşturulmalıdır. Ancak soykırımı duyurma faaliyetleri, suçluların cezalandırılması ve mağduriyetlerin telafi edilmesine karşı, bir “gaz alma projesi”ne dönüşmemelidir. Bilakis tanıtım ve duyuru çerçevesindeki her adım yeni hukuk ve siyaset zeminlerinin hareket noktası olarak kullanılmalıdır.

Yaşanan mağduriyetlerin telafisi için uluslararası hukuk ve diplomasi zeminlerinde güçlü ve kararlı bir şekilde mücadele edilmelidir. Bunun için dünyanın önde gelen uluslararası hukuk, siyaset, lobi ve diplomasi uzmanlarıyla işbirliği halinde yıllarca sürecek ve kesinlikle başarıyla sonuçlanacak hukuksal mücadele yürütülmelidir.

Bu çerçevede Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Ermenistan’ın işgal ettiği Azerbaycan topraklarında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni ihlal ettiği yönündeki kararı, son derece önemli bir hukuksal kazanımdır. Böylece bir milyon Azerinin işgal altındaki topraklara dönüş hakkı, uluslararası mahkemece teyit edilmiştir. Mahkeme kararı gereği yurtlarına dönmek için işgal bölgesine girmek isteyen kaçkınların karşılaştığı engeller hukuk, siyaset ve medya ile sivil toplum kuruluşları temsilcileri tarafından belgelenmeli, dünyaya duyurulmalıdır. Böylece AİHM’nin mevcut kararına dayanarak yeni hukuksal mücadele imkanları oluşturulmalıdır.

Bu bağlamda ilgili sözleşmeler ve hukuksal bağlantılar çerçevesinde Uluslararası Adalet Divanı, Uluslararası Ceza Mahkemesi, Avrupa Birliği Adalet Divanı ve diğer ulusal ve bölgesel yargı ve diplomasi zeminlerini sonuna kadar kullanmanın yolları bulunmalıdır. Soykırımı işleyen, buna yardım eden ve destek verenlerin önemli bir kısmının halen hayatta olduğu dikkate alınarak, 1948 Soykırımı Önleme ve Cezalandırma Sözleşmesi’nin 6. Maddesi gereği, Azerbaycan başsavcılığının biran önce soykırımcılara karşı dava açması, gıyabında da olsa suçluları yargılayarak cezalandırması gerekmektedir. Mahkeme kararlarına göre ceza alanlara karşı başta İnterpol olmak üzere uluslararası zeminlerde gerekli tedbirlerin alınması sağlanmalıdır.

Hocalı soykırımının bundan sonraki sene-i devriyelerinde bu alandaki başarıları paylaşmak üzere.

alaeddinyalcinkaya@gmail.com

Öncevatan, 1 Mart 2017

Yazar Alaeddin Yalçınkaya

Alaeddin Yalçınkaya, 1961'de Elazığ'da doğdu. Adapazarı Ozanlar Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun oldu. 1987-1996 yılları arasında Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü'nde çalıştı. İ.Ü. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde "Cemalettin Efgani ve Türk Siyasi Hayatı Üzerindeki Etkileri" konulu teziyle 1990’da Yüksek Lisans, “Sömürgecilik-Panislamizm Işığında Türkistan” başlıklı tezi ile 1995’te doktora eğitimini tamamladı. 1993-1994 yıllarında, New York Universty, Center for Middle Eastern Studies'de visiting scholor statüsüyle araştırmalarda bulundu. 1996’da Sakarya Üniversitesi’nde Yardımcı Doçent, 2000 yılında doçent, 2007’de Profesör olan Yalçınkaya, 2013 yılından beri Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesidir. Yayınlanmış kitaplarından bazıları, "Yetmiş Yıllık Kriz: Sovyetler Birliği'nde Moskova - Türkler İlişkileri", "Almatı'dan Akmola'ya Kazakistanı'ın Başkenti", "Türk Cumhuriyetleri ve Petrol Boru Hatları", "Etnik Düğümlerden Küresel Kördüğüme Kafkasya'da Siyasi Gelişmeler" başlığını taşımaktadır. Yalçınkaya, Sakarya, Kocaeli, Bahçeşehir, Marmara üniversiteleri ile İstanbul, Şükrü Balcı Polis MYO'nda Uluslararası İlişkiler, Uluslararası Hukuk, Uluslararası Örgütler, Diplomatik Yazışma Teknikleri, Bölgesel Dış Politika, Türk Dünyası ve Kafkasya, İnsan Hakları Hukuku gibi alanlarda lisans ve lisansüstü seviyesinde dersler vermiştir/vermektedir. Evli ve iki çocuk babası olan Yalçınkaya, halen Marmara Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.