Ana sayfa Yazarlar Ali Eralp

Rejimi Değiştiriyorlar, Sendikalar, Gençlik Örgütleri Neredesiniz?

Türkiye Ortaçağ’a yürüyor…

Türkiye yön değiştirdi…

Türkiye karanlıklara yürüyor…

50’lerden bu yana ve son 14 yılda beyinlere enjekte edilen gerici eğitim, sonunda ürünlerini vermeye başladı… Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı uygulamalar artık milletin gözünün içine baka baka sergileniyor.

Emniyet çalışanı genç polisler “Allahü Ekber” nidalarıyla büyükelçi katlediyor; valiler, savcılar bir parti temsilcisi gibi hareket ediyor…

“Putçu Kemalist rejim… Lanet olsun tüm laik diktatörlüklere…”  diye bildiriler yayınlanıyor…

Bu günleri Uğur Mumcu yıllar önce görmüştü, şöyle yazmıştı:

‘Onlar bir gün savcı olacak’

“İmam hatip okulları ne işe yarar? Bunlar imam hatip olmuyorlar. Yargıç, savcı oluyorlar, kaymakam oluyorlar. Yapılan bir araştırma kaymakam yetiştiren bölümlerdeki öğrencilerin yüzde 41’inin ilahiyat kökenli olduğunu gösterdi. 2000 yılına doğru baktığımızda vali ilahiyat fakültesi mezunu, emniyet müdürü İslam enstitüsü mezunu, kaymakam imam hatip mezunu olacak.”

Oldu…

Eğitimimiz, yargımız, resmi kurumlarımız dincilerle doldu…

Her gün yeni bir karşı devrim hareketi gerçekleştiriliyor.

Sokakların, parkların, caddelerin, köprülerin adları değiştiriliyor…

Meydanlardan Atatürk heykelleri sökülüyor…

Atatürk fotoğrafları, posterleri duvarlardan kaldırılıp çöp kutularına atılıyor…

Açık açık deniliyor ki, “Biz ne siz Atatürkçüleri, ne Atatürk’ü, ne laik düzeninizi ne geride kalan yüzde 50 – 60 halkı ve Cumhuriyeti tanıyoruz… Biz Yeni Osmanlıyı ve hilafet rejimini yeniden kuracağız. Kimse bize engel olamaz…”

Biz seyrediyoruz…

Siyasi partiler seyrediyor…

Gençlik örgütleri, sendikalar seyrediyor…

Hani nerede “Ben Atatürkçüyüm, Cumhuriyetçiyim” diye bas bas bağıran örgütler, kişiler?

Siz ne işe yararsınız?

Adam gözümüzün içine baka baka, küfreder gibi ATA’mızın heykelini yatırıp arabaya, götürüyor, siz seyrediyorsunuz…

Daha önce de aynı adam, aynı meydanı boşaltıp, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yerine “Çay Bardağı” koyacağını ilan etmişti…

Tepkiler peş peşe gelince, kararından vaz geçti.

Türkiye’mizde sadece bunlar da olmuyor, peş peşe şehitler de gelmeye devam ediyor…

Donarak ölen Sarıkamış Şehitlerimizin yıldönümünde, yiğitlerimiz yanarak ölüyor… Hem de Sevgili Yılmaz Özdil’in deyişi ile, “Eli silah tutacak 500 bin Suriyeli erkek, kendi memleketine sahip çıkmak yerine, Mersin Mezitli sahilinde nargile keyfi, İznik gölünde piknik keyfi” yaparken…

Şimdi denilecek ki,

“Biz Fırat Kalkanı ile ‘meşru müdafaa” hakkımızı kullanıyoruz, ABD’nin oluşturmak istediği Kürt Koridorunu engellemeye çalışıyoruz, ülkemizi tehditten kurtarmak için mücadele veriyoruz… Komşularımızın güvenliği bizim de güvenliğimizdir… Onların parçalanması bizim de parçalanmamızı sağlar…”

Doğru. Amenna… Buna itirazımız yok…

Yurdumuz için savaşalım. Ülkemizi böldürmeyelim. Komşularımızla iyi ilişkiler kuralım ve elbirliği ile ABD pisliğini bölgemizden kovup, BOP planlarını engelleyelim…

Kabul…

Ama neden 500 bin Suriye erkeğinin ülkemizde damızlık koçlar gibi beslendiğini ve onların yerine kınalı kuzularımızın şehit olduğunu yazmıyorsunuz?

İran, Rusya ve Türkiye Suriye ve Ortadoğu konusunda anlaştılar… Aralarına ABD’yi almadılar… Bu güzel bir gelişme. Ama neden ölenlerin içinde bir Rus ya da İran askeri yok?

Neden bütün bu ölümlere daha önce uygulanan AKP politikalarının sebep olduğunu yazmıyorsunuz Ya da yarım ağızla yazıyorsunuz?

Neden rejim değişikliğine, Atatürk düşmanlığına, laiklik düşmanlığına, halk düşmanı uygulamalara ve kararlara yarım ağızla karşı çıkıyorsunuz?

Umarım, gelecekte, İran aydınlarının ve devrimcilerinin düştüğü acıklı duruma düşmezsiniz…

([email protected])

1 YORUM

  1. Gericiliğin başlaması 1950’den evveldir. Atatürkün imgesini düşürmek çalışmaları, modern eğitim ve modern ekonomik gelişmelerini kısıtlamak teşebbüsleri (Harptan fakirleşerek çıktık) , Imam-Hatip okullarının kuruluşunu büyük çapta geliştirmeleri, gerici unsurları hoşgörmeleri, ve zarar yaratan politikaları (Varlık vergisi gibi) oluşturmaları, çok partili sisteme geçmeyi baltalamaları (1946 seçimleri yolsuzlukları), ve buna benzer politikayı desteklemeri 1950’den evveldir. Bunlar hakkında çok belgeler vardır. O zamana kadar Atatürkün kabri bir delik olarak kalmıştı. Atatürk İnkilaplarına sadakat 1950 den 1960’a kadardır. Bu devrede demokrasiyi ve liberal ekonomiyi öğrenemiyenler, ve bundan zarar görenler yeni rejime karşı olmuşlardır.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here