Kategoriler
Dünya Türkiye

Avrupa`nin Trump`a endiseli bakisi

Hakkı Keskin,

Avrupa’nın yeni Başkan Trump’a endişeli bakışı

ABD’de, Başkan adayları Clinton ve Trump’un, karşılıklı sataşma, ağır suçlama ve hakaretleri içeren son derece hırçın bir seçime tanık oldu. Bu denli saldırılar bir ilkti. Oysa bizler Türkiye’de liderlerin bu türden çekişmelerine, özellikle Erdoğan’ın ağır retoriği nedeniyle alışkınız. Batı Avrupa ülkelerinde parti liderlerinin, benzer ağır suçlama ve sataşmaları ve seçimlerde on-binlerce, hatta binlerce seçmenin bile dinleyici olarak toplantılara katıldığı enderdir.

Trump daha çok konut sektöründe inişli çıkışlı milyarları kazanan bir işveren. Politik deneyimi olmayan birisi. Özellikle NATO, dünya dış ticareti, Müslümanlar ve göçmenler konularında son derece radikal görüşleri ve söylemleriyle çok dikkat çekti. Bu nedenle de Batı Avrupa ülkelerinde büyük kuşku ve endişe yarattı.

NATO konusunda, ABD’nin askeri harcamalarına dikkat çekerek, NATO üyesi ülkelerin bu harcamalara gereğince katılmalarını istiyor. ABD’nin diğer ülkelerin askeri güvenliği için yaptığı harcamalara karşı çıkıyor. Aynı şekilde Japonya ve Güney Kore’nin de kendi güvenliklerini sağlamaları için, daha fazla savunma harcaması yapmalarını istiyor. Hatta Çin tehdidi nedeniyle Japonya’nın da Atom silahlarına sahip olmasını öneriyor. Bilindiği gibi Japonya ABD tarafından 1945 yılında Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan ve onbinlerce insanın ölümüne yol açan atom bombaları nedeniyle, Japonya’nın atom silahlarına sahip olması Japonya anayasasinca yasaklanmış bulunuyor.

BATI AVRUPA ABD’Yİ KORUYUCU GÜÇ OLARAK GÖRÜYOR

Trump’un ABD seçimlerinde başkanlığı kazanma olasılığı nedeniyle, bunun “Avrupa’nın güvenliği bakımından oluşturabileceği büyük endişe”, medyada sürekli olarak işlendi. Çok ilginçtir, Avrupa ülkeleri için Rusya, büyük bir tehdit olarak görülmekte ve kamuoyunda da işlenmektedir. Bu nedenle de NATO’ya ve ABD’nin korumasına Avrupa’nın ihtiyacı olduğu sürekli olarak işlenmektedir.

“Soğuk savaş körüklenirken” yazımda da işlediğim gibi, Rusya’yı tehdit eden, ve her taraftan kuşatmaya çalışan ülke ABD’dir. Ne yazık ki algı operasyonlarıyla kamuoyu sürekli olarak tek taraflı bilgilendirilmekte ve aldatılmaktadır. Oysa doğal enerji kaynakları bakımından çok fakir olan Batı Avrupa ülkeleri, bu yönden son derece zengin olan Rusya ile ilişkilerini, çok yönlü olarak, özellikle de enerji ve diğer ekonomik alanlarda geliştirmeleri kendi çıkarlarınadır. Çoğu Avrupa ülkesi günümüzde petrol ve gaz ithalatlarının yüzde 35’inden fazlasını Rusya’dan almaktadırlar.

Trump seçim çalışmaları esnasında “Putin’i büyük bir devlet adamı olarak gördüğünü, ABD ve Rusya’nın terörizme karşı ve Dünya’da barış için birlikte çalışabileceklerini” söylemişti. Özellikle Putin’e ilişkin bu değerlendirme Avrupa politikacıları arasında tepki ve endişeyle değerlendirilmişti.

‘YENİDEN BÜYÜK AMERİKA’

Trump bu sloganıyla seçim çalışmalarını sürdürdü. ABD’de de işsizliği gidereceğini, dünya ticareti yerine, “önce Amerika” vurgusuyla, ülke içi ticarete ve ülke ürünlerinin satın alınmasına önem vereceğini açıklıyor. Almanya TV kanallarında bu türden korumaci (proteksionist) bir yaklaşımın, Almanya’da 1,5 milyon işyerini tehdit edebileceğini belirtiyorlar.

Trump, yaptığı bir açıklamasında, Müslümanların ülkeye girişinin yasaklanması ve seçimi kazanması durumunda Müslümanların ülkeye girişini bir süre durduracağını söylemişti. 1950 km uzunluğundaki ABD-Meksika sınırına, aşılamayacak bir duvar yapılarak, kaçak göçün önleneceğini, ABD’de kaçak olarak bulunan göçmelerin ise sınır dışı edileceğine vurgu yapmıştı.

Trump’un bu ve benzeri açıklamaları, dehşet ve hayretle izlendi ve yorumlandı. Bu açıklamaları Trump bazı kesimlerin oylarını almak için mi yaptığı, ya da bu görüşleri nedenli özümsediği bilinmiyor. Bunu izleyeceği politikalar gösterecektir. Görülen o ki, ABD’nin yeni başkanı Trump, seçim süresince tehlikeli açıklamalarıyla, haklı endişelere yol açmıştır.

Türkiye için en önemli konu, yeni başkanın izleyeceği Ortadoğu ve Türkiye politikası olacaktır. Trump’un, Türkiye çıkarlarıyla daha fazla çelişen ve çatışan bir politika izleyeceğini sanmıyorum. Bunu da yakında göreceğiz.