Ana sayfa Haberler Türkiye

Kazakistan, Çin ve Rusya Arasında

Kazakistan, Çin ve Rusya Arasında

Kazakistan, Çin ve Rusya Arasında

Prof. Dr. Alaeddin YALÇINKAYA

Almatı’da düzenlenen Uluslararası Afro-Avrasya Araştırmaları Kongresi vesilesiyle bağımsızlığının 25. yıldönümünde Kazakistan ve diğer cumhuriyetlerin durumu ile ilgili önemli değerlendirmeler yapıldı. Kazakistan’ın eski başkenti olarak Almatı, bu değerlendirmelerin sembolünü oluşturmaktadır. Çin ve Kırgızistan hududunda yer alan bu şehir Sovyet döneminde önemli ölçüde Ruslaştırılmıştır. Öyle ki bin yıldan fazla halkı Müslüman olan bu şehrin gezi programında iki katedral, bir cami bulunmaktadır. Geniş caddeleriyle tipik bir Sovyet dönemi başkenti olan Almatı’nın her caddesinde dev kiliseler görülebilmektedir. Bu arada dört minareli muhteşem camiine de rastlıyorsunuz: Nursultan Nazarbayev Camii. Yeni inşa edilmiş.

Gökdelenler gibi şehrin etrafını sarmış olan dağ zincirleri Almatı’yı dünyanın on çekici kentinden biri yapmıştır. Şehri çeviren bu dağlar sanki Çin ve Rusya’yı hatırlatmaktadır. Dağlar arasında bulunan elma ormanları ise şehrin adının “Elmalı” (Almalı-Almatı) olmasının gerekçesini teşkil etmektedir.

Kazakistan coğrafi olarak dünyanın 9. büyük ülkesidir. Bu bakımdan Çin ile arasında fazla bir fark bulunmamaktadır. Ancak nüfusa gelince aradaki fark yaklaşık 100 kattır; Rusya’nınki ise yaklaşık 10 kat. Her iki komşunun ekonomik kapasitesi, askeri gücü, teknolojik seviyesi Kazakistan’ın onlarca kat fazlası. Öte yandan halen Kazakistan’da yaşayan yaklaşık her dört kişiden biri Rus’tur. Rus oranı son elli yılda yarıya düşmüştür. Ancak halen Rusya ile komşu olan bu ülke için Rus nüfusunun miktarı düşündürücüdür. Üstelik bu nüfusun tamamına yakını kentli olup yönetici, eğitici, beyaz yakalı oranı Kazakların üstündedir. Bütün bunlarla birlikte Rusça ülkede entel dilidir.

Kazakistan’daki Çinli nüfusu dikkate alınacak miktarda değildir. Esasen buna karşı hükümetin önleyici politikaları sözkonusudur. Ancak kendi topraklarına sığamayan bu ülke halkı, sadece komşu ülkelere değil, bir tepliğde ele alındığı üzere Afrika’da dahi hastaneler, okullar, benzer kurumlar inşa ederek karşılığında bu kıtadaki ülkelerin vatandaşı haline gelmektedir. Türkistan cumhuriyetlerinin şiddetle ihtiyacı olan yatırımlar için finansal ve teknolojik kaynak ihtiyacını Çin kolaylıkla karşılamakta, her cumhuriyette dev yatırımlara imza atmaktadır. Her yatırımla birlikte sözkonusu ülkede Çinli artışı izlenmektedir. Dolayısıyla Çin yönetimi, kendinden emin ve aceleci olmayan bir tavır içinde bölge ülkelerine bir şekilde nüfuz etmektedir.

Bir Kazak sunucu, Çin başbakanının 2002 yılında “Kazakistan, yağlı bir ettir. Biz yemezsek uzaktaki köpek yer” şeklinde özetlediği sözlerini hatırlattı. Uzaktaki köpekten kastedilen Rusya’dır. Bu sözlerin gerçek olup olmamasından çok halk arasında bu söylentinin yayılması önemlidir. Yani Kazakistan, ya Rusya’ya ya da Çin’e yem olacaktır. Doğru politikalarla bu iki gücü çatıştırarak varlığını ve gücünü korumak mümkündür. Ki mevcut yönetim bu konuda başarılı sayılamktadır.

Ülkenin önde gelen üniversitelerinden Astana’daki Nursultan Nazarbayev Üniversitesi’nin eğitim dilinin İngilizce olduğunu öğreniyoruz. İngilizcenin Kazakça ve Rusça yanında eğitim dili olarak kabul edilmesi tartışmalara sebep oldu. Nazarbayev’in ülkede Rus ayrıcalığını kırmak üzere bunu tercih ettiği yorumu bana da makul geldi. Şehirde Kazakça adres sorsanız dahi genellikle birkaç kelimeden sonra Rusça formatına geçilir. Birçok Kazak için günlük konuşmalarda dahi Rusçayı konuşmak prestij nedeni olarak görülmektedir. Kazak aydını bu durumdan rahatsızdır. Ancak medya ile diğer unsurların gücü daha baskın gelmektedir.

Bu manzarada Türkiye’nin yeri ise pek iç açıcı değildir. Halktan veya akademisyenlerden muhatap olduğumuz Kazakların halen Türkiye’yi bir kurtarıcı olarak beklemeleri son derece ilginçtir. 25 yıl önce yapılabilecek en yanlış yerde inşa edilen Ahmet Yesevi Üniversitesi, bu ülkede Türkiye algısını olumsuz hale getirmiştir. Yirmi beş yıl sonra halen “nasıl bir strateji izlenmeli” sorusuna cevap arıyorsak geçmişte yapılan hataları da tartışmamız gerekmektedir ki halen birçok alanda hatalar devam etmektedir.

Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan ve Kırgızistan’ın ortaklığı ile “Türk Dili Konuşan Ülkeler Zirvesi”ne bağlı olarak kurulan Astana merkezli “Türk Akademisi”nin varlığından yeni haberdar olduk. Halbuki bu tür üst kurumlara şiddetle ihtiyaç bulunmaktadır. Türkiye’de doktora yapmış son derece başarılı bir öğrencimiz halen Kazakistan’da işsizdir. Halbuki böyle bir elemanın bu ülke eğitimine katkısı büyük olacaktır. Zaten birçok üniversitenin bu kapasitede elemana ihtiyacı vardır. Kazakistan’ın Türkiye üniversitelerinde eğitim alanlar için belirli dergilerde yayın yapma şartından biz de yeni haberdar oluyoruz. Ki böyle bir şart varsa Türk üniversitelerinin gereği için çok önceden harekete geçmesi gerekirdi. Sanki Türkiye’de eğitim yapanları cezalandırmak için bir düzenleme yapılmış, daha da kötüsü Türkiye’de bu konuda bir tedbir alınmamış.

Bu gibi sorunların çözümünde Türk Akademisi benzeri kurumlara şiddetle ihtiyaç duyulmakta olup sözkonsusu sorunlar hakkında çok daha hızlı çözümler üretmesi beklenmektedir. Bu ve benzeri kurumlar görev alanında milli üstü bir pozisyon yerine üye ülkeler arasında koordinasyonu sağlamak görevini ifa etmelidir ki buna da şiddetle ihtiyaç vardır.

İpek yolunun merkezinde yer alan Almatı bir bakıma Çin’in Orta Asya’daki ilk büyük pazarı haline gelmiştir. Astana yönetimi ise bağımsızlık sonrası Rusya’ya mesafeli durmaktadır. Buna karşın Çin patlaması karşısında işbirliği yapabileceği ilk ülke Rusya’dır. Ruslarsız Rus desteği ile Çinlilersiz Çin yatırımı bekleyen Kazak yönetimi Nazarbayev yönetiminde bu hedefine kısmen ulaşma durumundadır. Türk cumhuriyetlerine karşı ağabey rolünün yanlışlığını farkeden Türkiye ise başta eğitim olmak üzere sağlık, ticaret, hizmetler ve uygun sanayi dallarında planlı, programlı, en önemlisi ülke yönetimleri ile istişareli yatırımlarını sürdürmelidir.

Öncevatan, 20 Ekim 2016

[email protected]