Kategoriler
Dünya Ömer Sağlam Politika

FETÖCÜ Savcı Bharara ve bizim Gariban Rıza!

Cumhurbaşkanı, dün köşkün bahçesindeki salonda (kura çekmek amacıyla) toplanan hakim ve savcıların alkış tufanı altında yaptığı konuşmada, ABD hakkında “Sen kalkacaksın ta Amerika’dan, senin savcıların FETÖ terör örgütü vasıtasıyla Türkiye’ye getirilip, burada yedirilecek, içirilecek, giydirilecek…Ondan sonra Amerika’ya tekrar dönecek, ondan sonra da bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını içeri girerken pat tutuklayıp alacaksın, 6 aydır orada hapiste tutacaksın, yargılamayacaksın. Seninki tarafsızlık olacak, bağımsızlık olacak, o kişiye karşı ‘Onu niye hesaba çekmiyorsunuz’ diye sorduğumuzda o zaman da diyeceksin ki ‘Böyle böyle burada bağımsız, tarafsız yargı var.’ Kusura bakma, bizde senden daha çok tarafsız ve bağımsız yargı var.” diyerek; Reza Zarrap hakkındaki iddianameyi hazırlayan Savcı Bharara ve davaya bakan hakimin tarafsızlıklarını yitirdiklerini ve FETÖ’nün etkisinde hareket ettiklerini söyledi.

Kim bilir belki de gerçekten öyledir. Çünkü bu lanet olası örgütün, her şeyi yapabileceğine artık ben de kaniim. ABD’li senatörlere, başkan adaylarına, bu arada lobi kuruluşlarına ve papazlara bile bağış adı altında rüşvet dağıttığı söylenen bu yapılanmanın, aynı şeyi ABD’li hukukçulara da yapmaya tevessül edeceğini düşünmek, en azından bizim ülkemizin şartları ve ülke insanının genel karakteri açısından hayatın olağan akışına uygundur. Çünkü bu örgütün Türkiye’de değil bazı hukukçulara rüşvet vermek, onları büsbütün satın aldığı anlaşılıyor. Açığa alınan ve ihraç edilen binlerce savcı ve hakim arasında bu tip adamlardan olmadığını kim iddia edebilir? Evet, bunların tamamının, bu tip adamlardan oluştuğunu söylemek elbette mümkün değildir, ancak aralarında bu tip hukukçulardan bulunmadığını da hiç kimse söyleyemez. En azından kirişi kırıp, yurtdışına kaçanların bu tiplerden oluştuğu kuvvetle muhtemeldir.

Gelin görün ki; Savcı Bharara’ya ve R.Zarrap davasına bakan hakime, sırf Türkiye’ye gelip bir şekilde izzeti ikram ile ağırlandıkları için, tarafsızlıklarını ve bağımsızlıklarını yitirmiş ve kendilerini ağırlayanların emrine girmiş hukukçular nazarıyla bakmak da doğru bir yaklaşım olmasa gerekir. Bu ülkeye gelip, bir şekilde ağırlananların, kendilerini ağırlayanların emrine girdiğini kabul edersek, şu halde bu ülkeye hiç bir yabancı konuğun gelmemesi gerekir. Ya da bu ülkeye gelip de devlet bütçesinden ağırlanan bütün konukların Türkiye’nin dostu olması, bizim de “Onurlu Yalnızlık” hayatı yaşamamamız gerekirdi değil mi? Eğer böyle bir şeye inanılıyorsa, en son ülkemizi ziyaret eden Rusya lideri Vladimir Putin’in artık bizim adamımız olması gerekirdi. Peki ya Beşar Esat? Daha düne kadar ailecek ağırladığımız Beşar Esat, bugün en büyük düşmanımız durumundadır! O yüzden adını bile Beşar Eset yapmadık mı herifin? Peki bunu nasıl açıklamak gerekiyor?

Ayrıca Savcı Bharara’yı ve davaya bakan hakimi, Türkiye’ye getirip ağırlayan savcı ve hakimler de Sayın Erdoğan döneminde ve kendisinin etkisiyle oluşturulan HSYK kararlarıyla bulundukları pozisyonlara gelmemişler miydi? Evet, 2010 referandumu ile oluşturulan HSYK kararlarıyla o görevlere gelmişlerdi ve onların davetlerine icabet ederek Türkiye’ye gelen yabancı yargıçlar da herhalde onların özel misafiri olarak değil, Türk Devleti’nin misafiri olarak gelmişlerdi bu ülkeye. Buna ilave olarak bu devletin misafiri olarak, devletin bütçesinden ağırlanmışlardı muhtemelen. Çünkü o günlerde onları Türkiye’ye davet eden savcı ve hakimler, devletin savcısı ve hakimi idiler ve yapılan daveti de yine devlet adına yapmışlardı. Eğer durum başka türlü ise ve Reza Zarrab’ı yargılayan ABD’li yargıçlar, FETÖ’nün özel daveti ile gelip, örgütün maddi imkânlarıyla Türkiye’de ağırlandılarsa, o zaman durum değişir ve o takdirde Cumhurbaşkanı haklı duruma geçer. Ancak Savcı Bharara ısrarla “Ben Türkiye’ye hiç gelmedim. Fethullah Gülen’i de Google’dan öğrendim” diyor(1).

Öte yandan, ABD’li hukukçuların, rakı eşliğinde yedikleri birkaç porsiyon şiş kebap veya birkaç porsiyon balık, birkaç dilim Güllüoğlu baklavasına kendilerini satacaklarına şahsen hiç ihtimal vermiyorum! Eğer öyle olsaydı ABD dünyanın en süper gücü olamazdı. Bu sebeple keşke Reza Zarrap, bu ülkede kamu vicdanını rahatlatacak biçimde yargılansaydı da bütün bunlar yaşanmasaydı diye düşünüyorum.

Bizim Günahsız ve Gariban Rıza

55 yaşında olan ben, bu ülkede açlık sınırının hemen üstünde, yoksulluk sınırın ise çok çok altında emekli maaşı alırken, benim yarı yaşımdaki Reza Zarrap, eğer özel yat, özel uçak, çifte yalı sahibiyse, siyasilere 700.000 TL’lik saat hediye edecek ve “bu ülkenin cari açığının %10’nu ben kapatıyorum” diye efelenecek derecede paraya para demiyorsa, bu ülkenin İçişleri Bakanını bile önüne yatıracak derecede etkisi altına almışsa, bu adama peşinen “suçsuzdur” ve “bu paraları meşru yollardan kazanmıştır” denilemez. Tıpkı peşinen “suçludur” denilemeyeceği gibi. Unutulmasın ki; bu adamın eşine almış olduğu küçük bir yüzükle dahi bu ülkede kocaman bir apartman dairesi satın alınabilmektedir!

Bu sebeple; bırakın adam yargılansın; bakalım neler diyecek, kendisini nasıl savunacak? Öte yandan Reza Zarrap’ın, 6 aydır tutuklu bulunduğu halde henüz yargılanmadığından hareketle, bunun yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığına aykırı olduğunu ifade ile Türk yargısının çok daha bağımsız ve tarafsız olduğunu iddia etmek de bence abartılı bir yaklaşımdır. Zira bu memlekette aylarca değil, yıllarca tutuklu kaldıktan sonra “pardon” denilerek salıverilen yüzlerce kişi vardır. Bir ülkenin Genelkurmay Başkanı’nın 26 ay, yazarının, çizerinin, gazetecisinin ve generalinin, 4-5 yıl haksız yere hapis yatırıldıktan sonra, kumpas, mumpas denilerek salıverilmesini nasıl açıklamak gerekiyor?

Öte yandan, dün köşkün bahçesindeki salonda yürütmenin başı olan cumhurbaşkanını alkış tufanına tutan bizim çiçeği burnunda savcı ve hakimlerin, yargı bağımsızlığına ve tarafsızlığına gölge düşürmediklerini kim iddia edebilir? “Çubuk yaş iken eğilir” lafı, yargı yolunun başındaki bu genç hakim ve savcı adayları için de pek ala geçerlidir. Dolayısıyla; hakim ve savcılara bağımsızlık ve tarafsızlık fikri, işin ta başında hissettirilmelidir. Dün ise bunun tam tersi yapılmıştır. Önde Adalet Bakanı, arkasında savcı ve hakim adayları, elleri patlayıncaya kadar  alkışlamışlardır yürütmenin başı olan Cumhurbaşkanını. Bu gençler bilsinler ki; cübbelerinin önünde düğme bulunmaması, onların küfür küfür yellenmeleri için değil, kimseden emir ve talimat almamaları, kanaatlerini ve dünya görüşlerini belli edercesine hiç kimseyi alkışlamamaları içindir.

Bu ülkedeki hukuksuzlukların tamamını FETÖ’nün üstüne yıkarak ve bu hukuksuzlukları yaptıkları iddia edilen hakim ve savcıları açığa almak ya da ihraç etmek yeterli midir bu konuda?

Onları, o görevlere atayan organların içinde bulunanların ve onların atanmalarının alt yapısını oluşturanların, mesela 2010 referandumunu yaptıran siyasilerin hiç mi günahı yok bu konuda! “Rabbim ve milletim bizi affetsin” sözünün elbette kabule şayan bir tarafı vardır ve hatayı ikrar ve kabul etmek de bir erdemdir. Ancak bundan daha önemlisi, benzer hataları tekrar yapmamaktır. Hz. Peygamber, “Günahından tevbe eden (hatasından dönen), o günahı hiç işlememiş (o hatayı hiç yapmamış) gibi olur” demiştir demesine de, bu durum, ancak tekrar günah işlememek ve benzer hataları tekrar yapmamak kaydıyla geçerlidir.

Çatladıkapı Muhtarlığı

Cumhurbaşkanı, dün savcı ve hakim adaylarının kura çekimi töreninde yapmış olduğu konuşmada ayrıca dedi ki: “Bize dünyadan akıl verenler var, bu kadar ismi nasıl biliyorsunuz. Nasıl oldu da bunları toparladınız, içeri aldınız. Biz devletiz be! Burası Çatladıkapı Muhtarlığı değil. Bir devletin istihbaratı bunları bilmiyorsa kusura bakmasınlar…”

Cumhurbaşkanı, İstanbul’da Fatih İlçesinde bulanan Çatladıkapı sakinlerine bir miktar taş atmış olsa da bu sözleri gerçekten de güzeldi. Çünkü devlet olmak da zaten bunu gerektirmektedir. Cumhurbaşkanına bakılırsa; devletin istihbarat kurumları, bu ülkede kimin ne olduğunu, kimin ne yaptığını iyi biliyor! Peki o zaman, FETÖ 15 Temmuz’da darbe girişiminde bulunana kadar neden beklenildi? Muhalefetin ve bazı yabancı güçlerin dedikleri gibi; darbe girişimini siyasi fırsata çevirmek için mi? Üstelik daha düne kadar “Aldatıldık, kandırıldık, böyle oldukları bilmiyorduk” diyen de sizlerdiniz.

Öte yandan 2011 yılında TBMM’de yapmış olduğu bir konuşmada Fethullah Gülen hakkında söylediği “Fetullah Gülen bu ülkenin yetiştirdiği değerli bir kıymettir. Seversiniz, sevmezsiniz ama değerli bir insandır, bilge bir insandır. Bu ülkenin milli ve manevi değerlerine bağlı nesillerin yetişmesi için hizmet yapıyor. Her şeyi de açık, devletin denetimi, gözetimi altında açık, her şeyi gözünün önünde olan” şeklindeki sözlerden dolayı, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın kendisini tenkit edenlere cevap olarak söylediği “Benim grup başkanvekili olduğum dönemde yaptığım bir konuşma milletvekilleri tarafından sürekli olarak ifade ediliyor. Ben o konuşmayı inanarak yaptım. Şimdi yaptığım konuşmaları da inanarak yapıyorum. Çünkü o dönemde Fetullahçı terör örgütünün suç, ihanet şebekesi olduğuna dair bir bilgim yoktu. Ne zaman bir terör örgütü, ne zaman suç örgütü ve ihanet şebekesi olduğunu gördüm ondan sonra çok net konuşurum.  Ortaya çıkmış bir büyük, kirli suç örgütü var...”(2) şeklindeki sözleri nereye koymak gerekiyor?

Şahsen Bekir Bey’in sözlerinin çok daha doğru olduğuna inanıyorum. Hükümet ve dolayısıyla devlet, FETÖ  ve bu örgütün ilişkileri hakkında tam bir bilgiye sahip değildi. Eğer bu örgütün, günün birinde darbe yapmayı planladığını bilseydi, buna kesinlikle engel olurdu. Aksini düşünmek, hele hele “hükümet siyasi rant sağlamak için 15 Temmuz’a bile bile göz yumdu” gibi bir düşünceye kapılmak, akıl kârı bir düşünce değildir. “İstihbarat zafiyeti vardır”, “gerekli ve yeterli tedbirler zamanında alınmamıştır” ve “örgüt hafife alınmıştır” denilebilir belki ama, bilerek 15 Temmuz’a çanak tutulmuştur demek, bu ülkeye ihanetle eş değerdir. 2002’den beri bu örgütle kurulan fiile koalisyonun yanlış olduğunu ve bu örgütün muzır bir yapılanma olduğunu söyledik durduk, ancak itiraf edelim ki; bu örgütün  devlete bu derece sızdığını ve günün birinde bu ülkede darbe yapmaya kalkışacak derecede hain ve alçak olduğunu hiç birimiz öngöremedik..

_____________

1- http://www.diken.com.tr/bhararadan-erdogana-turkiyeye-hic-gelmedim-guleni-googledan-ogrendim/

2-http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/614727/Bekir_Bozdag_dan__Fethullah_Gulen_e_ovgu__aciklamasi.html