Ana sayfa Yazarlar Prof. Dr. Rıdvan Karluk

İdamı Halka Kim Anlatırsa Anlatsın Ama Anlatsın!

Bayram öncesi basında yer alan bir haber dikkatimi çekti: “İdamı Halka Kim Anlatsın Tartışması.” Haber şöyledir: “Başbakan Binali Yıldırım’ın muhalefet lideriyle yaptığı son zirvede idam konusu da gündeme geldiği ileri sürüldü. Başbakan’ın ‘İdam kararı Fethullah Gülen ve Abdullah Öcalan’ı etkilemez’ dediği ileri sürülen MHP Lideri Devlet Bahçeli’ye ‘Efendim bu süreci bilen biri olarak siz mi bir açıklama yapsanız. Ne güzel olur’ dediği iddia edildi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bunun üzerine ‘Adalet Bakanınız çıkıp anlatsın. Gündeme getiren sizsiniz’ dediği öne sürüldü.
Görüşmede Bahçeli’nin, idam cezasının neden kaldırıldığını, dönemin koşulları ve AB açısından önemine değinerek detaylı bir biçimde anlattığı, “Ancak şu an idam gelse Abdullah Öcalan ve Fetullah Gülen asılacakmış gibi izlenim var, meydanların. Bu yanlış. İdam kararı bu isimleri etkilemez. MHP olarak terör suçları ve savaş halinde idam cezasını destekliyoruz” dediği ifade edildi. Yıldırım’ın, “Vatandaşta bu izlenim sürüyor. Bir açıklama yaptım ama bu meydanları tatmin etmedi. Efendim bu süreci bilen biri olarak siz mi bir açıklama yapsanız. Ne güzel olur” diyerek Bahçeli’ye açıklama yapması önerisinde bulunduğu kaydedildi.”
Daha önce bu köşede yazdığım gibi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Almanya’nın RTL kanalına verdiği demeçte Yenikapı’daki mitingi örnek göstererek “Oradaki 5 milyon insan ‘idam isteriz’ dedi. Parlamentodan çıkarsa ben onay makamıyım, bana gelir, ben de onaylarım” demiştir. Benzer şekilde Başbakan Yardımcısı Veysi Kaynak CCN Türk’te “şahsi görüşüm” diyerek idam cezasının getirilmesini savunmuştur. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı ile Adalet Bakanlığı yapmış Mehmet Ali Şahin idam cezasının geri getirilmesinin yanlış olacağını, getirilse bile geçmiş suçları kapsamayacağını açıklamışlardır. Başbakan Binali Yıldırım da idam cezası konusunda “Hainlerin en ağır şekilde (ağırlaştırılmış müebbet) cezalandırılacağını” belirtmiştir.
Hükümet sözcüsü Numan Kurtulmuş ise hükümetin AİHS’nin 15’nci maddesini işleterek Sözleşme’nin belirli maddelerini askıya almaya (derogation) karar verdiğini ve Konsey Genel Sekreteri’ne gerekli beyanın yapıldığını açıklamıştır. Fakat AİHS’ye göre yaşam hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı, kölelik, suçların ve cezaların kanuniliği ile ilgili maddeler askıya alınamaz. Geri kalan maddelerin askıya alınması ise ulusun yaşamına yönelen bir tehdidin bulunması ile alınan önlemlerin tehdit ile orantılı olması gerekir.
1990’lı yıllarda Türkiye Sözleşme’nin 5’nci maddesi dahil (Aksoy/Türkiye davası 1996) bazı maddelerini askıya almış, bu dava dahil birçok davada Mahkeme koşulların gerçekleşmediği gerekçesiyle Türkiye’nin askıya alma taleplerini reddetmiştir.
Türkiye, 47 Avrupa Konseyi üyesi ülkeden biridir. Konsey üyesi ülkeler için idam cezası; 1983 yılında yürürlüğe giren Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) Ek 6 No’lu Protokol ve 2002’de yürürlüğe giren 13 No’lu Protokol ile kaldırılmıştır. 6 No’lu Protokol barış dönemi, 13 No’lu Protokol ise hem barış hem de savaş döneminde idam cezasını yasaklamıştır. 6 No’lu Protokol’e 47 Avrupa Konseyi üyesinden Rusya dışında 46 üye ülke taraftır. Rusya Protokolü imzalamış, fakat onaylamamıştır ama idam cezasını uygulamayacağını açıklamıştır. Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya ise 13 No’lu Protokole taraf değildir.
Türkiye’nin idam cezasını kaldırması, Öcalan’ın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) açtığı dava sonucunda mümkün olmuştur. AİHM, karar verilene kadar Öcalan’ın idam edilmemesini öngören ihtiyati tedbir kararı kabul ettiği için Ecevit Hükümeti karara uyarak Öcalan’ı idam etmemiştir.
12 Kasım 2003 tarihinde AK Parti Hükümeti önce 6 No’lu Protokole, 23 Şubat 2006 tarihinde de 13 No’lu Protokole taraf olmuş, daha sonra Anayasa ve TCK’nın ilgili maddeleri değiştirilmiştir.
Eğer Avrupa Konseyi üyeliğimiz devam edecekse, Türkiye’nin protokollerden çekilmesi gerekir ki bu mümkün değildir. Çünkü; protokollerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) parçası olduğu, protokollerden çıkmak isteyen bir üyenin AİHS’den çekilmesi gerektiği, AİHS’nin 58’nci maddesine göre Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne 6 ay önceden ihbarda bulunarak bunun mümkün olduğu, fakat AİHS’den çekilen ülkenin Avrupa Konseyi üyeliğinin sona ermesi gerektiği tüm taraflarca bilinen bir gerçektir.
Avrupa Konseyi’nden çıkmak Türkiye’nin demokrasi, insan hakları, hukuk devleti gibi alanlarda Batı standartlarından uzaklaşması ve AB ile bağların da kopmasına yol açacaktır. Nitekim AB Dışişleri Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton’ın sözcüsü Maja Kocijancic, idam cezasının düşünülemez olduğunu açıklayarak, “İdam cezası bulunan ülkeyi AB üyeliğine kabul etmemiz mümkün değil” demiştir.

Eğer 27 Mayıs 1960 öncesinde idam cezası kaldırılmış olsaydı, rahmetli Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan idam edilmemiş olacaktı.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 27 Mayıs Darbesi’nin ardından Yassıada yargılamaları sonrası idam edilen Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın ölümlerinin 55’nci yılında anıt mezarda düzenlenen törene katılarak, “1960 darbesi yapıldığında, yapılmadan önce, yapıldıktan sonra orada eziyet edilenler, aslında sadece rahmetle Menderes, Polatkan, Zorlu, Bayar, onların arkadaşları değildi. Eziyet edilen bu milletti, bu milletin değerleriydi, milletin birliğiydi, bu milletin millet olma azmi, kararlılığıydı. Eziyet edilen istiklal mücadelesinde hürriyetini kazanmış bir anlayışın o hürriyetini tekrar çeşitli oyun ve kurgularla geri almaktı” diyerek idamları kınamıştır.

ABD’de 50 eyaletten 31’inde idam cezası vardır. ABD Death Penalty Information Center verilerine göre 1977-2015 yılları arasında 7.870 kişi idam edilmiş, 2016 yılı sonuna kadar 15 idamın 2017’de 14, 2018’de 8, 2019’da ise 7 idamın infazı için karar alınmıştır. Avrupa’da tek idam cezası uygulayan ülke Belarus’tur. Türkiye’de ölüm cezası 1984 yılından bu yana fiilen ve 2004’ten sonra hukuken uygulanmamaktadır. Ölüm cezası önce 2001’de savaş tehdidi ve terör suçları dışındaki suçlar için, 3 Ağustos 2002’de “Savaş ve çok yakın savaş tehdidi hallerinde işlenmiş suçlar hariç” şartı ile kaldırılmıştır. 14 Temmuz 2004 tarihli 5218 sayılı Yasa ile Türk Ceza Kanunu’ndan ölüm cezaları ile ilgili maddeler çıkarılmıştır.
Türkiye’de 1920 yılında Meclisin kuruluşundan 1984 yılında kaldırılmasına kadar büyük çoğunluğu ayaklanma, cumhurbaşkanına suikast girişimi, 60 darbesi, 71 muhtırası ve 80 ihtilali olmak üzere 15’i kadın hükümlü olmak üzere 712 kişiye TBMM tarafından onaylanan ölüm cezası verilmiştir. Bu rakama İstiklal Mahkemeleri’nin idam kararları dahil değildir. 2002 yılındaki Yasa ile fiilen uygulanmamış olan tüm idam kararları ömür boyu hapse çevrilmiştir. Bunlar arasında, Öcalan’ın 29 Haziran 1999’da çarptırıldığı, 25 Kasım 1999’da Yargıtay tarafından onanan ölüm cezası da vardır.
Günümüzde 58 ülkede halen ölüm cezası bulunmaktadır. 98 ülke ölüm cezasını hukuken, 7’si savaş suçları ve istisnai durumlar dışında, 35’i ise fiilen ölüm cezasını kaldırmıştır. Uluslararası Af Örgütü 140 ülkeyi hukuken ya da fiilen idam karşıtı, 58 ülkeyi idam taraftarı olarak sınıflandırmaktadır.
CNN Türk’te geçen Cuma akşamı yayınlanan bir programda Turan Kışlakçı, “Halk istiyor. Bütün dünyada idam var” diyerek idamı savunmuştur. Pakistan’da idam cezası vardır. Kışlakçı belki bir süre bulunduğu bu ülkeden esinlenmiş olabilir. Halk; AB vizelerinin kalkmasını, Türkiye’nin AB üyesi olmasını da istemektedir. 1960 yılından sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri iki istisna dışında AB üyeliğini savunmaktadır. Ama hiçbir AB üyesinde idam cezası yoktur. Halk istiyor diye idam cezası gelirse, Türkiye AB üyesi olamaz, Avrupa Birliği Bakanlığına da gerek kalmaz. Bu durumda Kışlakçı Türkiye’nin Batı dünyasından koparak ve NATO’dan da çıkarak Rusya’nın ve Çin’in de üyesi olduğu Şanghay İşbirliği Örgütü’ne Türkiye’nin üye olmasını mı savunmaktadır acaba?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’nın Haklı Olarak Kırım Tatarlarına Destek Sözüne Rusya’dan Tepki Geldi

Ukrayna Cumhurbaşkanı Petro Poroşenko; New York’ta 20 Eylül’de Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesinin ardından Rusya ile diyaloğun yenilenmesinin, Türkiye’nin Kırım’ın işgalini tanımama ve Kırım Tatarlarının hak ihlallerini kınamaya yönelik tutumunu etkilemeyeceğini açıklamıştır.

QHA’na göre Rusya Federasyon Konseyi Savunma Komitesi Başkan Yardımcısı Frants Klintseviç, Erdoğan’ın Kırım konusunda Ukrayna’ya verdiği destek sözlerini protokol gereği söylendiğine inandığını ve bu sözlerin Rusya ile ilişkileri zorlaştırabileceğini şöyle açıklamıştır: “Bizim Türkiye ile ‘arkadaşlığımızın’ belirli sınırlara sahip olduğu konusunda sıradaki onayı aldık. Tabi Erdoğan’ın Ukrayna’yı desteklemek için protokol gereği söylenmiş sözlerden daha ileri gideceğini sanmıyorum. Ancak kelimeler her zaman boş ses değildir. Türkiye Cumhurbaşkanı sanki ‘aynı anda piyanoda birkaç farklı parça çalmaya çalışıyor’ gibi geliyor. Eminim ki Rusya Dışişleri Bakanlığında bunu dikkate aldılar ve gerekli sonuçları çıkardılar.”

Rusya’nın aba altından sopa göstermesi düzelmeye başlayan Türk Rus ilişkilerine zarar verebilir. Kırım, Kırım Türklerinin anavatanıdır.

Rusya uluslararası hukuku yok sayarak Kırım’ı işgal etmiştir. Türkiye’de yaşayan Kırım Türkleri, AB ve Batı dünyası bu işgali tanımamaktadır. Buna rağmen geçen Perşembe akşamı önemli bir TV kanalındaki biri Türk kökenli “Rus vatandaşı” olmak üzere 4 konuşmacının AB ve Batı karşıtı söylemlerini anlamak mümkün değildir.

Bir konuşmacının ABD’nin Kırım Tatarları ve Çeçenleri kullanarak bölgede karışıklık çıkarmak istediğini öne sürmesi ve ABD karşıtı bir blok oluşturma görüşü acaba ne kadar doğrudur? Oturumu yöneten gazetecinin bir konuşmacıya yönelttiği “Türkiye Şanghay Beşli’sine katılmalı mı” sorusuna konuşmacının cevap vermemesi ve soruyu geçiştirmesi dikkate değerdir. Konulara hakim olmayanların TV kanallarına çıkıp yanlış değerlendirme yapmalarına ve kamuoyunu yanlış aydınlatmalarına yetkili kurumlar nasıl izin vermektedirler anlamış değilim.

HDP’li Feleknas Uca ve Sibel Yiğitalp’in TBMM’de Ettikleri Yemin Rafa mı Kalktı?

HDP Diyarbakır Milletvekilleri Sibel Yiğitalp ve Feleknas Uca Şırnak’ta ölü ele geçirilen PKK’lı teröristin cenazesine katılarak TBMM’de ettikleri yemini “yok” saymışlardır. Uca, daha önce de Avrupa Parlamentosu’nun 28 Şubat 2002 tarihindeki Genel Kurulu’nda Türkiye’nin Ermeni soykırımını tanıma oylamasında Türkiye aleyhine oy kullanmıştır. 626 milletvekili arasında Almanya Sosyal Demokrat Parti üyesi Ozan Ceyhun, (AKP’den adaydı seçilemedi) sözde soykırım için uzlaşma çağrısına “ret” oyu verirken, bir zamanlar şu anda Birleşik Avrupa Solu/Kuzeyli Yeşil Solu olarak bilinen Demokratik Sosyalizm Partisi’nden (PDS) Avrupa Parlamentosu milletvekili seçilen Feleknas Uca soykırım konusundaki uzlaşma çağrısı için “kabul” oyu kullanmıştır.

Parlamento’nun o tarihte almış olduğu iki kararı Meclis’te grubu bulunan partiler ortak bir bildiriyle kınamışlardır. Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz kararların Türkiye açısından “hükümsüz” olduğunu söylemiştir. Avrupa Parlamentosu’nda Ermeni soykırım kararına olumlu oy veren Uca hakkında şimdiye kadar hiçbir tepki gösterilmemiştir. Uca, 17 Eylül 1976’da aşağı Saksonya Eyaleti’nin Celle kentinde Batmanlı Yezidi Kürt bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş, 1999’da 22 yaşında iken Avrupa Parlamentosu’na seçilmiştir. 2009 yılına kadar AP milletvekili olan Uca, Avrupa Birliği-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu üyeliği de yapmıştır. TBMM’deki ilk Yezidi milletvekilidir. Şimdi, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açmış olduğu soruşturmadan bakalım ne sonuç çıkacak?

***

Sevgili okurlar,

Üçüncü havalimanın resmi internet sitesindeki “havaalanın adı ne olsun” anketine katılmanız dileklerimle.
http://www.3havalimaniismianketi.site/2016/06/3-havaliman-ismi-anketi.html

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here