Kategoriler
Politika Türkiye

BAŞBUĞ VE CIA

 

27 Mayıs 1960 tarihinde, kendilerini Milli Birlik Komitesi (MBK) olarak tanıtan, 38 subaydan oluşan bir askeri cunta darbe yaptı, Demokrat Parti hükümetini devirdi.
Şimdi sizlere, bu olayı çok sağlam dış ve iç belgelere ve kaynaklara dayanarak yazdığım “ATATÜRKÇÜLER YENİLDİ” adlı kitabımdan bir bölüm sunacağım.
ATATÜRKÇÜLER YENİLDİ adlı kitabımın ilk basımı bundan dört yıl önce, Eylül 2012’de yapılmıştı.
Buyurun, o bölümü birlikte okuyalım.

“27 Mayıs 1960 tarihinden itibaren başlayan tutum ve uygulamalar, ihtilal yapıp iktidara el koymuş komutanların NATO’ya gerçekten bağlı olduklarını, NATO’nun emirlerine uyduklarını, ABD’nin yörüngesi dışına çıkmadıklarını göstermiştir.
Biraz sonra sizlere, Amerikan Gizli Belgelerinden 27 Mayıs Darbesiyle ilgili bazı bölümleri aktaracağım, bunları okuduktan sonra, 27 Mayıs Askeri Darbesini yapanların nasıl Amerikan yanlısı olduklarını çok daha iyi göreceksiniz.

MBK ÜYESİ KURMAY ALBAY ALPARSLAN TÜRKEŞ ANLATIYOR

Önce, Alparslan Türkeş’i kısaca tanıyalım.
Asıl adı Hüseyin Feyzullah olan Alparslan Türkeş, 23 Kasım 1917 tarihinde Kıbrıs’ın başkenti Lefkoşa’da doğdu.
1936’da Kuleli Askeri Lisesi’ni, 1938’de Kara Harp Okulu’nu ve 1939’da Piyade Atış Okulu’nu bitirdi.
1944 yılında, yüzbaşı rütbesiyle Irkçılık-Turancılık davasında yargılandı.
1948’de Kara Harp Akademisi’ni bitirerek kurmay subay oldu.
Aynı yıl, Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) gönderildi.
ABD’de Harp Akademisi ve Piyade Okulu’nu bitirdi.
1955–1957 sürecinde Washington’da NATO Daimi Komitesi’nde görev aldı.
1959’da kısa bir süre Almanya’da Atom ve Nükleer Okulu’na devam etti. Aynı yıl albay rütbesine yükseldi ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı NATO Şubesi Müdürlüğü’nde bulundu.

27 Mayıs 1960 askerî darbesinin güçlü albayı Alparslan Türkeş, bakın neler anlatıyor:

“27 Mayıs’tan sonra bakanlıkları dolaşmaya başladım. İçişleri Bakanlığı’na gittiğimde, orada, ayrı bir odada, bir ayrı büroda Amerikalıları gördüm. Bizim yetkililere, “Nedir bu?” diye sorduğumda şu cevabı aldım:

‘Biz komünizmle mücadele için Amerika ile işbirliği yapıyoruz. Buradaki Amerikalılar da, onlarla bizim aramızdaki işbirliğinin koordinasyonunu yapıyorlar.’

Ama işi biraz daha inceleyince gördüm ki, İçişleri Bakanlığı’na dışarıdan gelen şifre, telgraflar ile bakanlıktan dışarı çıkan tüm evraklar oradan geçiyor. Yani onlar, bunları görüyorlar, kontrol ediyorlar.”

Bunu öğrenen Alparslan Türkeş, Amerikalıların odadan çıkarılmasını ister. Amerikan Yardım Binası’na gitmelerini, orada çalışmalarını söyler.
Bundan sonrasını Türkeş anlatıyor:

“Ben bu talimatı verdikten sonra, CIA’nın Ankara’daki Başkanı olan zat, bana geldi. Çankaya’da oturuyordu. Hatta bir iki defa birlikte yemek yemiştik. Oradaki Amerikalıların kalmasını rica etti. Ben ısrar ettim. Sonra dedim ki,

‘Biz sizinle dostuz. Amerika ile dostluğumuzu sürdürmek kararındayız. Komünizmle mücadelede sizinle işbirliği yapacağız.
Fakat onlar orada kalmamalı.’

“Derken, Amerikan Büyükelçisi geldi. Aynı talebi ileri sürdü. Israr ediyorlar, üzülüyorlardı. Ona da aynı şeyi söyledim. Bununla da yetinmeyip, ardından daha sonra bir de mektup yazdı Amerikan Büyükelçisi. Orası, zaten küçük bir odadır, önemli değildir. Orada kalmalarına müsaade edin diyordu.”

Bu arada, ABD’nin Ankara Büyükelçiliği Birinci Sekreteri William H. Doyle, 25 Temmuz 1960 tarihinde Başbakanlık Müsteşarı Albay Alpaslan Türkeş’e bir mektup gönderir ve İçişleri Bakanlığı’ndaki büronun CIA ofisi olduğunu açıklar.

Peki, bu olay nasıl sonuçlandı, İçişleri Bakanlığı’ndaki Amerikalıların CIA Bürosu ile ilgili sonradan bir soruşturma yapıldı mı?

İşte Türkeş’in cevabı:
“Hayır, olmadı…”

Şu işe bakın!
Türk Silahlı Kuvvetleri ihtilal yapıyor, DP iktidarını darbeyle yıkıp ülke yönetimine el koyuyor.
Darbenin güçlü albayı Alparslan Türkeş, bakanlıkları dolaşıyor. İçişleri Bakanlığı’nda CIA’nin yuvalanmış olduğunu görüyor, önce kızıp tepki gösterse de, Amerikan Büyükelçisi ve CIA’nın baskısına dayanamıyor, karşı çıkamıyor!
ABD ve CIA, daha önce olduğu gibi, devletin bakanlıklarında istediği gibi at koşturmayı sürdürüyor!

Yabancı devlet ajanlarının devletin içinde yuvalanmış olduğunu görüp onları oradan kovup atamayan kişiye siz nasıl ihtilalcı dersiniz?
CIA ajanlarını, devletin tüm gücü ve yetkisi elindeyken ülkemizden kovamayan, kovma cesaretini gösteremeyen Alparslan Türkeş’in gerçek bir milliyetçi olduğunu söyleyebilir misiniz?
Kurmay Albay Alparslan Türkeş, daha ihtilalın başında, ABD’ye teslim olmuştu.

Değerli Dostlar,

Darbe yapıp ülkenin yönetimini ele geçirmiş askeri cuntanın güçlü albayı Alparslan Türkeş’in gücü, devletin içinde yuvalanmış CIA ajanlarını söküp atmaya yetmiyor!
Vatanını ve milletini içten seven, kendilerini Türk milliyetçisi olarak gören, eğitimsiz ama temiz yürekli gençlerimiz Alparslan Türkeş’e BAŞBUĞ dediler!

En güçlü olduğu anda bile CIA’ya baş eğen kişi, Türklere Başbuğ olabilir mi?
Yalnız milliyetçi gençlerimiz değil, 10 Kasım 1938 tarihinden sonra yani, yaklaşık 78 yıldır Türk milletinin tamamı türlü yalanlarla aldatıldı, devleti yönetenlerce kandırıldı. Önce, NATO adı altında Türk milletinin ordusunu ABD’nin buyruğuna soktular ve sonra gerisi sel gibi geldi.
Aldatarak, kandırarak Türk milletinin elinden işletmelerini, fabrikalarını, madenlerini, tarım topraklarını, limanlarını ve de tohumunu aldılar!

15 Temmuz 2016 günü askeri darbe girişimine karşı canları pahasına ayaklanan Türk milleti, aynı kararlılığı, aynı iradeyi, elinden tüm zenginliklerini alan, ordusunun içini ajanlarla dolduran ABD’ye karşı da ayaklanarak gösterebilecek mi?

Yılmaz Dikbaş
30 Temmuz 2016, Cumartesi
dikbas@kalinka.com.tr
0532 233 31 52

“BAŞBUĞ VE CIA” için 2 yanıt

Alparslan Türkeş, bu olaydan iki ay sonra 13 Kasım 1960’ta MBK’nin CHP’li kesimi tarafından kapısı kırılarak evinden alındı ve Hindistan’a sürüldü.
Bu memlekette Alparslan Türkeş’ten başka CIA ofisini kapatmaya çalışacak bir babayiğit yok mudur?
Cevabını vereyim: Evet yoktur!..
Siyasi hırstan gözünüz kararmış sizin.
Memleketin bu kadar ahmak dostu olduğu sürece düşmana da ihtiyacı yoktur.

Yılmaz DIKBAS, hem Atatürk’çü olduğunu söylüyorsun, Hemde gerçekleri saptırarak samimi bir Atatürk’çü vatanperver olan nerhum Türkeş’i Amerikancı olmakla suçluyorsun. Hem de onun bizlere ibret almamız için anlattığı bir olayı eğip bükerek.Bu yaptığınıza ahlaken ne denir bilemiyorum..Kitaplarınızı okuyan, bir kerede MDM( Milli Düşünce Merkezinde) konferansınızı dinledim. Sizi Atatürk’çü ve Cumhuriyetin değerlerine bağlı olmakla tanıyoruz..Konferanslarında Atatürkçüler irticaya yenildi diye hayıflanıyorsun..Bu konuda bir kitabın da var..Toplumun her kesimindeki Atatürk ve Cumhuriyet ortak değerinde olanların geniş bir cephede birleşip siyasal islamcılara karşı mücadele etmesini tek çıkar yol olarak da gösteriyorsun..Alparslan Türkeş’i iftira atarak bize önerdiğin bu kurtuluş yolundan önce sen çıkıyorsun..Merhum Türkeş’e attığın çamur, siyasal islamcıların namlusuna mermi olacağını görmeliydin..Yazık, Merhum Türkeş, “Ne Amerika, ne Rusya, Ne Çin ; Her şey Türklük Için” sloganı ile tam bağımsızlıktan yana Atatürk’çü-Türkçü-Ülkücü bir nesil yetiştirmişti..Onları üzdünüz..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.