Ana sayfa Yazarlar Ömer Sağlam

Devleti Yönetenlerin Gülen Cemaati’ni incitmelerine ben de inciniyorum!

Dış Kapak

Okuyucularım arasında Tayyar Altıkulaç ismini sanırım bilmeyen yoktur. Bilmeyenler ise google’a yazarak zaten öğrenir kim olduğunu. Elbette benim gibi bazı kimselerin bildiği, ancak google hoca efendi hazretlerinin şimdilik bilmediği tarafları da vardır onun. Şimdilik bildiklerimizi kendimize saklayarak, Sayın Altıkulaç’ın, daha önce bizzat kendisinin kamuoyu ile paylaştığı bir hususu tekrar hatırlatmak istiyoruz bu yazımızda. O husus, Tayyar Altıkulaç’ın Fethullah Gülen ve Gülen Cemaati hakkındaki düşünceleridir. Yani son zamanlarda yaygın söylenişiyle FETÖ hakkındaki düşünceleri demek istiyoruz. Altıkulaç’ın konuya ilişkin düşüncelerini 2011 yılında yayınlanan “Zorlukları Aşarken” isimli üç ciltlik anı kitabının ikinci cildinden öğreniyoruz. Kitap “Ufuk Kitapları” isimli yayınevi tarafından yayınlanmış.

Nur Hareketi Hakkındaki Görüşleri

Tayyar Altıkulaç, anılarında Risalelerle annesinin amcası Çerkez Yusuf vesilesiyle 1949 yılında tanıştığını söylemektedir. Dediğine göre; Çerkez Yusuf (Dişbudak) kendisine ulaşan el yazması bazı Risale sayfalarını aile ortamında okur ve açıklamasını yaparmış(1). Buna ilave olarak, doğum yeri olan Kastamonu’nun Devrekani ilçesinde Nur hareketiyle ilgilenen başkaları da varmış ki; bunların başında Şekerci Molla Mehmet olarak bilinen Mehmet Özkan ve oğlu Ahmet Özkan geliyormuş. Ahmet Özkan’ın oğlu Metinle okul arkadaşı oldukları için sık sık onların evine misafir olduğunu ve onların bir misyoner ruhuyla yaptıkları telkin ve nasihatlerden etkilendiğini söylüyor(s.766).

Kastamonu merkezde “Kalaycı Mehmet” olarak bilinen ve Said-i Nursi’nin önde gelen talebelerinden olan Mehmet Feyzi Efendi ile 12-13 yaşlarında tanıştığını(s,766), ikinci ziyaretini ise Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı olarak 22 yıl sonra gerçekleştirdiğini, ancak Mehmet Feyzi Efendi’nin o kadar süre sonra kendisini ismen tanıdığını söyleyerek şaşkınlığını dile getirmektedir. Arkadaşlarının, bazı şeyhlere kapılandığından hareketle kendisinin de bazı arayışların içine girdiğini ve bu çerçevede İskenderpaşa Camii’nde Mehmet Zahit Efendi (Kotku), Erenköy’de Sami Efendi (Mehmet Sami Ramazanoğlu), Samatya’da Şemsettin Yeşil, Kastamonu’da İhsan Efendi (Oğuz) gibi bazı şahsiyetlerle görüştüğünü, ancak içlerinde en çok etkilendiği kişinin Mehmet Feyzi Efendi (Şallıoğlu) olduğunu, buna rağmen Mehmet Feyzi Efendi’nin temsil ettiği Nur cemaatine de mensubiyet duymamakla birlikte bu hareketin içindeki insanlara hep sempatiyle baktığını dile getirmektedir(s,767). 

İmam-Hatip öğrenciliği sırasında bu hareket adına öğrencilerle ilgilenenleri hatırlayamadığını söyleyen Tayyar Altıkulaç, Yüksek İslam Enstitüsü’nde okurken 80 kişilik sınıflarında bu harekete mensup arkadaşları olduğunu ifade ile bunlardan üçünün sadece birinci isimlerini vermek suretiyle nedense bu arkadaşlarını deşifre etmemeyi tercih etmektedir(s,768).

Fethullah Gülen ve Gülen Cemaati Hakkındaki Görüşleri 

Tayyar Altıkulaç’ın Fethullah Gülen ve Gülen Cemaati hakkındaki görüşlerini, kitabındaki kendi ifadeleriyle ve noktasına virgülüne dokunmadan aktarıyoruz:

Gülen yaklaşımı ve yönlendirmesi sayesinde bu hareketin(2) oldukça salt ve sarf bir hizmet kadrosu haline geldiği görülüyor. Artık yalnız risaleler okunmuyor. Onların yanında ilim adamlarının ürettikleri eserlerin pek çoğuna açık bir eğitim ve öğretim anlayışı geçerli(s,770). Fethullah Gülen’in Amerika’da talebelerine büyük Türk alimi Matûrîdî’nin “Te’vilâtü’l- Kur’ân” adlı muhteşem tefsirini okuttuğundan haberiniz var mı?(s,770).

(3) Hoca öğrencilerine sarf ve nahiv(5) okutuyor; tefsir, hadis, fıkıh gibi dersler veriyor, bu derslerde klasik dini ilimlere dair günümüz ilahiyatçılarının kullandığı pek çok temel kaynağı kullanıyordu. Ergun Çapan açıklamalarında bu eserlerin adlarını da zikretmişti.(s,770).

Rejim korkusuyla bu hizmetleri ilişkilendirenlere gelince; onlara katılmıyorum. Bunu biraz da milletimizin dindarlaşması için yapılan çalışmaların her çeşidinden rahatsızlık duyanların endişeleri veya istismarı olarak görüyorum(s,771).

Tanımadığınız coğrafyalardaki kardeşlerine kadar uzanıp kucaklaşabilen, onlara güzel Türkçemizi öğretecek ve ecdadının hizmetleriyle övünecek kadar milliyetçi olan bu kadroya gıpta ediyorum(s,771).

Dünya insanlığını gelecekte yönetecek gençlerin yetiştirilmesini hizmet felsefesinin omurgası haline getiren, üretip geliştirdikleri heyecan ve irfanla devletlerin bile yapamadıklarını başaran bu insanların yaptıklarını yapamamış olmayı, onlara hayranlık duymaya engel görmüyorum(s,771).

Yeryüzünde dikili çöpü olmayan ve meşru nimet ve zevklerin neler olduğunu bilmeyen bu zatın (Fethullah Gülen’in) başarısına gerçekten gıpta ediyorum. Bu cemaate mensup olmamayı, onlara dua etmemeye, gerektiğinde yardımcı ve destek olmamaya engel görmüyorum. Devleti yönetenlerin ve bürokratların bu hizmet kadrolarına yardımcı olmak yerine, kuşku ile bakarak onları incitmelerine ben de inciniyorum(s,771). 

…Aslında bu tür hizmetlerde ve kadro hareketlerinde bir yere kadar kapalılığı anlamak, kadrodan olmayanlara karşı biraz mesafeli olmak mümkündür, hatta bazı durumlarda gereklidir de. Kadro disiplini için buna ihtiyaç vardır. Kader birliği içinde ve belli bir program dahilinde yollara dökülmüş insanların her şeyi herkesle paylaşmaları da gerekmez. Hatta bazı durumlarda bu, sakıncalı da olabilir. O halde bu tür şeyler için tecessüs(6) ve alınganlık göstermeye gerek yoktur. Önemli olan sonuçtur, yani hizmetteki verimdir, ortaya konan eserlerdir…Gülen hareketi adına gerçekleştirilen hizmetlerin gıpta ile değerlendirilmesi gereken şeyler olduğu ortadadır ve tartışmasızdır(s,772).

Fethullah Hoca’nın din hizmetleri ve ülkesine zarar verecek dikkatsizliklerden uzak durmaya özen gösterdiğini, kendisini sevenlerin Türkiye’ye dönmesini ısrarla istemelerine ve kendisinin de vatan hasreti yaşamasına rağmen, “Acaba böyle bir karar, ülkenin huzurunu bozacak tartışmalara yol açar mı?” endişesiyle dahi karar veremediğini anlamaya çalıştım(s,773).

___________

1- Tayyar Altıkulaç, Zorlukları Aşarken, Ufuk Kitapları, c.2, s,765,  İstanbul, 2011. Bundan sonra sadece alıntı yapılan paragraf ların sonunda paragrafların bulunduğu sayfa numaraları verilecektir.

2- Nur Hareketi.

4- 21.11.2010 günü İstanbul’dan Ankara’ya gelirken Burç FM’de Fethullah Hoca’nın talebelerinden Ergun Çapan’ın konuşmasını dinledikten sonra yapmış olduğu yorum.

5- Bir nevi Arapça dil bilgisi.

6-Tecessüs: Casusluk. Yazar bu kavramla muhtemelen cemaatten şüphe duyarak cemaatin  izlenmesine ve dinlenmesine gerek yoktur demek istiyor! Oysa bu cemaatin Türkiye’de hemen herkesi dinlediği, izlediği, kaydettiği, hatta bazen de dijital ortamda sahte deliller ürettiği, kaset skandallarına sebep olduğu ve insanlara tuzak kurduğu alenen anlaşılmış bulunmaktadır.  Üstelik yazar,  kitabını,  Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy ve Askeri Casusluk gibi kumpas davalarının bütün sıcaklığı ile devam ettiği  2011 yılında yayınlamakla, cemaatin bu konudaki birçok faaliyetinden haberdar olmak durumundadır. Çünkü bu davalar kapsamında yargılananların avukatları o tarihlerde sık sık televizyonlara çıkarak bu konuda bilgiler verdiler, bu konuda onlarca kitap, yüzlerce makale, binlerce haber yayınlandı. Hanefi Avcı ve Nedim Şener bu konuda kitap yazanlardan sadece ikisidir.

1 YORUM

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here