m_akar

Resim

ABD, 2011’den bu yana Suriye’de devreye soktuğu temel planı, şimdi Türkiye’de icra etmeye çalışıyor.

ABD’nin Suriye’deki temel taktiği, hakim olmak istediği bölgede önce IŞİD’i sahaya sürmek, sonrasında hava kuvvetleri ile desteklediği PYD/YPG’yi, IŞİD’in üzerine salmaktı. Böylece IŞİD, PYD/YPG’nin alan boşaltma örgütü olarak kullanılıyordu.

Daha kısa bir anlatımla, IŞİD, ABD’nin temel aktörü olan PYD/YPG için bir maymuncuk görevi gördü / görüyor. PYD’nin hakim olacağı sahaya önce IŞİD gönderilerek aslında bir nevi, PYD’nin “Devletleşmesine” yönelik zemin oluşturuluyor.

Türkiye’de 15 Temmuz’dan itibaren, birbirine yakın zamanlarda PKK ve IŞİD eylemlerinin gerçekleşmesini bu eksende yorumlamamızın faydası var.

Ordu,Giresun, Maçka’da gerçekleşen terör eylemlerinden sonra; Mardin, Diyarbakır, Elazığ, Van, Bitlis ve ardından Gaziantep… Art arda fırlatılan torpidolar gibi Türkiye’nin farklı illerinde gerçekleşen terör eylemleri planlı, stratejik ve tek merkezden organize edilmektedir. Terör eylemlerinin farklı örgütler tarafından gerçekleştirilmesi, bunun merkezi bir operasyon olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Resim

ABD’nin temel taktiği Suriye ve Irak’takinin aynı: IŞİD ve PKK üzerinden, Türkiye’de gerçekleşecek bir sosyal çatışmanın iklimini oluşturmak. Bu arada IŞİD’in saldırıları üzerinden bölücü terör örgütünü” mağdur ” konumda göstererek, bölücü örgüte Türkiye’de yeniden meşru bir alan oluşturmak.

Gaziantep’te gerçekleşen terör saldırılarından sonra HDP ( PKK ) Eş başkanı Demirtaş’ın “Hayatını kaybedenler parti üyelerimizdi, hemen bir heyetle bölgeye gideceğiz” şeklinde yaptığı açıklama, yukarıda açıkladığım durumun sağlamasıdır.

ABD Bölge Ülkelerine de Mesaj Veriyor

Bu terör eylemleri aynı zamanda, ABD’nin, Rusya, İran ve Suriye’ye de dolaylı yoldan mesajı olarak okunmalı.

Menbiç’in ABD eliyle PYD’ye teslim edilmesinden sonra, Suriye Ordusunun, Haseke’de YPG/PYD’ye yönelik gerçekleştirdiği hava operasyonu, Rusya’nın İran – Suriye ve Azerbaycan’ı kendi çevresinde toplamaya başlaması, ABD’nin bölgesel egemenlik planına karşı açıktan bir hamledir. Suriye Ordusunun Haseke’de PYD/YPG’ye yönelik operasyonundan sonra Pentagon Sözcüsü Binbaşı Adrian Rankine-Galloway, “Bir tehdit durumunda karada görev yapan koalisyon güçlerini koruyacağımızı açıkça söyledik” dedi. ABD, daha önce olduğu gibi, PYD’yi “Kara Gücü” olarak gördüğünü nitelemiş, hatta bir devlet örgütlenmesinden bahseder gibi “Koalisyon gücü” ibaresini kullanmıştır.

Mevcut bölge ülkeleri ile Türkiye’nin yakınlaşma ihtimali ise ABD için neredeyse kıyamet senaryosu olarak nitelendiriliyor. Türkiye’nin Asya ülkeleri ve bölge ülkeleri ile oluşturacağı bir “işbirliği” hatta daha da kötüsü “ittifak” kurma olasılığına karşı, ABD sistematik operasyonlarını aralıksız bir biçimde yürütecektir.
Bölücü terör örgütü PKK, CİA güdümlü Cemaat Örgütlenmesi, IŞİD… Bu üç örgütlenme de başta Türkiye olmak üzere Suriye, Irak, İran ve dolaylı olarak Rusya’ya karşı kullanılan ABD ve Batı merkezli organizasyonlardır.

ABD kimi zaman iktidara getirdiği odaklarla bu güçleri aynı masaya oturtur.

“Çözüm ve Müzakere Süreci” adı verilen dönemde ,”Oslo Görüşmeleri”, “Dolmabahçe Mutabakatı” ile kapalı kapılar ardında PKK ile pazarlıklar sürerken; Habur Sınır Kapısından teröristler davul zurna ile karşılanır…

CİA güdümlü cemaat örgütlenmesinin devlet kurumlarında kök salması ve adeta iktidar ortağı olması ne kadar aklımızda ise Suriye’deki rejimi yıkmak pahasına, Suriye Devletine karşı savaşan terör örgütlerini 26 ülke devleti ile birlikte kimlerin beslediği ise hala aklımızda.

Şimdi bölge ülkelerine karşı kullanılan ve bir dönem aynı masaya oturdukları terör örgütleri, aynı anda Türkiye’yi hedef almış durumda. Dün söyledik, bugün de söylüyoruz: Ortadoğu’da gerçekleşen hiçbir sosyal çatışma, ayaklanma, sistematik terör eylemleri, yalnız hedef alınana kaynak ülke ile sınırlı kalmaz. Silsile halinde geçişler yaparak, diğer ülkelere yayılır.

ABD, dün Irak ve Suriye’de bir iç savaş planı üzerinden Ortadoğu’ya egemen olmak için, IŞİD ve PYD’yi kullanıyordu. Ki halen aynı hedef peşindedir. Bugün de Suriye’de ve Irak’ta hedeflediği planın aynını Türkiye’de uygulamaya çalışıyor.

Resim

ABD’nin bu kadar pervasız davranmasındaki en büyük etmen, hiç kuşkusuz 2003’ten bu yana yürütülen operasyonlar ve psikolojik savaş üzerinden TSK’nın yıprandığının düşünülmesidir. Süleymaniye baskını, Şemdinli Provokasyonu, Ergenekon, Balyoz, Atabeyler gibi operasyonlarla yıpratılan; 15 Temmuz 2016 Cunta Girişimi ile itibarsızlaştırılmaya çalışılan TSK, on yıllardır ABD tarafından hedef tahtasına çakılmaktadır.

İkinci İstiklal Savaşı

Türkiye, bundan 97 yıl önce, bizi dışarıdan kuşatıp içeriden teslim almaya çalışan Batılı devletlere ve onlarla işbirliği yapan İstanbul Hükümetine karşı birinci İstiklal Savaşı’nı vermiş, tarihte ilk defa emperyalizme karşı kazanılan bir Ulusal Kurtuluş Savaşı’na emsal teşkil etmişti.

İçinde bulunduğumuz dönem, 1.Dünya Savaşı ve işgal öncesi dönemle özü itibariyle aynı eksende şekilleniyor. O vakit kurtuluş yolu da, aynı öze ve içeriğe sahip bir programla vücut bulacaktır. Üçüncü Paylaşım Savaşı’na karşı, Türk Ulusu İkinci Milli Kurtuluş Savaşı’nı örgütleme ve başarıya ulaştırma gücüne ve birikimine sahiptir. Tarihin emrini hiçbir odak engelleyemez.
Mithat Akar – Gaziantep

 

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.