Kategoriler
Dünya Politika Türkiye

Prof. Dr. Tülay Özüerman: YIKINTILAR ARASINDA!…

 

6 Ağu, 2016

___

5 Ağu, 2016

Çocukluğumu ziyarete gittim…
Eski mahalleme.
Anılara yolculuk da diyebilirsiniz.
Evler ve insanlar değişse de sokaklar aynı… En azından numaraları değişmemiş…
Değişmeyen, aynı kalan yerler, isimlerde, özlemle buram buram “biz”i arıyorum…
Nostaljiyi seviyorum, eskiyi, köklü olanı, bizi biz yapanı…
Hafızamı zorlayınca, sokaklardaki adımlarını görebildim, şimdi aramızda olmayan komşularımızın…
Sevgi dolu aydınlık yüzler kalmış aklımda…

Sezen komşumuzdu. Banyoları da bitişik binamızın… Şarkı sesleri yankılanırdı…
Balkondan kardeşi Nihat’a seslenişi…
O zaman daha meşhur değildi… ve Türkçe şarkılar söylüyordu.
Giderek daha fazla özlemini duyduğum kelimeyi buldum; “sevgi”… “dayanışma”… “birliktelik”.
Öylesine örülmüş, kuşatılmışız ki nefretle… giderek artan kin… intikam… hesaplaşma… !…
Ben büyürken, sevgi çok, nefret azdı.
Şimdi nefret çok, sevgi sadece yakın çevremiz ve can dostlarımızda…
Zoraki toplaştırmalar, dayanışıyor görüntüleri bizi birbirimize ilikler mi yeniden, yoksa bizi ilik yapıp, birileri kendilerini sıkıca düğmelemekteler mi?!..
Biz delik deşik oldukça, bizdeki deliklerle ilikleniyorlar hissim neden güçleniyor?
Her gece toplaştırılıp, eğlenip, yedirilip içirilen meydan; Konak!…
Elimden tutulup yürütüldüğüm çocuk ben ile, kendi başıma yürüdüğüm gençlik yıllarım, çehresi değişen o meydanın bir yerlerinde duruyor…
Her gece toplaştırılan kalabalıklarla bir şeyler eksiliyor sanki… Tüm Türkiye’ye İzmir farklı dedirten; kendi başınalık, özgür ruh…. O, rapta zapta gelmez denilen…. O da gidiyor gibi…
Biat gelip yerleşiyor her yere…
Ve biz İzmirlilerin gözünün nuru; saat kulesi… tanıklık ettiği eğlenceli gece toplaşmalarının bitmesini bekliyor.
İçine girilen, üstüne çıkılan, taşı sökülen, saati kırılan…
İzmir’li asla dokunmaz, dokunamaz, korur… Yanına bir metreden fazla yanaşmadım doğduğum kentimin simgesinin…
Adına “demokrasi” dedikleri gece bayramlarında toplaştırılır ve birlikten söz edilirken, diğer yandan da Cumhuriyetin kurumlarının bir bir tasfiye edilip, yıkılışına tanıklık ediyoruz.
Bir yandan bayram havası sürerken, herkes kaçmaktan, gitmekten söz ediyor. Normalimizi kaybettiğimizi biz yazarken, okuma lütfunda bulunmayanlar, normalin dışına çıkıldığını yeni fark ettiler…
Herkes ülke dışına kaçmak isterken ben çocukluğuma kaçıyorum.
Çocuk olarak bile daha özgür olduğumu hissettiğim, yarın için düşler kurabildiğim günlere…
Düşlerimiz alındı elimizden.
Yarın… O, artık herkes için muğlak.
TV’lerde ağlayan, Tanrıdan, halktan af dileyen yöneticiler için bile…
Gerçek acılar içe akıtır göz yaşlarını!…
Bilseniz, içimin acısını, anlatılır gibi değil, içime içime akıyorum ve bakıyorum ki gelecek giderek ve halkın da içine çekildiği bir kurgu ile kararıyor; geriye geriye, umutlarımızın olduğu günlere, herkesi masum bildiğim çocukluğuma, kabuğuma, içime sığınıyorum.
Affedebilir miyiz?

Anlı şanlı komutanlar, askerler, yargıçlar, profesörler, gazeteciler, her kesitten insanlar, herkesin ödediği bedel çok ağır. Türkan Saylan’a hastalığının son günlerinde yapılan eziyet, İlhan Selçuk….. Yerimiz yetmez adlarına, hepsi ışık içinde yatsınlar… Bu ağır bedeller, büyük kayıplar ve bugün tüm halka ödetilen bedellerde payları olduğunu itiraf edenleri Tanrı bağışlar mı bilemeyiz!… Kul hakkı, yetim hakkı denen, o hak yenmişse!…
Milyonlarca insanın yaşamı bir anda, iktidarın daha önce birlikte hareket ettiği cemaatin darbe girişimi ile alt üst olmuş, tamamen değişmiş/değişiyor/değişecek!… (Darbe girişiminden hükümet güçlenerek çıkmış ama yurttaş ağır bedel ödüyor. Girişimde kalan darbe bile yurttaşta şiddetli deprem etkisi yaratıyor. İktidar ve muhalefet alanlarda toplaştırdıkları kalabalıklarla “acımadı” mesajını tüm dünyaya verirlerken, gelecekte daha fazla acıtacak bir yıkım alanının kapsamı giderek genişletiliyor. Kalabalıklar darbe karşıtlığında birleşti bu kesin ama demokrasiyi darbe karşıtlığına indirgemek ve otoriter uygulamalara örtü yapmak…. Bunlar büyük bir hata…)
Affedin diyenlere? “Affetmiyoruz” diyebilecek kimse var mı? Kapı açıldı, herkes “özür dilesin” diye övgü düzenlere bakınca!…

Şimdi Fetöcü diye tutuklanan önceki yandaşlar(ı) özür dileyince salıverilecekler mi? Hoca Efendilikten teröristliğe terfi eden Fetö, hem Tanrıdan, hem de milletten özür dilerse, bağışlanacak mı?
Tanrıdan benim de dileğim var; aklımızı korusun!…
Yıkıntılar arasında yolumuzu kaybetmiş daha nereye sürükleneceğiz?

Sahi; 15 Temmuz öncesinde ne konuşuyorduk?
Hafızamız da darbelendi!…
Algı bombardımanı altında tutulan beynimize zorla yerleştirilmeye çalışılanlara bakınca, “ortak akıl”ı bile dayatma ile üst akılla inşa edişimizin büyük bir kurnazlık olduğunu teslim etmek gerekiyor.
Bu kurnazlıklar, kime, neye, yarar? Ya da nereye kadar?
Üstelik, ülkemizin etrafındaki çember giderek daralırken…
Kenyatta’nın ünlü deyişi, gelişmemiş ülkelerde oynanan oyunların özeti gibi; Tanrı bizi böyle bir sondan korusun!…

“Avrupalılar geldiklerinde onların elinde İncil, bizim elimizde ise topraklarımız vardı.
Bize gözlerimizi kapatıp dua etmeyi öğrettiler.
Gözlerimizi açtığımızda baktık ki İncil bizim, topraklarımız ise beyazların elindeydi.”

NOT: Biz, “bir musibet, bin nasihatten iyidir” kültüründe yetiştik ne de olsa!… Bakınız, “laiklik tehlikede değil” diyerek, partinin ekseninin kaymasına ve laiklik karşıtı uygulamalara göz yuman sözünden çark edip; “laiklik bizi bir arada tutan çimentodur” demiş!… Alkışlıyoruz!… Bir diğer ata sözümüz ile; “zararın neresinden dönülse kardır”!…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.