TARİHİN BAŞIMIZA ÖRDÜKLERİ

CUrXtmFVAAAxXHCKUT’da HALİL PAŞA ve İngiliz esirleri

 

TARİHİN BAŞIMIZA ÖRDÜKLERİ

Hüseyin MÜMTAZ

 

Tarih, “Dede Korkut”tan beri ak sakallı koca bir ihtiyardır.

Alabilirsen bıkıp usanmadan ders verir, ödüllendirir; ama bütün çabalarına rağmen hiçbir şey edinemezsen de cezalandırır.

Başımıza ne zaman ne öreceği pek belli olmaz.

Çorap da örer, Chuwall da geçirir.

Bu sene Ağustos alışılmışın aksine, bunaltıcı boğucu sıcaklarla geldi.

Ben de “askerî tarih”e vurdum kendimi.

Yok; “Vaka-i Hayriyye”,  “Asakir-i Mansure-i Muhammediye” yahut  “Mühendishane-i Berr-i Hümâyun”, “Mühendishane-i Bahr-i Hümâyun”, “Tayyare Mektebi” veya “Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane”den bahsedecek değilim.

“Halâskâr Zâbitân”, “Hürriyet ve İtilaf Fırkası”, “İttihat ve Terakki Cemiyeti”ne de bulaşmaya hiç niyetim yok.

Birçok olayın yüzüncü yılı vesilesiyle yüz yıl önceki “fabrika ayarları”nın tartışıldığı şu günlerde ilginç isimli bir kitapla resmen boğuşuyorum.

“Kırmızı Kedi”den, “İNGİLİZ GİZLİ BELGELERİNDE YAHUDİ DÖNMESİ İTTİHATÇILAR”. (Türkiye’deki İngiliz Büyükelçiliği Baştercümanının Anıları-Fitzmaurice)

Çevirmeni Utku Bey, gerçekten umut bulur mu, bulmaz mı bilmiyorum ama cümlelerin karmaşıklığından, anlamsızlığından, gereksiz uzunluğunda bayağı yoruldum. Kaldı ki, orijinalinden farklı olarak kitaba uygun görülen isim sadece merak uyandırıyor; bildiklerimizden ayrı, değişik bir “Yahudi dönmesi İttihatçı ismi” de vermiyor.

Ama yine de hayli sıcak ve nemli geceleri Lawrence ile Gertrude Bell ile George Lloyd, Mark Sykes ile ve “deli gibi İngiliz yanlısı” Kâmil Paşa ile geçirmemi; Irak-Suriye-Ürdün sınırlarına “tekrar” şekil vermemi sağladığını itiraf etmeliyim.

Nicole Kidman’ın, Bell’in hayatını canlandırdığı “Oueen Of the Desert”in tesadüfen aynı uykusuz gecelerden birine denk gelmesi de işe ayrı bir tat kattı.

“Birinci Tercüman”ın anıları Birleşik Krallığın, “üzerinde güneş batmadığı” zamanlarını anlatıyor. Kitapta adı geçen “hariciyecilerin” Uzakdoğu’dan Afrika, Güney Amerika’ya uzanan devamlı görev, senelik izin, hastalık izni gezilerini neredeyse uçakla yaptıkları hissine kapılıyorsunuz. Ortaköy’deki okul ve Tarabya’daki sefarethane bölümlerinde “Krallık Hariciyesi”nin çapını görüyorsunuz. Hele; “Gelecekte… kurumsal bir yapı oluşturulması için –doğuştan- İngiliz tebaası olanlara güvenmeye karar verildi” ifadesi dikkat çekiyor. (S.25)

“Abdülhamit Avrupalılardan oluşan Düyun-u Umumiye’nin mali sultası altında yıpranmış, ama karşısına gözle görülür bir yerel muhalefet de çıkmamıştı. Adı kötüye çıkmış casusları her yerdeydi; sorun çıkaranlar imparatorluğun ücra köşelerine sürgün edilmişlerdi ve basın en kötü sansürcülükle boğuşuyordu… İstanbul şehri üzerine bir korku perdesi atılmıştı”. (S.82)

“Türk basını köledir ve Sultan’ın etkili araçlarından biridir. Sultan’ın halifeliğini yücelterek konumunu güçlendirmekte ve gerçek müminlerin derin ve gizli düşmanlıklarını kamçılayarak, özellikle alt sınıflar içinde Batı’ya ve Hristiyanlığa ait her şeyin hor görülmesine yol açmaktadır”.(S.93)

“Eylül 1914’de…Dışişleri Bakanlığı Osmanlı İmparatorluğu’nda, İngiliz-Türk ilişkileri zamansız bir şekilde zarar görmeden, bir Arap isyanının nasıl çıkartılabileceği üzerine kafa yormaya başladı”. (S.195)

“Suriye, belki de Türk karşıtı Arap hareketinin yeşerebileceği en verimli alandır ama hareket tarzının nasıl olacağı Fransızların ve Kahire’nin de fikri alındıktan sonra belirlenmelidir”. (S.196)

“Türkiye’ye karşı ayaklanan Araplar İngiltere tarafından kışkırtılmışlardı…”. (S.216)

Söz 1914-15’deki Ortadoğu cephesine gelince, Fitzmaurice’den bunaldığım aralar rahatlamak için göz gezdirdiğim; “MEZOPOTAMYA SEFERİM”e (General Charles Townshend. Türkiye İş Bankası Yay) atıfta bulunmamak haksızlık olacak. (Kut-ül Amare mağlûbu)

“Basra’da bir Rum tacire, Bay Antipas’a ait bir ev tahsisi edildi bana. Bay Antipas çok nâzik ve misafirperver biriydi”. (S.53)

“Dicle’nin suyu epey artmıştı. Lewis Pelly isimli zırhlı römorkör Kurna’nın 9 km. uzağında üç düşman mayını toplamıştı…. Nehirde mayın bulan her Arap’a dörtyüz rupi ödül verilmesini teklif ettim hemen. Bunun üzerine yüzlerce Arap nehirde Türk mayını aramaya başladı”. (S.66)

100 yıl önceki “fabrika ayarları”nı görüyor musunuz?

Kimlerle, kimler için mücadele etmişiz, kimler bizi cenbiye ile sırtımızdan hançerlemiş…

Bu gerçeklerin ışığında en yetkili resmî ağızlardan nihayet yapılan; “Rusya ile işbirliği içinde Suriye’de siyasi geçişin bir an önce sağlanmasını arzu ediyoruz” açıklamasının tarihe ve coğrafyaya en fazla uyan, ayakları yere basan sağlam bir politika değişikliği olduğunu düşünüyoruz.

Dede Korkut’tan ders almaya devam… 5 Ağustos 2016

 

Not: Silah Arkadaşım, Harbiye’den sınıf arkadaşım Hâmit Homriş’in (Top.Kd.Yzb. 1967-35) vefatını çok büyük üzüntüyle öğrendim. 1974-80 arası Kıbrıs ve Ankara’da beraber çalıştık. Yaşadığımız ve paylaştığımız unutulmaz anıları aldı öbür tarafa götürdü…

Kıymetli kayınpederi babamın sınıf arkadaşı; kıymetli babası da babamın Fransızca hocası idi.

Çok değerli eşi Selcen Hanımefendiye, sevgili evlâtları Onurhan ve Mine’ye başsağlığı diliyorum.    

Allah Rahmet Eylesin…

 

 

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.