Geçen hafta Perşembe günü Ankara Ticaret Odası’nda “Avrupa Birliği Günü” konulu bir Panel düzenlenmiştir. Panel’e “Türk Vatandaşlarının AB Ülkelerine Vizesiz Seyahati AB’nin Yükümlülüğüdür” başlıklı bir bildiri sundum ve de 2 Temmuz 2016 tarihinde vizelerin kalkmasının mümkün olmadığını açıkladım.
AB Komisyonu Türkiye ile AB arasında vize serbestisi diyaloğu kapsamında yol haritasının uygulanmasına ilişkin üçüncü raporunu 4 Mayıs’ta açıklamıştır. Açıklama, AB Komisyonu’nun birinci Başkan Yardımcısı Frans Timmermans ile AB Komisyonu’nun Göç, İçişleri ve Vatandaşlıktan Sorumlu Üyesi Dimitris Avramopoulos tarafından yapılmıştır. Rapor’da; Türkiye’nin vize serbestisi için 72 kriterden 67’sini yerine getirdiği belirtilerek, Türk vatandaşları için vizelerin Haziran ayı sonunda kaldırılmasını öngören tavsiye kararına yer verilmiştir.
Panel’e katılan Avrupa Birliği Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Mehmet Cangir 2 Temmuz 2016 tarihinde vizelerin kalkacağını açıklamıştır. Ben de bu tarihte vizelerin kalkamayacağını, bana yöneltilen bir soru üzerine açıkladım ve de “2 Temmuz’a 2 aydan az bir zaman kaldı. Bakalım kim haklı çıkacak” dedim.
Çünkü, Komisyon’un vize serbestisi konusunda Türkiye’ye yeşil ışık yakmasını değerlendiren Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Kati Piri Türkiye’nin vizesiz Avrupa konusunda istenen 72 şartı 1 Temmuza kadar yerine getiremeyeceğini savunmuştur. Piri, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına Temmuz ayında Schengen bölgesinde vize serbestisi verilmesinin düşük bir ihtimal olduğunu söylemiş, Türkiye’nin mevcut terörle mücadele yasalarının demokratikleşme önünde engel olduğunu belirtmiştir.

İngiliz Guardian gazetesi, Avrupa Komisyonu’nun Türk vatandaşlarına Schengen vizesinin kaldırılması tavsiye kararının ardından vizesiz Avrupa’yı oylayacak olan Avrupa Parlamentosu’ndan itirazlar geldiğini belirtmiştir. Guardian, “Avrupa Parlamentosu üyeleri Türkiye’ye vize serbestisi planlarına direnme sözü veriyor” başlıklı haberinde; Parlamento’nun iki büyük grubunun (Hıristiyan Demokratlar ile Sosyalistler) Türkiye 72 kriteri yerine getirmedikçe vize planına destek vermeyeceklerini yazmıştır. Liberal Grup’un lideri Guy Verhofstadt da Parlamento üyelerine Türkiye terörle mücadele yasasını değiştirmedikçe Komisyon’un önerisine karşı çıkmaları gerektiğini açıklamıştır.

Paris’te OECD Daimi Temsilciğimizde beraber görev yaptığımız AB Bakanı Volkan Bozkır bu gelişmeden endişeli olduğunu, 6 Mayıs 2016 tarihinde Murat Çelik’in yazısında da söz ettiği gibi şöyle değerlendirmiştir: “Bu sürecin Parlamento ayağı en zor olanı. Grup disiplinlerinde olumlu karar çıkması için temaslarımızı sürdüreceğiz. Bunları konuşa konuşa ikna edeceğiz. Bunlar izah edilerek bir mutabakat sağlanabilecek konular. Şu an olumlu bir tablo var. ”

Bu konudaki süreç şöyledir: Değişiklik önerilerinin kabulünün ardından karar AP Genel Kurulu’nun onayına sunulacaktır. Oylamada, kabul için salt çoğunluk yeterlidir. Olası değişikliklerle kabulün ardından karar AB Adalet ve İçişleri Konseyi’ne gönderilecektir. Konsey’deki oylamada çifte nitelikli çoğunluk esas alınacaktır. Oylamaya katılan üyelerin yüzde 55’inin kabul oyu vermesi gerektiği için en az 16 üyenin onayı aranacaktır. Ancak kabul oyu veren ülkelerin toplam nüfusunun oylamaya katılan ülkelerin nüfusunun yüzde 65’ini oluşturması gerekir. Onaylanma durumunda karar AB Resmi Gazetesi’nde yayımlanarak yürürlüğe girecektir.

AB’nin mülteci krizi sonucunda Türkiye’siz sorunun çözümünün mümkün olmadığını anlaması sonucunda ilişkilerde “suni” bir canlanma olmuştur. Fakat AB Genel İşler ve Dışişleri Konseyi 11 Aralık 2006 tarihinde almış olduğu karar uyarınca 8 başlığı, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ise 6 başlığı bloke etmiştir. Hiçbir başlığın geçici de olsa kapatılması mümkün değildir. Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye’yi sözde Ermeni soykırımını tanımaya davet ettiği kararları da yürürlüktedir. AB, ABD ile devam eden Transatlantik Anlaşmasına (AB-ABD Transatlantik Ticaret Anlaşması) Türkiye’yi ortak etmeye de yanaşmamaktadır.

AB Konseyi Başkanı Donald Tusk 15 Mart 2016 tarihinde Ankara’da Başbakan Davutoğlu ve Lefkoşa’da GKRY Cumhurbaşkanı Anatasiadis ile bir araya gelmiştir. Tusk, GKRY’nin, Almanya, Fransa, Hollanda ve diğer üye ülkeler kadar önemli olduğunu ve hiçbir üçüncü ülkenin üye ülkelerden daha önemli olamayacağını açıklamıştır. Avrupa Parlamentosu 14 Nisan 2016 tarihinde Strasbourg’da yapılan Genel Kurulu’nda görüşülerek kabul edilen Raporu’nda Türkiye’nin sözde Ermeni soykırımını kabul etmesini istemiştir. Bu gelişme üzerine Avrupa Birliği Bakanı Volkan Bozkır AP’nin Türkiye Raporu’nu “yok hükmündedir” (keenlemyekun) diyerek reddetmiştir.

Bakan Bozkır’ın bu iki suçlamayı yapan raporu “yok hükmünde” sayması ile rapor yok olmamakta, aksine AB müktesebatı içindeki yerini almaktadır. Siz istediğiniz kadar yok hükmünde sayın. Parlamento, her zaman olduğu gibi sözde soykırım iddiasını Türkiye’ye karşı önyargılı olarak ele almıştır. Rapor’un başında, 1915 ile ilgili karara atıfta bulunulması ve de 2014 yılında aldıkları siyasi kararın halklar arası barış yönünde bir etkisi olduğunun savunulması kabul edilemez. Fakat bu bahaneyle rapor içindeki tespitlerin tümünü de “yok saymak” AB ile ilişkilere katkı sağlamaz.
Avrupa Parlamentosu’nun sözde Ermeni soykırımının Türkiye tarafından kabul edilmesi mümkün değildir. Parlamento’nun peşin yargılı tespitlerine cevap vermek TBMM’nin görevi olmalıdır.

Parlamento’nun raporunda göz ardı edilmemesi gereken tespitler de vardır. Eğer Türkiye gerçekten AB üyesi olmak istiyorsa bu eleştirileri görmezden gelemez, bunları “yok hükmünde” sayamaz. Eğer sayarsa AB üyesi olamaz. Çünkü Avrupa Parlamentosu, aday ülkenin AB üyesi olabilmesi için son sözü söyleyecek AB organıdır. Rapor; Kopenhag kriterlerinden kapsamında yargının bağımsızlığı, toplanma ve ifade özgürlüğü, insan haklarına saygı, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü alanlarında Türkiye’ye eleştiriler getirmektedir.

Türkiye, ifade özgürlüğü alanında 180 ülke arasında 169’dur. Freedom House for Freedom of the Press and Media Türkiye’yi basın özgürlüğü olmayan, internet özgürlüğü ise sınırlı olan bir ülke olarak değerlendirmektedir. Sınır Tanımayan Gazeteciler 2016 Dünya Basın Özgürlüğü raporuna göre Türkiye 180 ülke arasında 151’nci sırada olup, Tacikistan ve Demokratik Kongo Cumhuriyetleri ile birlikte değerlendirilmiştir. Transparency International’in 27 Ocak 2016 tarihli değerlendirmesine göre Türkiye yolsuzluklar (corruption) konusunda dünyada 66’ncıdır.

AB nezdinde Büyükelçi olarak görev yapmış olan ve Brüksel’e atanmasının ardından DPT’da benimle görüşerek görüşlerimi alan Pulat Tacer’in bir tespiti çok önemlidir. Tacer’e göre; AB ile Türkiye arasında yapılan geri kabul anlaşması ve 33’ncü başlığın açılması konusunda Bavyera Maliye Bakanı CSU ‘lu siyasetçi Markus Soder ZDF televizyonunda (20 Mart 2016) kendisine sorulan bir soruyu cevaplandırırken Türkiye’nin bu konuda üstüne düşen yükümlülükleri yerine getirmesinin güç olduğunu belirtmiştir. Soder’den önce konuşan Alman Yeşiller Partisi’nin Türkiye kökenli Başkanı Cem Özdemir de Türkiye’nin Avrupa değerlerini çiğnediğini dile getirmiştir.

AB üyeleri ve Almanya, Türk vatandaşlarına AB hukukuna, Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın kararlarına ve taraflar arasındaki anlaşmalara aykırı olarak vize uygulamaktadır. Türkiye’nin de içinde olduğu Avrupa Konseyi üyeleri 1957 yılında serbest dolaşım anlaşması imzalamışlardır. 1960’a gelindiğinde karşılıklı olarak vizeler kaldırılırken Türkiye 1980 yılında vizesiz Avrupa’dan çıkarılmıştır. Federal Almanya 1957 Anlaşmasını Türk vatandaşları için askıya aldığını Avrupa Konseyi’ne 9 Temmuz 1980 tarihinde bildirmiş ve vize uygulamasına 5 Ekim 1980 tarihinde başlamıştır. Türk vatandaşlarına Ankara Anlaşması, Katma Protokol ve Ortaklık Konseyi Kararlarını yok sayarak vize koyan Yunanistan dışındaki ilk AB ülkesi Almanya’dır. Aynı yıl 24 Eylül’de Fransa Federal Almanya’yı izleyerek Avrupa Konseyi bünyesindeki anlaşmayı Türkler için askıya aldığını bildirmiş ve Türk vatandaşlarına vize uygulamasına başlamıştır.

Vizelerin kaldırılması vesilesiyle AB ile ilişkiler buzdolabından çıkarılmıştır ama Türkiye 2005 yılında yakaladığı fırsatı kaçırmıştır. Hızla demokratikleşme sürecini tamamlayarak AB’nin parçası olamamıştır. Aksine içine kapanmış, Ankara kriterlerinden, Şangay İşbirliği Kuruluşuna üyelik girişimlerinden söz etmeye ve AB raporlarını çöpe atmaya başlamış, kendi kendine ilerleme raporu yazmaya kalkışmıştır. Bu süreç devam ederse, AB ile ilişiklerde ilerleme sağlanamaz ve vizeler de kalkmaz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan geçen hafta Cuma günü yaptığı konuşmada, vize muafiyeti için terörle mücadele yasasında değişiklik şartı koşan AB’ye Brüksel’deki PKK çadırlarını işaret ederek “Siz önce AB Konseyi önünde çadır kuranlara karşı zihniyetinizi niye değiştirmiyorsunuz? Onlara çadır kurduracaksınız, demokrasi için olduğunu söyleyeceksin; bize de vizeyi kaldıracağım şartı şu. Biz yolumuza gidiyoruz, siz de yolunuza gidin. Kiminle anlaşabiliyorsan onla anlaş” restini çekmiştir.
Acaba biz hangi yolda gidiyoruz diye insanın aklına soru geliyor. Lucius Annaeus Seneca “Hangi kapıya yöneldiğini bilmeyen hiçbir zaman uygun esen rüzgarı bulamaz” (ignoranti quem portum petat nullus suus ventus est) derken haklıdır. Çünkü, yöneldiğiniz kapıyı bilmezseniz, hiçbir zaman uygun esen rüzgarı yakalayamazsınız. Ama bazen kapıyı bulmanız yeterli olmayabilir. Çünkü rüzgar eğer tersten eserse, sizi uygun olan kapıya değil, istemediğiniz bir kapıya yönlendirebilir.

Rahmetli Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ın 14 Nisan 1987 tarihindeki üyelik başvurusu sırasında söylediği “Bu uzun ve meşakkatli bir yoldur. Bizi caydırmak için çok şey yapacaklar. Ama yılmamalıyız” sözü unutuldu mu? Bir dönem Yönetim Kurulu’nda bulunduğum, 1981 yılında açılan Behçet Osmanağaoğlu İnceleme Yarışmasında Birincilik Ödülünü aldığım “AET ile İlişkilerimizin Atatürkçü Ekonomik Politika Açısından Değerlendirilmesi” başlıklı incelemem eğer okunmuş olsaydı, bu gibi köşeli çıkışlar yapmaya gerek kalmazdı.
Bu konuda ilginç bir durum vardır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in Strasbourg’ta 28 Ocak 2015 tarihinde görüşüldüğü dava sürecinde PKK’lılar AİHM önünde çadır kurup Ermenilere destek olmuşlardır. Aynı gece PKK’lılar Strasbourg meydanında Türkiye aleyhine gösteri yapmışlardır. Davayı, sayın rektörümüzün görevlendirmesiyle Türk üniversitelerinden izleyen tek akademisyen olarak bu gelişmelere şahit oldum. Acaba 28 Ocak 2015 tarihinde AİHM önünde çadır kuran PKK’lılara yetkililer neden tepki görmemişlerdir?

Bu ortamda vizelerin kalkması acaba mümkün olabilir mi? AB Bakanı Volkan Bozkır “AB üyeliği bizim stratejik hedefimiz ve medeniyet projesidir” derken ve de Başbakan Davutoğlu da “AB bizim için stratejik bir hedeftir. İnşallah öyle veya böyle bir gün mutlaka Türkiye AB’nin üyesi olacaktır” (Hürriyet, 28.01.2015) görüşündeyken, Cumhurbaşkanının farklı yöndeki açıklaması akılları karıştırmıştır.
Başbakan Davutoğlu tarafından TBMM’de sunulan 62’nci Hükümet Programı’nda da AB üyeliği hedefinin benimsenmeye devam edileceği ve 2014-2017 dönemini kapsayan AB’ye Katılım için Ulusal Eylem Planı ile reform sürecinin hızlandırılacağı belirtilmiştir. Program’da Avrupa değerlerinin arkasında olunacağı ve AB ile katılım müzakerelerinin çok yönlü dış politikanın en önemli ayaklarından biri olmaya devam edeceği vurgulanmıştır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan iki gün sonra 9 Mayıs Avrupa Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda, “Avrupa Birliği üyeliğinin Türkiye için stratejik hedef” olduğunu söyleyerek önceki açıklamasını düzeltmiş ve “verilen sözlerin tutulmasını ümit ediyorum” demiştir. Büyük bir ihtimalle Cumhurbaşkanı bu açıklamasında Atatürk’ün 29 Ekim 1923 tarihinde Fransız yazar Maurice Pernot’ya verdiği demecini esas almıştır: “Bütün çalışmamız Türkiye’de asri binaenaleyh batılı bir hükümet vücuda getirmektir. Medeniyete girmek arzu edipte Batıya yönelmemiş millet hangisidir?”

Başbakan Erdoğan’ın 25 Temmuz 2012 tarihinde Kanal 24’de katıldığı Sansürsüz Özel canlı yayınında “Türkiye AB sürecini unuttu mu?” şeklinde soruya verdiği cevap şöyledir: “Çok açık ve samimi söyleyeyim, bizim aslında AB sürecini unutmak, kaybetmek diye bir şey söz konusu değil… Onun için geçenlerde Sayın Putin’e onu söyledim, ‘bizi Şanghay Beşlisi içine alın’ dedim. Alın bizi Şanghay Beşlisi içine biz de AB’ye ‘allahaısmarladık’ diyelim, ayrılalım oradan.” Bu cevap üzerine sunucu Yiğit Bulut’un “Şanghay Beşlisi’ne gelin denilse, Türkiye gider mi gerçekten?” sorusuna Başbakan “Gideceğimizi söyledik. Gelin denilirse, geliriz dedik” cevabını vermiştir. Bulut’un “İkisi birbirine alternatif mi?” sorusunu Erdoğan “Şanghay Beşlisi daha iyi, çok daha güçlü” diyerek cevaplandırmıştır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AB çıkışları haklı olabilir ama, Avrupa Birliği Türkiye’ye Bobon kriterleri (BO: Bizden Olanlar, BON: Bizden OlmayaNlar) uygulasa, Türkiye bazı Avrupalılar tarafından BON kapsamında algılansa da, Dokuzuncu Cumhurbaşkanı merhum Süleyman Demirel’in Aydın Doğan’a 7 Şubat 2015 tarihinde yazmış olduğu mektuptaki “Türkiye, ne olursa olsun, Avrupa Birliği çıpasına sarılmalıdır. Bundan vazgeçmek olmaz” görüşü hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir. (Hürriyet, 19.06.2015)

Dün toplanan Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu’nda vize serbestisi konusu görüşülmüş ve Türkiye’nin 72 şartın tamamını yerine getirmesi gerektiği konusunda karar alınmıştır. AB Komisyonu 4 Mayıs’ta kalan şartların yerine getirilmesi durumunda Türk vatandaşları için vizelerin en geç Haziran ayı sonunda kaldırılmasını isteyen bir tavsiye kararı almıştı. Kararın yürürlüğe girmesi için Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi’nin onayı gerekiyordu. Parlamento Başkanı Martin Schulz ile Parlamento’da temsil edilen siyasi grupların başkanları daha önce Türkiye’nin tüm kriterleri yerine getirmesi çağrısı yapmış, bu konuda AB Komisyon’un yazılı güvencesi olmadığı sürece konunun AP gündemine alınmayacağı açıklanmıştı.

Parlamento’da AB Konseyi adına dönem başkanı Hollanda’nın Savunma Bakanı Jeanine Hennis-Plasschaert, Türk vatandaşlarına Schengen ülkelerinde vizesiz seyahati sağlayacak anlaşmanın 2013 yılında kararlaştırılan bir yol haritasının devamı olduğunu, 18 Mart’taki anlaşma ile bu sürecin hız kazandığını söyleyerek vize muafiyetinin iki tarafın da çıkarına olduğunu açıklamıştır. AB Komisyonu adına söz alan Göç, İçişleri ve Vatandaşlıktan Sorumlu AB Komisyonu Üyesi Dimitris Avramopoulos, vize muafiyeti konusunda Avrupa’nın B planının olmadığını şöyle açıklamıştır: “Türk hükümeti önemli ilerlemeler gerçekleştirdi. Yunanistan’a kaçak geçenlerin sayısında çok büyük azalmaların olduğunu görüyoruz. Umuyorum vizesiz seyahat konusunda kararı verecek olan iki kurum da (AB Konseyi ve Avrupa Parlamentosu) olumlu ve hızlı bir karar verecek.”

Oturumda söz alan milletvekilleri Türkiye’nin yerine getirmesi gereken 72 kriterin bulunduğunu, bunların uygulamada izlenmesi gerektiğini vurgulayarak, Martin Schulz ve siyasi grup başkanlarının aldığı “Tüm kriterler yerine getirildikten sonra tasarı parlamentoda oylansın” kararını desteklediklerini bildirmişlerdir. Parlamento’daki görüşmelerde Yeşiller Grubunun Eş Başkanı Alman Rebecca Harms sığınmacı kriziyle vize muafiyetinin birbirine karıştırılmaması gerektiğini söylemiştir. AP Liberaller Grubunun Hollandalı Başkan Yardımcısı Sophie in’t Veld’in “Bu anlaşmaya mecbur kaldık. Çünkü Avrupa olarak zayıf ve güçsüzüz” görüşü ile Fransız aşırı sağının lideri Marine Le Pen’in “Vizesiz seyahat kararı çıkarsa sadece Türkler değil, Orta Asya’daki tüm Türk devletlerinin vatandaşları Avrupa’ya gelecekler” açıklaması dikkat çekicidir.
AB Devlet ve Hükümet Başkanları 17 Aralık 2004 tarihinde şu kararı almışlardır: Eğer Türkiye AB’ye üye olamaz ise, Türkiye’nin, AB kurumlarına demirlenmesi (is fully anchored in the European structures) söz konusudur. Demirlemek şu demektir: “Avrupa Birliği’ne eğer üye olamayacaksanız, AB’den fazla uzaklara da gitmeyin.” Bu durumu Türkiye kabul edemez.

Avrupa Parlamentosu’ndaki olumsuz gelişmeler üzerine Bakan Bozkır serbest dolaşım için umudunu kaybetmeye başladığını söylemiş ve adım atılması gereken beş kriterden biri olan terörle mücadele yasalarında değişiklik yapmanın imkansız olduğunu açıklamıştır. Adım atılması gereken diğer 4 kriter şunlardır: Yolsuzlukla mücadele, kişisel verilerin korunması, ülkelerle adli işbirliği, AB’nin polis örgütü Europol ile daha sıkı işbirliği. Komisyon tarafından henüz karşılanmadığı öne sürülen iki kritik konu yolsuzlukla ve terörle mücadeledir.
AB Türkiye’den; terör suçlarının kapsamının daraltılmasını, temel insan hakları, özgürlükler, güvenlik ve adil yargılanma hakkı ile ifade ve toplanma -gösteri- özgürlüğünü garanti altına alan adımlar atmasını istemektedir. Fakat Türkiye’nin komşuları İsviçre, Norveç, İsveç, Danimarka değildir. Türkiye aktif olarak terörle mücadele eden bir ülkedir. Kendileri de terörle sorun yaşayan AB ülkelerinin Türkiye’nin bu alandaki hassasiyetini dikkate alması gereklidir.
Türkiye, AB ile müzakere sürecinde insan hakları ihlallerinin önlenmesine yönelik olarak Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolunun açılması, AİHS ihlallerinin giderilmesine yönelik eylem planları hazırlanması ve yargı mensuplarına yönelik bilgilendirme faaliyetleri gerçekleştirilmesi konularında önemli adımlar atmıştır. Eğer eksiklikler varsa, bunları da tamamlamalıdır. Çünkü, İKV’nin 23-24 Nisan 2016 tarihlerinde Realta araştırma şirketine yaptırdığı anketin sonuçlarına göre kamuoyunda AB üyeliğine destek bir önceki yıla göre 13 puan artarak yüzde 75 oranına çıkmıştır. AB üyeliği için yüzde 75 oranındaki kamuoyu desteğini hükümetin dikkate alması gerekir. Vize serbestliğinin sağlanması, bu desteğin devamı ve üyelik sürecinde ilerlenme sağlanması açısından önemlidir.
Çarşamba günü BBC’ye konuşan Bakan Bozkır vizesiz seyahat hakkı elde edilmesine ilişkin umutlarının giderek azaldığını açıklarken, Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan “Türkiye-AB ilişkilerine stratejik olarak çok önem veriyoruz. Ama artık biz üzüm yemek istiyoruz. 3 milyar Euro gelsin artık” demiştir.
Türkiye’de bu gelişmeler olurken AB Konseyi’nden yapılan açıklamada, “Ankara’nın terörle mücadele yasasını değiştirmeyi reddetmesi süreci bitirmiyor” denilmiştir. Komisyon Başkanı Juncker de şu açıklamayı yapmıştır: ”Koşulların yerine getirilmesi önemli, yoksa anlaşma olmaz. Fakat terörle mücadele yasasının değiştirilmemesi süreci öldürmüyor…Türk hükümetiyle anlaşmaya varıldı, Başbakan’ın gidişi AB ve Türkiye arasındaki anlaşmaların yok sayılması anlamına gelemez. Eğer sayın Erdoğan Türklerin Avrupa’ya vizesiz seyahat hakkını vermek istemiyorsa, bunu Türk halkına kendisi açıklar. Benim sorunum değil, onun sorunu.”
Özetle söylemek gerekirse, “vize muafiyeti” ve de doğrudan bağlantılı olmasa da “Türkiye’nin AB üyeliği” şimdilik bir başka bahara kalmıştır. Fakat bu bahar 2023 yılının sonbaharı olmamalıdır.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.