Ölümden korkar insan, bütün bu deliliklerinin kaynağı da aslında baksan budur. yaşama içgüdüsüyle tutarsız hikayelere de inanır, tekrar yaşamak ve daha iyi yaşamak için kafa da keser, bu uğurda gider şehit olacağım diye erken de ölür ama tutarsızlığı sorgulamaya başlayamaz. bir kez başlarsa ucununu nereye gideceğini bilemez. önemsizliğinin farkına varmaktan korkar insan. kendisinden önce yüzlerce neslin inandığı şeylere içinde yaşadığı evreni daha iyi gözlemleyebilmesine rağmen gözlerini gerçeklere sıkı sıkı yumar ve kulaklarını kapatır. rüyadan uyanmak istemez.

space-1025563_640yaşı geldiğinde çocuğuma anlatmayı planladığım möhim bir konu bu. gün gelecek çevremdeki çocuklar niye haç taşıyor pakistanlı öğrenci niye allah diyor falan diyecek. ben de bir anda klasör olarak çıkarıp o güne kadar düşündüğüm her şeyi bir anda çat diye çıkartıp veremeyeceğim. harry potter çağındaki çocuk da versem okumaz zaten öyle bir şeyi. ama bakarsınız ben anlatamam başıma bir şey gelebilir, kendisi de hiç belli olmaz türkçe öğrenir o yüzden sözlüğe entry döşeneyim dedim. bir teksti bir güvenli yere koyma ihtiyacı hissettiğim için başlık açtığım daha önce olmamıştı ama herşeyin bir ilki var sevgili okurlar.

bir şeyi bilmek istemek ve biliyor olmak arasındaki fark bir şeyi biliyor zannetmek gibi çok kötü bir sonucu doğuruyor. elbet her şeyi bilemeyeceksin ama kapasiteni zorlamazsan da başkalarının bildiğini zannettiği şeylere inanacaksın. onlar ne biliyor ki sana ne anlatsın. sana söylediklerini bilime ve gözleme dayalı verilerle karşılaştırman lazım.

* evren ne kadar büyük?

* onu bilen yok ama neden bilenin olmadığı, bildiğimiz gözlemleyebildiğimiz evrenle gerçekteki güncel evrenin nereye kadar uzanabildiğini bilirsen bu devasa yapı içindeki kendi yerin ve önemine de bir göz atarsın. insan kendi etrafında daima muhatap olduğu şeylerin boyutlarını bilir. bir fil büyüktür, fil kadar diyince kafasında objenin boyutlarını canlandırması zor değildir. gemi kadar dediğin zaman zor değildir. apartman kadar dediğin zaman zor değildir. 25 ışık yılı dediğin zaman bu her gün karşılaştığı ve üzerine düşündüğü bir boyut olmadığından bunu sanki anlamış gibi söyler ve geçer. ama anlamadan söyler. kafasında 25 ışık yılının kilometre hesabını da yapsa aklı almaz. günlük boyutların dışına çıkınca insanı garip bir boşvermişlik alır. böyle gözardı ede ede düşünmeye karşı bağışıklık kazanır. sadece anlayabileceği şeyleri düşünmeye başlar. kötüsü herşeyi bundan ibaret sanar.

* şöyle yavaş yavaş bilal dinlese anlayabilirmiş gibi anlatalım. ışık bildiğimiz en hızlı giden şey. dünyanın etrafını bir saniyede 7.5 kez dolanıyor. sen gökyüzüne kondanse bir ışık kaynağı tutsan parmak şıklatacağın sürede o dünyayı 7.5 kere dönecek kadar hızlı gidiyor. ay’a varması bir saniye alıyor. güneşe varması ise 8 dakika.

* ışık kadar gereğinden fazla hızlı bir şeyin gitmesinin bile 8 dakika aldığı güneş bir yandan düşünürsen bize kendi ışığını 8 dakikada gönderiyor. ona baktığın zaman 8 dakika önceki güneşi görüyorsun. güneş şu anda patlasa bunu 8 dakika bilemeyecektin.

* güneş sistemi’nin dışına henüz bir adet tek bir dünya yapısı araç çıktı. az buz bir uzaklık değil. dünya bir kum tanesi kadar olsaydı güneş sistemi pluto ekseninde sultanahmet camisi boyutlarında bir şey çıkardı. bir kum tanesini caminin dışına ancak gönderebildik.

* güneş sisteminde de bizim yıllarımızın pek bir değeri yok. pluto güneş etrafında en son şu an olduğu pozisyondayken üçüncü selim daha tahta çıkacaktı, napoleon henüz yeni doğmuştu falan. bu aylar yıllar bizim için değer ifade eden şeyler.

* bu sadece bizim sistemimiz. güneşten sonra bize en yakın yıldız proxima centaurii bize 4.2 ışık yılı uzaklıkta. ışık 4 yıldan uzun bir süre gidecek ki oraya varabilsin. kafanda oluşmadı dimi uzaklığın imajı. şöyle anlatalım, saatte 17043 km/h gibi inanılmaz görünen bir hıza erişmiş olan voyager 1 uzay aracı öyle bir uzaklığa tam 75 bin yıl sonra varacak. bundan daha yavaş bir uzay aracına binip gitsek, en yakın komşumuz olan yıldıza onbinlerce yıl sonra varacağız. büyük ihtimalle varamayacağız ama sayılar böyle diyor. bugüne kadar bildiğimiz hiçbir metod, hiçbir teori ve sahip olduğumuz yaşayan bir insanı bir başka yıldıza kendi hayat süresi içinde götüremiyor.

* bu en yakın yıldızdı. bizim güneş de diğer yıldızlar gibi samanyolu içinde devasa bir dönüş yapıyorlar. samanyolu dediğin şey öyle çat diye söyleyip geçtiğin ancak ne olduğunu hiç gözünde canlandırmadığın bir yapı. bu içinde olduğumuz galakside tam 100 milyar kadar yıldız var. sagittarius a denilen merkezinde süpermasif bir karadelik olduğunu düşünüyoruz. biz de bu merkeze 27 bin ışık yılı uzaklıktayız. yani diğer taraftan düşünürsen galaksinin merkezinde bulunan biri teleskopla şu anda dünyaya baksa içinde neanderthallerin falan gezindiği taş çağı insanlarının bulunduğu bir dünyayı gözlemliyor olacaktı.

* bizim güneşimiz bizim için çok önemli olabilir ama sınıflandırmada gayet ortalarda nev i şahsına münhasır bir yıldız. bir özelliği falan yok. aslında o kadar ufak o kadar önemsiz bir boyutu var ki aklın zor alır. şu tabloya bakarsan 3. resimdeki güneşin 6 resimde toz zerresi bile olmadığını görebilirsin. güneşin toz zerresi olmadığı bir ortamda biz neyiz sence?

* geceleyin gökyüzüne bakıp oha ne kadar çok yıldız var dediğinde yine kendini çok önemli bir şeymiş gibi görüyorsun. ya da sanki onlar senin görebilmen için oradaymış gibi. veya senin orada olmanın bu objeler için bir anlamı varmış gibi oluyor. hayır. geceleyin görebildiğin yıldızlar samanyolunun şu kadarlık bir kısmına tekabül ediyor. pek çok kimse bu dairenin boyutlarını anlayamasa bile, evreni bu kadar büyük zannediyor. aslında bilmiyor ki gökyüzüne baktığında sadece pencereden kendi bahçesine bakıyor. daha onun ötesinde mahalleler sokaklar şehirler ülkeler var. ışık senin galaksinin bir ucundan diğerine 200 bin yılda gidebiliyor.

* hubble teleskopu olabilecek en güçlü zoomuyla gökyüzünün en karanlık noktasına çevirdiğinde şöyle bir resim çekmiş. o nokta ki gerçekten gökyüzünde bir kum tanesi kadar bir pencere. görüntüüde çıkan şeyler birer yıldız değil. galaksiler.

* o resimde çıkan yaklaşık tek karede on bin adet galaksinin her biri birer samanyolu. her birinin merkezinde birer süpermasif karadelik var. her birinde 100 milyar ve üstü yıldız var. bazılarında neden olmasın, hayat da var. ancak en yakınımızdaki yıldıza gidemeyen bizler bunlarla alakalı ancak konuşabiliyoruz. spekülasyonun haricinde bir gücümüz yok. tek karede bunların 10 bin tanesini bir arada çekip bakabiliyoruz. helikopterden çekilmiş stadyum fotoğrafı gibi.

* bu kondensasyonu gökyüzündeki her kum tanesi kadar noktaya uygularsan yaklaşık bizimki gibi 170 milyar galaksi olduğu sonucunu buluyorlar. her birinin ortasında süpermasif karadelik bulunan, içlerinde güneş sistemleri olan, dünyalar olan, hayat olan bilmediğimiz daha nice şeyler barındıran galaksilerden yüz milyardan fazla var. ya da şöyle söylersem aklın belki alır. uzayda dünyada kum tanesi olduğundan daha fazla galaksi var. bunun yüz milyonlarca katı yıldız ve bunların etrafında dönen yüz milyarlarca gezegen ve bunların peşinde yüz milyarlarca uydu var. sen o kum tanelerinin birinin icindesin. günes sistemin öyle bakınca gözle bile görülmüyor. dünya ne ki.

* bu da malesef hepsi değil zira bu bizim gözlemleyebildiğimiz / observable evren. güneşin 8 dakika önce patlama örneğini hatırlarsan bunların şu anki durumları ve varlıkları sadece spekülasyondan ibaret. bazı galaksiler 13 milyar ışık yılı uzaklıktalar. yani bizim şu anda gördüğümüz halleri onların 13 milyar yıl önceki halleri. bugün neredeler, nereye gidiyorlar, yerlerinde duruyorlar mı bilmemizin imkanı yok. bu evrenin şu anki biçimi ve halini tahmin bile edemiyoruz. ancak gördüğümüz gözlemlediğimizden çok da ilerilerde olduğunu hayal edebiliyoruz o kadar. bu sırada bizim henüz gözlemleyemediğimiz pek çok olay da olmuş veya oluyor olabilir.

* insanlık bütün bir portrede nedir? hiçbir şey. gelip geçen bir hikaye. bir an. ışık yılları ve parseklerle ölçülen mesafelerde, kilometrelere şaşıran ve yıllarla kendini avutan bir soluk mavi noktadaki yalnızlığa mahkum, büyük ihtimalle başka kimsenin dinleyemeyeceği anılar.

* veya şöyle düşün. etrafında eski addedilen bir olayı büyüklerine sorduğunda nenenin nenesinin bile hatırlamayacağı şeyler sana çok uzak geliyor değil mi?

oysa evren 13 milyar yaşında.

dünya 4.6 milyar yaşında. öncesi yok. bu süre 46 yıl olsaydı :

insanlık 4 saattir dünyada olurdu. buhar makinelerini trenleri 1 dakika önce icat etmiştik. 20 saniye önce dünya savaşları bitmiş az önce aya gitmiştik.

* peki ya din bunun neresinde?

* bütün bu portreye oturan bir din var mı?

* gökyüzündeki kum tanesi kadar bir noktaya 10 bin galaksi ve bunların gezegenlerini dolduran bir yaratan varsa

– neden sina dağına gelip oturuyor?

– neden israiloğullarının mısır’dan çıkmasına yardım için mısır’a 7 bela gönderiyor?

– neden bakire bir kızdan israil oğullarına bir mesih gönderiyor ve bu gücün oğlu günah sevap iyilik gibi bütün portreyle çok çok teferruat kalan şeylerle uğraşıp ölüyor.

– neden bu mesihin yoldaşları discipleları dünyanın 6 bin yaşında olduğunu söylüyorlar. cennetin doğusu falan gibi genel context’e çok aykırı şeyler iddia ediyorlar.

– neden 7 ölümcül günah (oburluk gibi) belirliyor

– neden dünya gibi bütün bu portrede aşırı önemsiz bir noktaya aşırı önem atfediyor ve burada sodom ile gomora’yı kahrediyor. nuh devrinde tufanlar yaratıyor, ibrahim’e oğlunu kesmemesi için meleklerle koyun gönderiyor.

– yusuf’un kör babasına yardım etmesini sağlıyor

– domuz yemeyin diyor

– içki içmeyin diyor ve dahası böyle teferruatla neden uğraşıyor. mesela hidrojen füzyonu yapmayın nükleer fizikle uğraşmayın (veya bir arabın anlayacağı şekilde dersek, maddeleri parçalamayın incelemeyin vs) gibi alakasız da olsa evrene daha uygun mesajlar yerine neden hidrokarbon tüketimine dair gani gani mesaj var.

– 170 milyar galaksi yaratan bir tanrı sizce neden muhammed’e şöyle vahiyler indiriyor?

( ahzab 50 . ” ey peygamber! biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helal kıldık. ayrıca, diğer mü’minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini peygamber’e bağışlayan, peygamber’in de kendisini nikahlamak istediği herhangi bir mü’min kadını da (sana helal kıldık.) mü’minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

( ahzab 51 : “ey muhammed! bunlardan (hanımlarından) dilediğini geri bırakırsın, dilediğini yanına alırsın. uzak durduklarından dilediklerini yanına almanda da sana bir günah yoktur. bu onların gözlerinin aydın olması, üzülmemeleri ve hepsinin de kendilerine verdiğine razı olmaları için daha uygundur. allah kalplerinizdekini bilir. allah hakkıyla bilendir, halimdir.”)

– dünyadaki kumlardan daha fazla galaksiler yaratan bir varlık neden muhammed’in kimle evleneceğini falan düzenliyor. neden büyük resme dair bir şeyler yok. veya var olduğunu iddia edenler gibi neden bu :

“(fussilet 41/10) o, yerin üstünde yüce dağlar yarattı, orayı bereketli kıldı ve orada arayıp soranlar için gıdalarını, bitkilerini ve ağaçlarını tam dört günde takdir etti, düzenledi.” şeklinde savunma yapıyorlar. 6 devirdir o gün olsa duramazsın diyerek bilimde altı devir bulmak istiyorlar ki kitapla örtüşsün.

– neden galaksiler yaratan bir tanrı miras bölüştüremez? (bkz: #12264522) veya bu nasıl bir tanrıdır ki galaksilerle ışık yıllarıyla uğraşmaktan imtina etmeyip, kesir bilmez veya kutsal kitabına inananları tarafından yanlış bilgiler girmesine izin verir. galaksiler yaratan bir şeyin insanlığa yol göstermek için mağaradaki birine 20 yılda kitap ezberletmekten başka yolu mu yok?

– neden yarattığı bütün bu evrene dair gözlemlerimizle örtüşen fiziksel bir konstant yok ama kevserler huriler hurmalarla ilgili epey veri var?

– neden peygamberin karısının başkasıyla evlenmesine yasaklar koyuyor?

* şahsi kanaatim insanın kendisini önemli görme hastalığı o denli büyüktür, yaşamı önemli addetmesi o derece gözünü kör etmiştir ki bunları değil sorgulamak uğruna savaşlar açar kelleler keser ve huzur bulur bir yere gelmiştir.

* oysa insan bilmez ki hayatın olup olmaması evrenin geri kalanı için pek de bir önem arz etmez. hayatı savunma insanı sevme hümanizm ve buna ilintili ahlak da genellikle insanın kendi türünü koruma içgüdüsüyle verdiği bir tepkidir. çocuk yaparken 35 milyon canlı spermin tek bir kompleks yaşam formuna hayat vermek için biri hariç hepsinin mefta olduğu bir ortamda hayatın kutsallığı hakkında atar da atar. ölümden korkar insan, bütün bu deliliklerinin kaynağı da aslında baksan budur. yaşama içgüdüsüyle tutarsız hikayelere de inanır, tekrar yaşamak ve daha iyi yaşamak için kafa da keser, bu uğurda gider şehit olacağım diye erken de ölür ama tutarsızlığı sorgulamaya başlayamaz. bir kez başlarsa ucununu nereye gideceğini bilemez. önemsizliğinin farkına varmaktan korkar insan. kendisinden önce yüzlerce neslin inandığı şeylere içinde yaşadığı evreni daha iyi gözlemleyebilmesine rağmen gözlerini gerçeklere sıkı sıkı yumar ve kulaklarını kapatır. rüyadan uyanmak istemez.

* oysa iyi bir insan olmak için bu öğretilere ihtiyacın da yoktur. ahlak din değildir.

* o yüzden kızım evladım, baban der ki evren dünya merkezli bir dine ait olabilmek için çok çok büyüktür. bu tabloya semavi dedikleri dinler hep komik derecede küçük kalır. gerçekte sema ve ardında ne var inceleselerdi şüphesiz onlar daha iyi bilirlerdi*ç diğer taraftan boyutlarını bilmeden anlamadan dinlere evrensel demeleri kadar tutarsız komik bir şey olamaz. içinden ırmaklar akan cennetinde hurmalar bahşedilen bir evrensel din bir eskimo için bile cezbedici değilken (yani global bile değilken, sadece araplara göre bir cennet iken) bunu en yakın yıldıza 75 bin yılda gidecek insanlığa evrensel diye yutturmak palavradır.

* bütün bunları yaratabilecek güçte bir şey varsa buraya bir sürü kutsal kitap yığması iki halka peygamberler indirmesi, evrenin her yerinde bulunan fiziksel konstantlardan bahsetmek yerine (bir yerinde elektromanyetizmin neden güçlü kütleçekimin neden zayıf olduğunu vahyetse bütün bilim alemi dine döner zaten, ahzabla uğraşmasına gerek yok) kutupların karlı olduğundan bile bahsedememesi oldukça gerçek dışıdır.

* bu kitaplarda okuduğun, haç taşıyan, hanukkah kutlayan, namaz kılan arkadaşlarının sanki bir şey biliyorlar gibi delicesine sana inandırmaya çalıştıkları şeyler ve bilimsel hiçbir gerçekliği olmayan stellar tanımlar milattan sonra 600’lü yıllarda ve sonrasında çölde yaşayan biri için inanılmaz ve aydınlatıcı olabilir ama malesef bugün değiller. astronomi eleştirici olacak kadar ilerledi.

* öte yandan bu dünyada modern insana en benzer ataların 200 bin yıl önce dünyada var olduğundan hareketle monoteist dinlerin ortaya çıkışına kadar olan yüz doksan yedi bin yıllık süreyi boş geçiren bir tanrı da inanmaya çok değer olmasa gerektir.

* çok uzağa da gitmene gerek yok, marsta oturup dünyaya baksaydın kendi evin olan gezegeni şöyle görürdün.

* ben de carl sagan olsaydım sana derdim ki,

” şu noktaya tekrar bakın. orası evimiz. o biziz. sevdiğiniz ve tanıdığınız, adını duyduğunuz, yaşayan ve ölmüş olan herkes onun üzerinde bulunuyor. tüm neşemizin ve kederimizin toplamı, binlerce birbirini yalanlayan din, ideoloji ve iktisat öğretisi; insanlık tarihi boyunca yaşayan her avcı ve toplayıcı, her kahraman ve korkak, her medeniyet kurucusu ve yıkıcısı, her kral ve çiftçi, her aşık çift, her anne ve baba, umut dolu çocuk, mucit, kâşif, ahlak hocası, yoz siyasetçi, her süperstar, her “yüce önder”, her aziz ve günahkâr onun üzerinde – bir günışığı huzmesinin üzerinde asılı duran o toz zerresinde.

evrenin sonsuzluğu karşısında dünya çok küçük bir sahne. bütün o generaller ve imparatorlar tarafından akıtılan kan nehirlerini düşünün, kazandıkları zaferle bir toz tanesinin bir anlık efendisi oldular. o zerrenin bir köşesinde oturanların başka bir köşesinden gelen ve kendilerine benzeyen başkaları tarafından uğradığı bitmez tükenmez eziyetleri düşünün, ne çok yanılgıya düştüler, birbirlerini öldürmek için ne kadar hevesliydiler, birbirlerinden ne kadar çok nefret ediyorlardı.

böbürlenmelerimiz, kendimize atfettiğimiz önem, evrende ayrıcalıklı bir konumumuz olduğu hakkındaki hezeyanımız, hepsi bu soluk ışık noktası tarafından yıkılıyor. gezegenimiz, onu saran uzayın karanlığı içinde yalnız bir toz zerresi. bu muazzam boşluk içindeki kaybolmuşluğumuzda, bizi bizden kurtarmak için yardım etmeye gelecek kimse yok.”

ama onlar ellerinde kutsal dedikleri kitapla gelip sana yine diyecekler ki

” (bu nur, gökte ahmed, yerde muhammed denilen, zürriyetinden bir peygamberin nurudur. o olmasaydı, seni de, yer ve gökleri de yaratmazdım.) [mevahib-i ledünniyye]”

evrenin boyutlarını gözden geçirip buna inanırsan da daha diyecek bir şeyim yok.

benim 34 yılda dünyadan öğrendiğim bunlar. benden öncekilerin hatalarını tekrarlatmamak benim vazifem. böyle de ifa ediyorum.

arz ederim.

#58469502 13.02.2016 13:58 ~ 15.02.2016 10:36anglachelm
Kaynak : Ekşi

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.