Anadolu Ajansı 16 Ağustos 2015 tarihinde “Hesabında 1 milyon lira ve üzeri parası olan mudilerin banka hesaplarındaki parası 550 milyon lirayı geçti. Türkiye’de milyonerler kulübüne katılım her geçen gün artıyor” başlığı ile verdiği haberde Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, 2015 Haziran sonunda Türkiye’de hesabında 1 milyon lira ve üzeri parası olan 86 bin 177 mudi bulunduğunu açıklamıştır.

Bu mudilerin banka hesaplarındaki meblağ ise 550 milyar 434 milyon 710 bin liradır. Buna göre bankalarda bulunan toplam mevduatın yarısı milyonerlere aittir.

Aynı dönemde Türkiye’de banka hesap sayısı Haziran sonunda 61 milyon 827 bin 822 TL olmuştur. Bu miktar 2014 Aralık sonunda 59 milyon 238 bin 929 TL idi. 6 aylık sürede hesap sayısı 2 milyon 588 bin 893 daha artmıştır.
Haziran sonunda bankalardaki 61 milyondan fazla hesabın 58 milyon 690 bin 830’nu hesabında 10 bin liraya kadar bakiye bulunan mudiler, 4 milyon 436 bin 650’ni 10 bin ile 50 bin lira olanlar, 1 milyon 947 bin 714’nü 50 bin ile 250 bin lira olanlar, 370 bin 67’ni 250 bin ile 1 milyon lirası olanlar, 86 bin 177’ni de 1 milyon lira ve üzeri parası olanlar oluşturmaktadır.

Hesabında 1 milyon lira ve üzeri bulunan mudi sayısı Haziran 2015’de 86 bin 177’ye çıkmıştır. Bu miktar 2014 Aralık ayında 77 bin 210 idi. Bu durumda ilk yarıda milyoner sayısı 8 bin 967 kişi daha artmıştır. Buna göre son 6 ayda günde ortalama 50 kişi milyonerler kulübüne girmiştir. Tüm mudilerin bankalardaki bakiyesi ise 1 trilyon lirayı aşmıştır. 61 milyondan fazla mudinin hesabında toplam 1 trilyon 86 milyar 806 milyon TL bulunmaktadır.

Türkiye’de gelir dağılımım bozuk olduğu için dolar milyarderi sayısı da çok fazladır. İsviçre merkezli UBS adlı finans kuruluşunun raporuna göre 2014 yılında 38 dolar milyarderi bulunan Türkiye, dünya üzerinde en fazla dolar milyarderine sahip 14’ncü ekonomiye sahip ülkedir. Fakat büyük bir çelişki olarak Türkiye maalesef IMF 2014 yılı verilerine göre kişi başına gelir bakımından 184 ülke arasında 66’ncı sıradadır.

Bu gelişme Türkiye’de gelir dağılımının giderek bozulduğunun bir göstergesidir. Bu açıdan değerlendirildiğinde memurlara ve memur emeklilerine verilen zam çok yetersiz kalmaktadır. Eğer sıradan bir kişiye dünyanın bugün karşı karşıya olduğu en önemli sorunların neler olduğunu sorarsanız, ilk aklına gelenler “eşitsizlik ve yoksulluk” olur. Tüm dünyada ekonomik büyümenin hakça paylaşılmadığı konusunda yaygın bir kaygı vardır.

TÜİK 2014 aile verilerine ilişkin istatistikleri 5 Mayıs 2015 tarihinde açıklamıştır. TÜİK verilerine göre, yoksulluk sınırının altında yaşayan hane halklarının oranı yüzde 22,4’tür. Evdeki çocuk sayısı arttıkça yoksulluk uçurumu da büyümektedir. İlgililerin bu tespiti bilerek kamuoyuna açıklama yapmalarında yarar vardır.
TÜİK’in 2013 Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması’na göre 2010 yılında toplumun en çok kazanan yüzde 10’luk dilimiyle en az kazanan yüzde 10’luk dilimi arasındaki gelir makas 11,7 kat iken, günümüzde OECD ülkelerindeki en zengin yüzde 10 ile en yoksul yüzde 10 arasında 9.6 kat farklılık vardır. OECD’nin 21 Mayıs’ta açıklanan son raporunda 1980’lerdeki oran 7.1 kat idi. Bu oran 1990’lı yıllarda 8.1, 2000’li yıllarda ise 9.1’e çıkmıştı. 2012 yılında 18 OECD ülkesinde en alt kesimdeki yüzde 40, gelirin yüzde 3’ne alırken ilk yüzde 10 gelirin yarısına sahipti. En üstteki yüzde 1 ise gelirin yüzde 18’ni paylaşıyordu.
TÜİK’in son raporuna göre yüzde 20’lik gruplarda, en yüksek gelire sahip son gruptakilerin toplam gelirden aldığı pay yüzde 46.6 iken, en düşük gelire sahip ilk gruptakilerin toplam gelirden aldığı pay yüzde 6.1’dir. Buna göre son yüzde 20’lik grubun toplam gelirden aldığı pay, ilk yüzde 20’lik gruba göre (P80/P20 göstergesi) 7.7 kattır.
Gini katsayısı ise 0.400’dür.
Gini katsayısı ülkede yaratılan ekonomik değerin nüfusa ne derece eşit paylaştırıldığını ölçmek için kullanılan bir ekonomik göstergedir. 0 ile 1 arasında değişen oranlarda sıfıra yakın değerler gelir adaletini gösterirken, yüksek oranlar yaratılan gelirin çok kısıtlı bir nüfusun elinde toplandığını gösterir.
Gelir dağılımı, belirli bir sınırın altında kalanların dağılımından çok, nüfusun tamamına ilişkin dağılımını belirlediği için yoksulluktan daha geniş bir kavramdır. Gelir dağılımı ve yoksulluk arasında sıkı bir ilişki vardır. Belirli bir gelir seviyesinde gelir dağılımındaki eşitsizlik ne kadar artarsa, yoksulluk içinde yaşayan kişilerin oranı da o ölçüde yükselir.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Kuruluşu OECD, üye ülkelerin önemli bir bölümünde zengin ve yoksul arasındaki uçurumun son 30 yılın en yüksek oranına ulaştığını 21 Mayıs 2015 tarihli raporunda açıklamıştır. Türkiye ile ilgili veriler en son 2011 yılına ilişkindir.
Rapor’da, gelir dağılım adaletsizliği sıralamasında Şili ilk sırayı alırken bu ülkeyi Meksika, Türkiye, ABD ve İsrail izlemektedir. Türkiye en üstteki ve en alttaki yüzde 10’luk dilimler arasındaki uçurumda ise Meksika, Şili ve ABD’nin ardından dördüncü sıradadır.
OECD’nin 9 Aralık 2014 tarihinde açıklanan ve 1985 yılından sonraki verileri esas alınarak yayınlanan Gelir Eşitsizliği Ekonomik Büyümeye Zarar Verir mi? raporunda Türkiye’nin bu konuda ilerleme sağladığı belirtilmekle beraber, ülkelerdeki Gini katsayısına göre Türkiye 0,41 ile Meksika’nın ardından en yüksek (en kötü) ikinci orana sahip ülke idi. Diğer bir deyişle 34 OECD ülkesi arasında gelir dağılımı en kötüler arasında ikinciydi.
Gelir eşitsizliğinin ekonomik büyümeye zarar verdiği savunulan raporda, 1985-2010 yılları arasında Türkiye’nin büyümesinin yüzde 4,6’sını gelir adaletsizliği sebebiyle kaybettiği belirtilmiştir. Aynı dönemde Meksika’nın yüzde 10, Yeni Zelanda’nın ise yüzde 9’luk büyüme kaybı yaşadığı vurgulanmıştır.

Gelir dağılımı, bir ülkede belirli dönemler içinde yaratılan gelirin kişiler, hane halkları veya üretim faktörleri arasında bölünmesidir. Gelir dağılımı, yoksulluk, sosyal dışlanma ve yaşam şartlarına ilişkin göstergeler üretmek üzere yapılır. Diğer bir deyişle gelir dağılımı veya bir ekonomide yaratılan gelirin bölüşümü, belirli bir dönemdeki toplam gelirin elde edilmesine katkıda bulunanların bu gelirden almış oldukları paylara denir. Amacı, ekonomide gelir farklılıkların ortaya çıkardığı ekonomik ve sosyal sonuçları ortaya koymaktadır.
Türkiye, OECD’nin son raporuna göre yoksulluğu yaşlara göre sınıflandırmasında çocuk yoksulluğunda dünya birincisidir. OECD, Türkiye’de 0-17 yaş grubunda yüzde 28.4’lük kesimin yoksul olduğunu belirtmektedir. Bu oran 18-25 yaş grubunda 16.2, 26-65 yaş grubunda 14.4 ve 65 yaş üstü grupta 18.4’tür.
Rapor’a göre Türkiye’de en zengin yüzde 10’luk kesim, en yoksul yüzde 10’luk kesimden 15.2 kat daha fazla kazanmaktadır. Dünya Bankası verilerine göre Türkiye’de 2002 yılında toplumun en zengin yüzde 10’luk kesiminin geliri, en yoksul yüzde 10’nun gelirinin 14,7 katıdır. 2010 yılında bu makas ancak 14,5 kata kadar gerileyebilmiştir.
Türkiye’nin OECD Daimi Temsilciliğinde beş yıl görev yapan biri olarak OECD’nin ve BDKK’nın raporlarından sonra Necip Fazıl Kısakürek’in aşağıdaki dörtlüğünü sizlerle paylaşmak istedim.

“Allah’ın on pulunu bekleyedursun on kul,
Bir kişiye tam dokuz dokuz kişiye bir pul,
Kurt yapmaz bu taksimi kuzulara şah olsa,
Yaşasın kefenimin kefili karaborsa.”

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.