Osmanlı-Arması

 

DÜŞ İŞLERİ NEZARETİ

HÜSEYİN MÜMTAZ

 

İmparatorluk varisi hariciye geleneği bir “ekol”dür. Geçmişinde bu gelenek olan ülkeler dünya politikasına yön verir. “Güncel güçler”, şimdi küçücük kalmış bile olsalar bu ülkelerle, kedinin fareyle oynadığı gibi oynayamazlar.

Benzer gelenekten gelen Türk Dışişleri’nin; geçmişte “ruhen ve sosyo-kültürel” olarak asla var olmamış bir “Osmanlı coğrafyası” hülyası uğruna Cumhuriyetin geleceğine ipotek koymasını anlayamıyorum.

“Fiziki coğrafyaya” Osmanlı hariciyesi, zorunlu olarak farklı din-dil-ırk-mezhep mensubu memurlarla hükmetmişti.

“Ulus devletler”de böyle bir zorunluluk ve uygulama olanağı yoktur.

Bununla beraber yüzyılların ürünü olan verasetle intikal eden o hariciye geleneği kolay yok olmaz ve çağdaş dünyada onun bunun oyuncağı olmaz.

“Sultanlar sultanı, hakanlar hakanı hükümdarlara taç veren Allah’ın yeryüzündeki gölgesi, Akdeniz’in ve Karadeniz’in ve Rumeli’nin ve Anadolu’nun ve Karaman’ın ve Rum’un ve Dulkadir Vilayeti’nin ve Azerbaycan’ın Acem’in ve Şam’ın ve Halep’in ve Mısır’ın ve Mekke’nin ve Medine’nin ve Kudüs’ün ve Diyarbekir’in ve Kürdistan’ın ve bütün Arap diyarının ve Yemen’in ve daha nice memleketlerin ki, yüce atalarımızın ezici kuvvetleriyle fethettikleri ve benim dâhi ateş saçan zafer kılıcımla fetheylediğim nice diyarın sultanı ve padişahı Sultan Bayezıd Hân’ın torunu, Sultan Selim Hân’ın oğlu, Sultan Süleyman Hân”ın şimdiki, hem de diplomatik pasaportlu torunlarından bile İngiltere, İrlanda ve Amerika “vize” istiyorsa bir yerlerde bir şeyler yanlış yapılıyor demektir.

Ya “Sultanlar Sultanı, Hakanlar Hakanı, hükümdarlara taç veren Allah’ın yeryüzündeki gölgesi”nin torunları değilsinizdir yahut ortada bir saçmalık vardır.

Hayal ile gerçeği, şöyle veya böyle çizilmiş harita sınırları ile kültürel sınırları göz ardı etmemek kaydıyla.

Sadece bir gün içinde “Türkiye coğrafyası”nda Kars-Iğdır ve Diyarbakır-Bingöl karayolları PKK yüzünden kapanıyorsa; Hakkâri “Selahattin Eyyubi” Havaalanında tam 15 gündür terör yüzünden ulaşım yapılamıyorsa, Varto’da sokağa çıkma yasağı uygulanıyorsa; bunları bir tarafa bırakıp “Osmanlı coğrafyası”na öykünmek rüya görmektir.

Ben işte böyle bir ortamda Türk Dışişleri’nin, sadece bir hafta içinde yaşadığı gel/gitleri anlamakta zorluk çekiyorum.

12 yıl önceki Chuwall olayında tam bir hafta “ulaşılamayan” Amerika cenapları, konu İncirlik bağlantılı Suriye’deki “güvenlik bölgesi”ne gelince yemiyor içmiyor; aradaki 9 saatlik zaman farkına rağmen on dakika içinde cevap veriyor.

Sadece alt alta koyup okumak bile baş döndürüyor..

Dışişleri Müsteşarı Sinirlioğlu, “Türkiye ile ABD, Suriye topraklarında güvenli bölge konusunda anlaştılar. Söz konusu bölgeye IŞİD ya da PYD’nin girmesi halinde, hem ABD ve hem de Türkiye tarafından vurulacaklar”.

Bir saat sonra ABD Dışişleri Sözcüsü Mark Toner; “Bizim anladığımız Türkiye bize IŞİD’e karşı hava saldırılarını artırmamız için üslerine erişim hakkı verdi. Bir bölge veya ‘güvenli bölge’ olmayacağı konusunda netiz.”

Ertesi gün Türk Dışişleri, Sinirlioğlu’nun “açıklamasına açıklama” getirmek zorunda kalıyor;

“Sinirlioğlu, ABD ile Türkiye arasındaki mutabakat çerçevesinde DEAŞ’tan (IŞİD) arındırılacak bu bölgenin kontrolü ve korunmasının Suriye Muhalefeti Kuvvetleri tarafından yapılacağını, Suriye muhalefeti unsurlarının oluşturacağı Bölge Muhafaza Gücü’ne gereken hava korumasını ve desteği ABD ve Türkiye’nin sağlayacağını ifade etmiştir”.

Aynı gün Pentagon: “İncirlik’ten kalkan uçaklar Suriye içinde IŞİD’i bombaladı”.

Ertesi gün Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu tam aksini söylüyor: “İncirlik’ten dün kalkan ABD uçakları herhangi bir operasyona katılmadı, keşif uçuşları yapıyorlar”..

Ertesi gün Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tanju Bilgiç, Bakan Mevlüt Çavuşoğlu’nun dünkü açıklamasıyla aslında ABD ile varılan ikili mutabakat çerçevesinde İncirlik’ten “hava operasyonlarının başladığını teyit etmek istediğini” ifade ederek “Tabiatıyla bu operasyonun her askeri operasyonda olduğu gibi çeşitli safhaları bulunmaktadır. Bir safha olmadan diğeri zaten olmaz. Bunlar keşif uçuşları, vuruş uçuşlarıdır. Bunlar operasyonel ve askeri hususlardır. Sayın Bakanımızın da esasen işaret etmek istediği bu olmuştur” açıklamasını getirmek zorunda kalıyor.

Bu kadar karmaşada AB Bakanı ve Başmüzakereci Bozkır’ın da konuya mutlaka kıyısından köşesinden müdahil olması gerekiyordu ki o da şöyle bir yeni boyut getiriyor; “Suriye’de sığınmacıların geri dönebileceği bir güvenlik bölge oluşturmak istiyoruz. Orada evler, okullar inşa edeceğiz. Bunun için ABD ile bir anlaşma var”.

Kafanız daha karışmadı mı?

Bitirmeden konuyla yakından ilgilenen; nükleer anlaşmadan sonra bölgenin yeni lideri konumuna yükselen İran’ın görüşlerini merak etmiyor musunuz?

Dışişleri Bakan Yardımcısı Emir Abdullahiyan, konuya ilişkin yaptığı konuşmada: “Bu tip gereksiz eylemlerle bölgenin daha sorunlu hale gelmesine gerek yoktur” dedi.

İran olarak Türkiye’nin güvenliğini önemsediklerini kaydeden Abdullahiyan: “Suriye ve ona komşu ülkelerin güvenliği, ancak bazı oyuncuların terörizmi araçsal kullanmaktan vazgeçtikleri takdirde güvence altına alınmış olacak” dedi. Abdullahiyan ,”Suriye topraklarında güvenli bölge oluşturulmasını, bu ülkenin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin ihlali olarak görüyoruz. Soruna uluslararası hukukun çiğnenmeyeceği bir çözüm yolu bulunmalı ” diye konuştu.

2015’de halâ Osmanlı coğrafyası, “Osmanlı bakıyyesi”, İmparatorluk rüyası ve “Sen ki Fransuva’sın…” ha?

Güldürmeyin insanı! 17 Ağustos 2015

 

57’İNCİ ALAY HER YERDE

HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ

 

 

 

 

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.