merkeplerle taşınan oy sandıkları

 

Türkiye, 7 Haziran’da sandık başına gitti. Kesin olmayan, yani Yüksek Seçim Kurulu’nun henüz resmen ilan etmediği sonuçlar gece yarısından önce belli oldu. Her seçim çevresinde ilçe seçim kurulu, il seçim kurulu ve Yüksek Seçim Kurulu nezdinde sonuçlara itirazla gelebilir. Daha önceki seçimlerde de günlerce süren yeniden sayımlar yaşanmıştı. Bunun için yasal düzenleme her ihtimale karşı iki kademe arasında birkaç gün mesafe bırakmış. Halbuki her sandık oyları sayıldıktan sonra o sandıktaki parti müşahitleri mazbatayı imzalamadan itiraz edebilir, yeniden sayılır. Bu safhadan sonra İlçe seçim kurulu ve il seçim kurulu nezdinde itirazlar aynı gün öğleden önce ve sonra kabul edilebilir, gereği yapılır. Ertesi gün Yüksek Seçim Kurulu nezdinde itirazlar olabilir, gereği yapılır. Bütün bunların iki günü aşmasını, iletişim çağında anlamıyorum. Son itirazdan sonra da mesela sandıkların imha edildiği, sahte oy pusulaları basıldığı gibi yeni ortaya çıkan delillere dayanarak iddialar gündeme gelebilir, bunlar da soruşturulu. Ancak her ihtimale karşı meclisin toplanması için seçimin kesin sonuçları hemen hemen belli olduktan sonra 10 gün beklemeye gerek var mı?

Mazbatasını alan milletvekillerinin meclise gelmesi, rozetlerinin takılması, banka hesaplarının açılması bir hafta mı sürer? İletişim çağında seçimlerden ancak iki hafta sonra milletvekillerinin yemin etmesini nasıl yorumlayabiliriz?

Milletvekilleri yemin ettikten sonra dağılıyor. Meclis başkanı aday müracaatları için beş gün süre veriliyor. Seçimlerin akşamı sonuçlar belli olduğu halde partiler veya adaylar iki hafta boyunca düşünemediler de ancak yemin ettikten sonra mı düşünebiliyorlar?

Meclis başkanı seçildikten sonra, yani neredeyse seçimlerden bir ay sonra cumhurbaşkanı hükümeti kurmak üzere bir lideri/milletvekilini görevlendiriyor. Bundan sonra koalisyon turları başlıyor. Nihayet kurulursa, bir kabine listesi hazırlanıyor. Hükümet programı ve güvenoyu için da günlerce beklemeler. Kimse endişe etmesin, vekiller meclise ilk adımı attıklarında açılan hesaplara üç aylık maaşları peşinen yatırılmıştır. Ve birçok haklardan istifade edilmeye başlanmıştır.

Yakın coğrafyamızda, Afganistan’da 2014’de başkanlık seçimi yapıldı. Seçimlerde sandıkların taşınması için binlerce merkep istihdam edildi. Dağ köylerinden merkep sırtında sandıkların merkezlere gelmesi aylarca sürdü. Bu arada bazı merkepler kayboldu, bir kısmı hastalandı, öldü, kurtlar yedi… Tabii ki sırtlardaki sandıklar da gitti. Bundan dolayı bir sürü itirazlar, tartışmalar.. Afganistan’dan bir dostumuz bu durumları izah ederken “ne yapalım, bizimki de biraz eşekli demokrasi” demişti.

Afganistan’a bakınca ülkemizdeki uygulamalar konusunda halimize şükredenler olabilir. Bir de yanıbaşımızda Yunanistan’a bakalım. Bu ülkede de 25 Ocak’ta seçimler yapıldı ve seçim akşamı sonuçlar belliydi. Bütün itirazlar değerlendirildikten sonra ertesi gün meclis toplandı. 28 Ocak sabahı bakanlar kurulu oluştu. Çipras başkanlığındaki bu kabine herhangi bir koalisyonun ötesinde tam bir yamalı bohçadır. Seçimden üç gün sonra bu yamalı bohçadan çıkan hükümet, programını hazırladı ve 11 Şubat’ta güvenoyu aldı.

Ankara’da bir takım odaklar, muhtemel erken seçimin partilerine ve şahıslarına ne kazandıracağının hesaplarıyla meşgul iken Türkiye’nin etrafındaki ateş çemberi her geçen gün derinleşmektedir. Önümüzdeki alternatifler ise “teröristten terörist beğen” türünden. Suriye ve Irak artık tarih kitaplarındaki devletler olup, bunların yerine kaç devletin ve hangilerinin kurulacağının müzakereleri bitmek üzeredir. Bu safhada Türkiye’nin talebi ise sınırda kasaba büyüklüğünde nötr bir bölgedir. Ankara’nın Rusya ve İran üzerinden Esed ile görüşme talebinde bulunduğu dışişleri kaynaklarından sızan haberler arasında. Sınır bölgemizde yaşananlar karşısında “kendi insanlarını öldüren Esed”in ehven-i şer olduğunun anlaşılması, belki bir gelişmedir. Belki de Ankara’daki muhtemel koalisyonu açısından böyle bir politikaya ihtiyaç vardır. Bununla beraber “ba’de harabü’l Basra” yani Basra’ya Halep, Hama, Şam ve nice beldeler ilavesiyle bir tarih ve medeniyet harap olduktan sonra da olsa zararın neresinden dönülse kârdır. Irak ve Suriye coğrafyasında birçoğumuzun komplo dediği ve adım adım gerçekleştiğini gördüğümüz planlar, ancak sınır komşusu ülkelerin işbirliği engellenirdi.

Yeni meclisin ve muhtemel hükümetin önünde ekonomik, sosyal, eğitimsel sorunlar yanında belki de Türkiye’nin bugüne kadar karşılaştığı en çetrefil dış politik muamma bulunmaktadır. Liderler ve yöneticiler ise halen birbirlerine laf yetiştirmek, muhtemel erken seçim hesabıyla seçmen nezdinde oyları birkaç puan artıracak stratejilerini uygulamaya koymakla meşguller.

Eski dışişleri bakanlarından İsmail Cem, bir mülakatında şöyle demişti: Bu ülkede her konuda düzenlemeler yapılırken, birileri düşünmüş taşınmış, istişare etmiş ve kafa yormuş. Neticede en yanlış, en kötü ne olabilirse o şekilde yasalar çıkarılmış, düzenlemeler yapılmış. Sistemin her alanda bu kadar yanlış olması, düzenlemelerdeki hata veya tesadüflerle olamaz, bunlar ancak kasten yapılabilir.

Bu ülkenin seçim sistemi ile ondan sonra meclisin toplanması, hükümetin kurulması aşamalarındaki akıl almaz yanlışlar, sadece hatalı tercihlerin mi eseridir? Asırlardır sömürgecilerin paylaşamadığı Afganistan seçimleri için merkepli demokrasi denilebilir. Peki Yunanistan’a bakınca bizimkinin adı ne olabilir?

[email protected]

Öncevatan, 29.06.2015

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.