Ana sayfa Yazarlar Zekeriya Tümer

AHLAKLI MISINIZ, YOKSA AHLAKSIZ MI?

AHLÂKLI MISINIZ, YOKSA AHLÂKSIZ MI?

 

(Zekeriya TÜMER)

 

Toplumun değer yargılarına göre kişilerin davranışları değerlendirilerek o kişiye ya çok ahlaklı denir, ya da, amma da ahlaksız insan denir.

Bizdeki namus ve ahlak anlayışı daha çok kadının iki bacağı arasındadır.

Kadına sarkıntılık yapan erkek ahlaksızdır. Bazı dindar geçinen kesimlerce de Kadın, açık, giyinirse, mini etek giyerse, sosyal ve medeni bir insan olarak erkek arkadaşı varsa, toplum içerisinde bir yer edinmişse, o kadın hakkında da pek ahlaklı diye düşünülemez.

Sosyal ve medeni görüş içerisinde olanlar ile olamayanların  değer yargıları kendine göre değişir.

Beşeri ilişkiler her toplumda değişik şekillerde değerlendirilir.

Amerikan toplumunun, Japon insanının, Avrupalı veya Uzakdoğulu insanların ahlak anlayışları farklıdır.

Bizim toplumumuzun ahlaki değerleri de eskiye göre çok değişiklik arz etmektedir.

Hırsızlık yapan, yalan söyleyen, çalan, çırpan, karşısındakinin hakkını hukukunu çiğneyen, topluma zarar veren kişilere pek ahlaksız diyen çıkmaz.

En önemlisi de,  kendi çıkarı uğruna devletine ve milletine zarar veren, rüşvet yiyen, gayrimeşru kazanç peşinde koşanlara hiç ahlaksız denmez.

İslamiyet’in en önemli kurallarından biri ahlaklı yaşamaktır. Bu kuralı ihlal eden ve Peygamberimizin ahlakını öven ve onun gibi yaşamayıp tam tersini yapan, dini suiistimal ederek, Dini kendi çıkarı için kullananlara da ahlaksız denmez.

Bürokrasi de devlet memuru olan idareciler, denetim elemanları ve müfettişlerin yaptıkları yanlış uygulamalara hiç ahlaksızlık denmez. Bu kişilerden bazıları, üstlerine yaranabilmek için her türlü sahtekârlığı, yalancılığı, mubah sayarak, haksız yere ellerine geçirdikleri kişilerin haklarını çiğneyerek, kişilerin ekmekleri ve gelecekleri ile oynarlar. Karşısındaki insana zarar vermek hoşlarına gider ve yalakalık yaparak kendi geleceklerinin daha iyi olmasını sağlamaya çalışırlar. Bu kişiler bir de ahlaktan, faziletten ve doğruluktan bahsederler.

 

Demek ki Ahlak; toplum içinde kişilerin benimsedikleri ve uymak zorunda bulundukları kurallar zinciridir. Bu kuralları kendisine göre koyar ve ahlaksız denecek uygulamayı kendine göre ahlaklı uygulamaya çevirir ve vicdanını rahatlatmaya çalışır.

Toplumlar böylece ahlaki değerleri kendisine göre değiştirir.

Bazı toplumlarda ahlaklı davranışlar, diğer toplumlarda ahlaksız davranış şeklinde de algılanabilirler.

Örneğin: İlkel kabilelerde kızların memeleri dışarıda toplum içersinde gezmelerine kimse bir şey demezken, hadi Türkiye’de gezebilsin.

Mümkün değildir ve çok ahlaksız bir durumdur.

Bu ahlaksızdır da, rüşvet yemek, hırsızlık yapmak, devlet malını çarçur etmek, yetimin, yoksulun hakkını yemek, ahlaksızlık değildir!

Her ülkenin ve her toplumun Ahlak anlayışlarında farklılıkları böylece görürüz.

O halde, Ahlak bir fikir değildir; yaşanan duygu, hareket halinde olan düşünce, hayat olan fazilettir.

Devirlere ve insanlara göre de içeriğinde değişmeler olur.

Gerçekte ahlak, insanların mükemmel ve güzel olana yönelişidir.

Kötüden iyiye gidişin planıdır.

Kötü nedir? İyi nedir? Bunu da toplumu yönetenlerin çok iyi açıklamasında yarar vardır. Çünkü yönetilenler, yöneticilerin hareketlerini örnek alırlar.

Gerçekte ise ahlak, aslında disiplin ve nizamdır.

Ahlakın temel prensiplerinden birisi toplumda insana en uygun hareketi temin etmektir.

Bu sosyal uygunluk hangi davranışla sağlanıyorsa o hareket ahlakın sınırlarına girecek, hangi davranış zarar veriyorsa o fiil de ahlaka aykırı kabul edilecektir.

Hz. Muhammet Mustafa (S.A.V.) “Ben ahlakı tamamlamak için gönderildim,” buyuruyorlar.

İslâm, sosyal hayatın devamı için gerekli her nevi dayanışmayı ahlakın sınırlarına sokmuş ve insana, sosyal bir varlık olduğunu idrak ettirmiştir.

(Bugün bunları anlayabiliyor muyuz? Peygamberin yolunda gidebiliyor muyuz?)

Bir gün Hz. Ali (K.V.) peygambere davranışlarında hâkim olan ana prensiplerin ne olduğunu sormuşlardı. Resulullah (S.A.) şöyle buyururlar. “Bilgi sermayemdir, akıl dinimin esasıdır, arzu binek atımdır. Allah, zikir arkadaşımdır, mahremiyet hazinemdir, havf (korku) refikimdir, ilim silahımdır, sabır libasımdır, kanaat ganimetimdir, tevazu medarı iftiharımdır, zevkten feragat mesleğimdir, vuzuh (açıklık) gıdamdır, doğruluk şefiimdir, mücadele itiyadımdır ve kalbimin nuru namazdır. “ demiştir.

Oscar Wilde “Dünyanın ahlaksız diye adlandırdığı kitaplar dünyaya kendi utancını gösterenlerdir.” Demiş.

Henry David Thoreau ise “Aşırı ahlaklı olmayın. Yaşam boyunca kendinizi aldatmak zorunda kalabilirsiniz. Ahlaktan yukarısını hedefleyin. Sadece iyi olmayın, iyi bir şeyler yapın.” Demiş.

“Ahlak konusunda inandığım ilke şudur; bir şeyi yaptıktan sonra kendini iyi hissediyorsan o ahlaklıdır; eğer kendini kötü hissediyorsan o gayri ahlakidir. “(Ernest Hemingway)

Mustafa Kemal Atatürk; “Türklerin aşağı yukarı hep ahlakları birbirine benzer. Bu yüksek ahlak hiçbir milletin ahlakına benzemez. Ahlakın millet oluşmasında yeri çok büyüktür, önemlidir.”

1930 Afetinan M.B. ve M.K.Atatürk’ün El Yazıları s. 358

“Milli ahlâkımız uygar esaslarla ve özgür fikirlerle beslenmeli ve sağlamlaştırılmalıdır. Bu çok önemlidir; özellikle dikkatinizi çekerim. Korkutma esasına dayanan ahlâk bir erdem olmadıktan başka güvene de lâyık değildir.”
1924 (M.E.İ.S.D. 1 s. 19

(Mustafa Kemal Atatürk Türk Milletinin ahlaki değerlerinin yüksek olduğundan bahsetmiştir. Bugün bu Türk milleti nerede? Kaldı mı? İçimizde Türklüğü yok etmeye çalışan kişiler varken erdemli ve yüksek ahlaklı kişileri nerede, nasıl bulacağız.)

İyiliği gizlemek, kötülüğü gizlemekten daha üstündür. (Ebu Bekir Ferra)

Özü doğru olanın, sözü de doğru olur. (Hz. Ali (r.a)

“Sözü yanlış olan, yalan söyleyen, hile yapan o kadar çok kişi var ki, bunların özü de sözü de doğru değil.”

Güzel ahlak; bağışlayıcılık, sabır ve tahammüldür. (Hasan-ı Basri)

Kıyamet günü nereye gitmek istiyorsanız, hazırlığınızı ona göre yapınız. (Ömer bin Abdülazîz) (Radıyallahi anh)

İşte, en önemli sözlerden birisi budur. Netice de içinde bulunduğumuz ve insanca yaşayamadığımız Dünya’da misafir olduğumuzu unutuyoruz ve kıyamet günü nereye gitmemiz gerektiğini düşünemiyoruz. Hazırlıklar bu dünya için yapılıyor, öbür taraf düşünülmüyor. Hâlbuki buradaki ömrümüz çok kısa,  öbür taraftaki ömür ise sonsuz.

Gelelim bugüne.

Milletvekili seçimlerine çok az bir zaman kaldı.

Meydanlarda Siyasi Parti liderleri birbirlerini rencide edecek sözler sarf edecekler. Hakaretler, aşağılamalar, küçük düşürücü sözler söylendiğinde ahlaki değer yargıları değişime uğramaz mı?

Birde ortaya cemaat olayı çıktı. Hükümet ile cemaat arasında birbirlerine saldırmalar da devam edecektir. Kırıcı ve kaba sözler söylenirse bu ahlaki değerlere ters olmaz mı?

Şimdi sizlere soruyorum, bu davranışlar ahlak kurallarına uygun mu, değil mi?

Toplumun değer yargılarında ve ahlaki düşüncelerinde değişmeler söz konusu olabilir mi?

Hiç merak etmeyin olacaktır.

Türkiye’de ahlaki değerler o kadar çok değişti ki, ne Allah’ın Kitabındaki ahlak anlayışı, ne de Peygamberimizin ahlak anlayışına uyan kaldı.

 

Demek ki, ahlak, zamanla toplumun değer yargıları değiştikçe değişimlere uğrayabiliyor.

Allah bizleri Ahlaksız toplum olmaktan korusun.

Aminnn.

 

Zekeriya Tümer

E-Mail: [email protected]

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here