From: Pulat Tacar [mailto:[email protected]] pulat tacar

Dostlarim

Yaklasik on gun kadar bilgisayarda yazi yazamayacagim. O nedenle sorunuza- bugun- sicagi sicagina-,-ilk tepki olarak-, cevap veriyorum.Sizin gibi gorusumu soran diğer dostlara da ayni çerçevede cevap yazmis oluyorum.

Dava gununun Holokost’u anma merasimlerinin (27 Ocak 2015 gununun) hemen ertesine alinmasi Sn.Perincek’in lehine sayilacak masum bir tercih olamaz. Bu tercihi yapan Mahkeme baskaninin gunahsiz olduğuna inanamiyorum. (Bu konuda beni uyaran Selda oldu)

2. Daire Kararinin Buyuk Daireye kadar tasinmasi da kanimca az beklenen bir gelişmeydi. Kanimca 2 Daire karari mükemmeldi ; ama araya siyasal mülahazalar girdi. Bu da ciddi bir işaret sayilmalidir.

Davaya yapilan katilim talepleri konusunda da Baskanin cok “eli bol” davrandigi değerlendirmesini yapıyorum. Hele davaya katilarak gorus bildirmesi kabul edilen sivil toplum girisimleri tarafından yollanan layihalardan buyuk bolumunun, Baskanin koyduğu olcutleri cok astigi ; dava belgesi olarak kabul edilmemeleri gerektiğini düşünmekteydim. (Ergenekon davasini ve kararini savunan, bunu Dr. Perincek’i suçlamak için layihasina ekleyen Turk İnsan Haklari Derneginin gorusleri İsviçre’yi savunan konusmaci tarafından da celsede dile getirildi. (Bu Dernek ve ona yakin kişiler hakkındaki dusuncelerimi burada dile getirseydim suc islemis olurdum)

Turk tarafi (ifade ozgurlugunu savunduğu için), bu layihalardan bir kisminin dava belgesi olarak kabul edilmemelerini ilke olarak talep etmedi.
*********************
AİHM davasini ben de AVİM ‘de arkadaslarla birlikte izledim.
******************************************
Sn. Perincek,, Sn. Mehmet Cengiz’in konusmalari dava konusu sinirlari içinde kalmağa ozen gösteren tutarli ve iy iplanlanmis sunuslardi. Turkce yapildi . Ben yargiclar uzerinde olumlu etki yaptigi gorusundeyim. Yapilan tercemeyi dinleyemedim. Yargiclara ve Turkce bilmeyen diger katilanlara nasil yansidigini bilmiyorum.
**********************************
Dr. Perincek’in avukati Profesor Pech konusmasi da ” to the point” idi ve teknik olarak bence cok iyiydi. Yargiclarin tumunu etkilediğini saniyorum. Gerekceleri ve anlatim tarzi dosyayi bilenler acisindan kanimca cok tutarliydi. Konusma tarzi hatip degil, isini ciddiyetle yapan bir ” hukukçu cerrah” titizliğindeydi. Soguk kanliydi. Cok iyi hazirlandigi ve davaya hakim olduğu belliydi. Yaptigi konusmayi yazili olarak ta okuyacak kişilerin etkileneceğini dusunurum. Ancak yargiclarin bu xemir leblebiyi hazmetme zamanlari oldu mu? Ayni seansta eğilim bildirilmesi usulden olduğundan bu komplike hukuksal çerçeveyi gerektiği gibi algilamanin guc olacagini dusunuyorum
.
Mahkeme baskaninin cizdigi konusma zamani Turk tarafınca asilmadi. Buna mukabil gerek İsviçre, gerek Ermenistan kendilerine taninan zamani cok astilar. Bu dava sonucunu etkileyen onemki bir oge midir ?
Mahkeme Baskani her ikisini de uyardi
******************************************

İsviçre’nin iki konusmacisinin sunuslarinda daha once yazili olarak acikladiklarindan başka yeni bir sey yoktu. İkinci konusmaci Profesörün ne demek istediği, tam olarak anlasilmadi. Konusmasini tekrar dinlemek , hatta okumak lazim. Zira akademik yani agir basmaktaydi. Baskan uyarinca eli ayagi birbirine karisti (Turk tarafi bu durumu onceden hesaplayarak zamani tamolarak kullanma planini iyi yapmisti.) İsvicre Hukumetini temsilen konuşan Adalet ve Polis Bakanligi yetkilisi zat , savunmasinin temelini ve ust yapisini -kendilerince- tutarli temellere oturtmuştu. Bu profesyonelliginin yargiclardan bir bolumunu etkilemiş olduğunu saniyorum. Ama, daha once de yazdım; yeni bir sey söylemedi.

Uzerinde durduğu hususun basinda yerel mahkemenin takdir yetkisinin onceligi bulunduğu hususu vardi. Bu Turkiye de dahil olmak uzere AİHS Taraf pek cok ülkenin savunduğu bir husustur; ancak Perincek davasi çerçevesinde – ifade ozgurlugu- takdir yetkisi daraliyor. Turk tarafi bunu cok iyi anlatti.İnallah anlasilmistir.

Dikkatimi ceken husus, İsvicreli konusmacinin, Sn. Perincek’in layihasini esasli bir sekilde incelemiş olduğu ve orada yazili bazi konulara cevap vermeyi ihmal etmemesiydi. Dosyayi bilmeyen, laf arasina yerleştirilmiş bu yanitlari farketmemis olabilir. (bu bağlamda bana yazan bir dostum, “sen olsaydın neleri eklemek isterdin” diye sordu; ona da asagida cevaplari vermiş olayim)

Mesela neydi bunlar: a) AİHS 7.maddesinin uygulanmasi gerektiği hakkinda Dr. Perincek’in gorusu. Yani, Dr. Perincek’in İsvicre’de Ermeni soykirimini yadsidigi için mahkum edileceğini bilemeyeceği argumani. Cevaba cevap sirasinda buna israrla değinilmesi yararli olabilirdi.( 2. Daire Baskani Raimondi ile Macar yargicin 2. Daire kararina ekli notunda bu hususa referans vardi)
b) Dr.Perincek’in bir tarafsiz heyetin soykirimi vardir gorusunu aciklasa da gorusunu degistirmeyecegi söylemi. Dr. Perincek’in hukukçu niteliği ile 1948 Sozlesmesinin yetkili mahkeme kuralinin çiğnenmesinin kabul edilemeyeceği israrla belirtilmeliydi.
c) Soykirimi tanimlamasinin ogelerinin tam olarak bilinmemesi ya da gözden kacirilmasi halen yaşanmakta olan ve bu davaya da sirayet eden kavram kargasasinin sebebidir. Bosna-Sirbistan karari ozel kasit unsuru en ufak bir kuşkuya meydan vermeden isbatlanmadigi takdirde, o eyleme soykirimi nitelemesi yapilamayacagini belirtmiştir. Bu bağlamda İsvicre savunmasinda bir kac kez, Ceza Kanununun 261 maddesinin “soykirimi veya insanliga karsi sucu” cezalandirdigi vurgulandı. Ama, Dr. Perincek soykirimi yaftasini red etmişti; insanliga karsi suc konusunda bir soylemi olmamisti ki.. Bu fark kanmca davayi temelden dusurucu nitelikte olabilirdi. (AİHS 7 maddesi üzerinde isrardan bahsediyorum)

İnsanliga karsi suc olusmasi için “dolus specialis” (ozel kasit) yani İngilizce (as such) bulunmasina gerek yoktur. Bunlar iki ayri ulusararasi suçtur. Bence bu konuda İsvicrenin yaratmak istediği kavram kargasasi yüzlerine vurulmaliydi.

d) UAD karari ile kesinlesmis Srebrenitsa soykirimi kararinin yadsıyan iki Cenevreli gazeteci konusunda inkar sucundan dava acilmamis bulunmasina, Perincek layihasinda yapilan yollama hedefini bulmuş ki, buna da cevap verdi İsvicreli konusmaci. “Bu yadsima Srdbrenitsa’da mağdur olanlara zarar vermek veya onlari incitmek amacini gütmemekteymiş. İsviçre yasasi buna el verirmiş”. Cevaba cevap bolumunde bu savunma veya soyleme de gereken “tokat” atilabilirdi diye duşundum. Ama zevkler ve renkler tartisilamaz , malum.
……………………………………….
Turk Hukumetinin gorusunu sunan hukukçu, bence gecenin yildiziydi. Mukemmel kelimesi az kalir anlatmağa. İsvicrenin pozisyonunu adeta perisan etti. Ama bu değerlendirmeyi kavramak icin, dosyayi cok iyi incelemis olmak gerekir.
Yargiclardan bir ikisi disinda kimsenin dava dosyasinin ayrintilarini bildigini sanmiyorum. Zaten uzmanlik alanlari da bu değil.. Uluslararasi Ceza Mahkemesi yargiclari bu konulari bilebilirler.
Belki on yargiliyim. Ama mesela Romen yargicin sorduğu soru bende o izlenimi yaratti Soykirimi hukuku bir ihtisas konusu. Bu deryaya dalanin Soykirimi Sozlesmesi zabitlarini ( yaklasik1000 sayfa) ve Bosna-Sırbistan davasi zabitlarini ve karara yazilan serhleri (yaklasik 1000 sayfa daha)
ayrica Uluslararasi Ceza Divani Statusunu hatmetmiş olmasi gerekir.
………………………………………
Ermeni Hukumetinin goruslerini sunan Ermeni Hukumeti temsilcisi ve Robertson ve Emel (Amal) hanim Ermeni soykirimi tezini anlattilar. Bu konunun AİHM 2. Daire karari ile ilskisi yok denecek kadar az. Ama taktikleri davayi soykiriminin taninmasi mecrasına çekmekti. Cok hatali bir strateji. Robertson dava çerçevesi disina cikan terbiyesizlik ve saldirganlik içindeydi.
(Ermeni heyetinden nisbeten arkalarda oturan birinin uyuduğunu farkettiniz mi? Bir ara basi one doğru yuvarlandi. Adami ayakta tutmak için keske Kim Kardasyan’i getirselerdi diye duşundum)

Romen yargic – muhtemelen Romanyada Romalar’a soykirimi yapildigi iddialarinin da etkisinde kalarak- İsviçre Ceza Yasasindaki soykirimi sucunun sinirlari konusunda sual sordu.
Baskan bu sorudan sonra 20 dakika ara verdi ve İsviçreliye cevabini hazirlama konusunda ekstra bir iyilik !! yapti.
İsvicreli soruyu uzman olmayanin anlayabileceği aciklikta yanitlamadi ve lafi cevirdi.

………………………………………..
Dr. Perincek, kendisine yöneltilen irkcilik suclamasina cok tutarli cevap verdi.Kendisine atfedilen ve Ermeni olumlerini kucumseyen sözlerin yalnis yansitildigini belirtti. İsvicreli bu sözleri ifade zabitlarindan aldigi yanitini verdi.
**********************************
***********************************
17 kişilik heyet bu duruşmadan sonra toplandi ve ilk eğilim belirlemesini yapti. Bana uzmanlar tarafından söylenene gore, bu eğilim yoklamasinda beliren çoğunluğu goz onunde tutacak olan iki raportör, karar taslagini hazirlayacaklar. Bu bir kac ay sürebilirmis. Ekim veya Kasima kadar ertelenmesinden soz edenler varmis. Egilim sonucu cok hizli tutulurmus ve kimseye aciklanmazmis. Bu gibi durumlarda Ermeni diyasporasinin sitelerndeki yazilar izlenerek , onlarin ruh halleri anlaşılabilir.

Saygilarla. Dostlukla
Pulat Tacar

======================

Perinçek’in Strazburg Savunması – Tam Metin
+++++++++++++++++++++++++++++++++++++

Perinçek’in Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi’nde bugün yaptığı konuşma:

4 dakikalık görüntü kaydı:

http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/iste-dogu-perincekin-aihmde-yaptigi-tarihi-konusma-h48108.html

http://www.dailymotion.com/video/x2fumzo_iste-dogu-perincek-in-aihm-de-yaptigi-tarihi-konusma_news#from=embediframe

“Sayın Yargıçlar,
Sizleri saygıyla selamlıyorum.
Mahkemenize güveniyorum.

1. Avrupa insanının özgürlüğü için buradayız.

AİHM 2. Dairesi’nin 17 Aralık 2013 günü açıklanan kararı, Avrupa’nın özgürlük mirasını temsil ediyor ve Avrupa’daki özgürlükleri güvence altına alıyor. O kararı aynen tekrar ediyoruz.

Düşünceyi açıklama özgürlüğü, farklı, hatta aykırı görüşe özgürlüktür. Özgürlük, statükoya karşı çıkanlara gereklidir. Iordano Brunolar, yerleşik inançları tartışmaya açtıkları için yakıldılar.

Birinci Dünya Savaşında taraf olan devletlerin ve halkların birbirlerine karşı o tarihlerden kalan belli yargıları var. Bunların geleceğimiz üzerindeki olumsuz etkilerinden kurtulmalıyız. Avrupa insanının bilinci, 1915 olayları konusunda yasaklarla kuşatılmasın.

2. Daire kararında 1915 olaylarına ilişkin görüşlerin tartışmalı olduğu saptanmıştır. Ermeni Patrik Vekili Ateşyan ve Başpiskopos Nişanyan bu ay yaptıkları konuşmalarda, kimi Ermeni ve kimi Türk çevrelerinin “birbirlerini zalim ve kendilerini mazlum” olarak görmelerindeki olumsuzluğa değindiler ve “dış mihrakların rolünü” vurguladılar (Ateşyan ve Nişanyan’ın konuşmaları dosyaya sunulmuştur). Biz de aynı görüşteyiz. 2. Daire, Ermeni Patriği dahil, herkesin özgürce konuşmasına güven sağlayan bir karar vermiştir.

Biz, 1915 olaylarının ”soykırım” tanımına uymadığını belirttik ve bu savımızı bilimsel usavurmayla öne sürdük. İsviçre Mahkemesine 90 kilo Rus ve Ermeni belgesi verdik. Rus raporlarına ve mahkeme kararlarına, Ermeni devlet adamlarının ve subaylarının resmî rapor ve kitaplarına, Alman generallerinin tanıklığına dayandık. Görüşlerimiz tartışılabilir, ama bizim özgürlüğümüzü korumak, Avrupa hukukunun gereğidir.

2. Soykırım hukuki bir tanımdır.

Ankara Hukuk Fakültesinde Devlet Teorisi ve Kamu Hürriyetleri alanında ders vermiş bir bilim insanı olarak yaptığım araştırmalar sonucu vardığım kanaat şudur:

Osmanlı devleti, Ermeni yurttaşlarımıza karşı uygulamalarda, Ermeni toplumunu toptan yok etme amacıyla hareket etmemiştir. Bununla birlikte Birinci Dünya Savaşı sırasında karşılıklı kırım ve zorla göç ettirme (tehcir) olduğunu her zaman belirttim.

Ermeni yurttaşlarımızın acılarını her zaman paylaştım. Ermenilere karşı husumet veya nefret içeren tek sözcüğümü hiç kimse bulamaz.

Onların, yani Ermenilerimizin kültürümüze ve hayatımıza katkılarını her zaman vurguladık. Ermenileri değil, “büyük devletleri” sorumlu tuttuk. Bu söylemimizle de Ermeni yurttaşlarımızı koruduk.

3. Avrupa’da barış ve kardeşliği koruyalım.

“Ermeni soykırımı” iddiaları tabulaştırıldı ve Avrupa’da Türkleri aşağılamanın aracı haline getirildi. Türkler ve Müslümanlar, bugün Avrupa’nın karaderilileridir.

Bırakınız mazlumları savunanlar da konuşsun. Ermeniler de mazlum kavramı içindedir. Onlar da konuşsun. Mazlumların konuşma hakkı, Avrupa’da hoşgörünün ve kardeşliğin gelişmesi için en sağlam güvencedir.

AİHM, ifade özgürlüğünü güvence altına alan kararıyla nefret söylemini de mahkum etmiş olacaktır. Biz Avrupa’da barış ve kardeşlik için buradayız.

Doğu Perinçek

==========================
İşte Doğu Perinçek’in avukatı Laurent Pech’in AİHM’deki konuşması
28 Ocak 2015 Çarşamba 11:45

İşçi Partisi Lideri Doğu Perinçek’in avukatı Laurent Pech’in AİHM Büyük Daire’deki temyiz davasında yaptığı sunum tamamlandı.

Pech’in konuşması şöyle:

(1) Temel ilkeler
Sayın yargıçlar, konuşmama iki temel ilkeyi hatırlatarak başlamama izin verin;

Eğer ifade özgürlüğü kesin bir hakkı değil de daha çok uygulanması sınırlanabilir ve şartlandırılabilir bir hakkı garanti ediyorsa ;

Daha evvel arkadaşımın da belirttiği gibi, kamu erkinin bu hakkı keyfi veya nispetsiz bir şekilde sınırlaması değil de tam tersine bazı şartlara uyarak sınırlaması uygunsa ;

Özünde, demokrasilerimizde, özgürlük kanununda, sınırlamada ve istisnada var olur.

(2) İtirazlar

Bu çerçevede mevcut davada, mahkemenizin hiçbir şekilde Ermeni halkının, 1915 senesinden itibaren maruz kaldığı katliamların ve zorla göç ettirmelerin varlığı ile ilgili olarak veya bu olguların İsviçre Ceza Kanunu bağlamında « soykırım » olarak tanımlandırılabilmesi ile ilgili olarak karar alma zorunluluğu olmadığını hatırlatmak önemlidir.

Dava, bu olayların « soykırım » olarak tanımlandırılmasını tartışma hakkının ifade özgürlüğü tarafından korunup korunmadığına karar vermek üzerinedir.

Müvekkilimiz hiçbir zaman katliamların veya tehcirin varlığını tartışmamış veya bu olguları haklı çıkarmaya çalışmamıştır.

Öte yandan, müvekkilimiz asla Ermenilere karşı nefreti kışkırtma amacı gütmemiştir.

İsviçre Hükümeti tarafından sunulan yazılı müşahadeler bu konuda bazı yanılgılar içermektedir. Bu bağlamda, davamızın, içtihatlarınız temelinde olgunlaşan Holokost’un inkarı üzerine ilkeler temelinde çözülemeyeceğini tekrar etmek önemlidir. Çünkü müvekkilimiz hiçbir şeklide 1915’ten itibaren işlenen suçları inkar etmemiş veya haklı göstermeye çalışmamıştır.

(3) Uygulanması gereken ana ilkeler

Dava, azınlıkta kalan, kamu yararının tam olarak sağlanmadığı konularda tartışma yaratan görüşlerin savunulması hakkının kapsamını mahkemenizin karara bağlaması üzerinedir.

Bu çerçevede, bugüne kadar içtihatlarınızın temelini oluşturan ana ilkelerin, özellikle de aşağıda saydığımız üç ilkenin tekrar doğrulanmasını diliyoruz ;

– İlk olarak, ifade özgürlüğü, sadece lehte veya farklı ve saldırgan olmayan « bilgi » ve « fikirleri » kapsamaz ayrıca inciten, telaşlandıran ve şok edici fikir ve bilgileri de kapsar ilkesi;

İkinci olarak, tarihi gerçekleri araştırmak ifade özgürlüğü kapsamındadır ve mahkemenizin halen tartışılmakta olan tarihi sorunlarla ilgili karar vermek gibi bir görevi yoktur ilkesi;

Son olarak, geçen zaman, ifade özgürlüğünün lehine olmalıdır ilkesi.

(4) Çözüm

Davamıza dönersek, mahkemeniz içtihatları « Türklük »ü yerenleri ve 1915 olaylarını soykırım olarak nitelendirmeyi ceza kovuşturmasına tabi tutanları cezalandırırken, 1915 olaylarının soykırım olarak nitelendirilmesini tartışma hakkının korunması bize mantıklı gelmektedir.

Söz konusu suçlarda, bir grubun kimliğine saldırı teşkil etmesi nedeni ile soykırımı bir kavram olarak kullanmayı reddetmeyi cezalandırmanın gerekliliğini ileri sürmek, ifade özgürlüğü hakkı ile uyuşmamaktadır çünkü kimlik kavramı net değildir ve bu kavramın kullanımını kabul etmek pek çok suistimalin gerçekleşmesine yol açacaktır.

Bir mahkemenin, nesnel bir tutumla tarihsel dramların, bir milli, bölgesel veya yerel kimliğin yaratılmasına katkıda bulunacağına veya bu kimliklerin oluşumunda payı olacağına nasıl karar verebileceğini ve yine, bir başka ülkenin yasama organının geçici çoğunluğu tarafından, bu tarihsel dramların, hukuki olarak farklı biçimde nitelendirilmesinin yasaklanmasının uygun bulunmasını anlayamıyoruz.

(5) Karşılaştırılmalı hukuk

Her şekilde, 17 Aralık 2013 tarihli karar, karşılaştırmalı hukuk alanındaki son gelişmeleri dikkate aldığı için selamlanmalıdır.

7 Kasım 2007 tarihli İspanyol Anayasa Mahkemesi’nin ve 28 Şubat 2012 tarihli Fransız Anayasa Konseyi’nin kararları, ayrıca Birleşmiş Milletler’in Sivil ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 19’uncu maddesi tarihsel olaylarla ilgili görüşlerin yanlış veya doğru olmayan yorumlar içermeleri suçlaması ile cezalandırılmasının ifade özgürlüğü ile bağdaşmadığını onaylamaktadır.

Bir ülkenin resmen bir olayı soykırım olarak tanıması hakkının, bir ülkeye başka bir ülkenin tarihi ile ilgili olarak karar verme hakkını tanımasına ve uzlaşıdan çok bölünmeye sebebiyet vermesine rağmen tartışmıyoruz.

Tartıştığımız, bir yasama organının tarihi bazı olaylarla ilgili hukuken yaptığı tanımlamanın tartışılmasının cezalandırılmasını öngören cezai düzenlemelerin Sözleşmenin 10. maddesine uygunluğudur.

Oysaki ifade özgürlüğünün, temel hedeflerinden bir tanesinin de azınlıkta kalan veya popüler olmayan görüşlerin korunması olduğunu hatırlamak önemlidir.

(6) Karşı argümanlar

Meslektaşımın da ifade ettiği gibi İsviçre Hükümeti, davamızda İsviçre Ceza Kanunu’nun 261bis maddesinin uygulanmasını haklı göstermek için tehlikeli iddialar içeren pek çok argüman ileri sürmüştür.

Bize kalan zamanda, bir taraftan uluslararası hukuk öbür yandan Avrupa Birliği Hukuku alanlarında iki temel prensibin yanlış bir biçimde yorumlanmasından söz edeceğiz.

İlk olarak, İsviçre Ceza Kanunu’nun tartışmalı kanun maddesi, 1965 tarihli Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşmesi’nin İsviçre tarafından kabul edilmesi üzerinden haklı gösterildi.

Söz konusu sözleşme, hiç bir şekilde, İnkarcılık konusunda cezai yaptırımların uygulanmasını dayatmamaktadır. Eğer durum iddia edildiği gibi olsaydı sözleşmeyi kabul eden pek çok ülke benzer düzenlemelerde bulunmuş olurdu.

Fikir ve ifade özgürlüğünü koruyan Birleşmiş Milletler Uluslararası Sözleşmesinin 19. maddesine değinilmemektedir. Oysaki, Birleşmiş Milletler’in, İnsan Hakları Komitesi’ne göre « tarihi olaylar üzerine fikirlerin ifadesini cezalandıran kanun maddeleri, Sözleşmeyi kabul etmiş olan ülkelerin yükümlülüklerine aykırıdır(…). »

AB Hukuku’na gelirsek, İsviçre Hükümeti ve diğer müştekiler tarafından, soykırımın inkarının cezalandırılmasını haklı çıkarmanın kanıtı olarak; « Avrupa sistemi içinde insan haklarını korumak » bir zorunluluk haline geldiği öne sürülmüştür ki tamamı ile yanlış bir biçimde yorumlanmıştır.

Müzakerelerden 7 yıl sonra alınan, ifade ettiği ilkelere değin birçok istisna ve aykırılık öngören, 2008/913 bağlamında alınan karar şaşırtıcı değildir.

AB Hukuku’nun, sadece, davranış bir grup insana veya bir grubun mensuplarına karşı şiddet ve nefreti kışkırtmaya yönelik olduğu zaman, soykırım suçlarının inkarı, haklı veya normal gösterilmesini cezalandırmayı dayattığının altını çizmeme izin verin.

Başka bir deyişle, AB Hukuku, örneğin tarihte işlenmiş suçların hukuki nitelendirilmelerini tartışan ifadeleri değil sadece « nefret suçu » içeren ifadelerin cezalandırılmasını dayatır.

Hiçbir özel ceza düzenlemesi genel olarak inkarın cezalandırılmasını gerektirmez.

Yukarıda bahsedilen karar çerçevesinde, son olarak, karar üye devletlerin ifade özgürlüğüne karşı düzenlemeler yapmasını haklı göstermez.

Not düşeriz ki, 27 Ocak 2014 tarihinde, AB üyesi 13 devlet, Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü’nün 6, 7 ve 8’inci maddelerinde öngörülen suçların haklı gösterilmeye çalışılması, inkar edilmesi veya normal gösterilmeye çalışılmasını özel olarak cezalandırılmasını tutarlı bulmamıştır.

Her şekilde, davada uyuşmazlık teşkil eden durum AB Hukuku çerçevesi içinde düzenlenmemiştir.

(7) Sonuçlar

Sonuç olarak, bize göre, davamızda uyuşmazlık konusu olan düzenlemelerin ifade özgürlüğü ile uyumlu olduğunu ifade etmek uluslararası hukuk ve karşılaştırmalı hukuk ekolüne aykırıdır.

Aynı şekilde, İsviçre Ceza Kanunu’nun söz konusu maddesinin « İnsan Haklarını Koruyan Avrupa Sistemi » ne dayandırılması yanlıştır.

İfade özgürlüğü hiçbir şekilde bu hakka, bir zaman diliminde, bir ülkedeki çoğunluğun isteği üzerine ceza kavramı olarak soykırım kavramının genişletilmesi yolu ile saldırıda bulunan « tarihsel devlet gerçeklikleri »ni hoş görmez.

Son olarak, unutmayalım ki bir çok tarihçi, son senelerde, « özgür bir ülkede, tarihsel bir gerçeğin tanımlandırılması siyasi erkin görevi değildir » veya « kanun yolu ile dayatılan devlet gerçeklerinin hukuki uygulanışının entellektüel özgürlük için vahim sonuçlara yol açabileceği » görüşünü savunmuştur.

Bu görüşü savunmaktayız ve mahkenin bize katılacağını umarız

Teşekkürler.”

ulusalkanal.com.tr

Sohbete katılın

2 yorum

  1. Ermenistan ilk başbakanı KAÇAZNUNİ bir kez okunsa bile ne dediği anlaşılır tabii anlama yeteneği olanlar için.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.