Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Kuruluşu OECD, geçen hafta yayınladığı Gelir Eşitsizliği Ekonomik Büyümeye Zarar Verir mi? (Focus on Inequality and Growth) raporunda, Türkiye’nin gelir dağılımında sağladığı ilerlemeye karşılık üyeleri içinde dağılımın en adaletsiz biçimde paylaşıldığı ikinci ülke olduğu açıklamıştır.

Gelir dağılımı ve yoksulluk konusundaki göstergeler, ilk defa 2000’li yılların ortasında 30 OECD ülkesinin tümünü kapsarken, 1980’lerin ortasına kadar geriye götürülen trendler konusundaki bilgiler bu ülkelerin yaklaşık üçte ikisi için sağlanmaktadır.

OECD’nin bu konudaki raporları, hane halkı serveti, tüketim modelleri, mal ve meta gibi para dışı kamu hizmetleri gibi bir dizi alandaki eşitsizliklere de yer vermektedir.
Eğer sıradan bir kişiye dünyanın bugün karşı karşıya olduğu en önemli sorunların neler olduğunu sorarsanız, ilk aklına gelenler “eşitsizlik ve yoksulluk” olur. Tüm dünyada ekonomik büyümenin hakça paylaşılmadığı konusunda yaygın bir kaygı vardır.

2008 Şubat ayında BBC tarafından yaptırılan bir kamuoyu yoklaması 34 ülkedeki nüfusun yaklaşık üçte ikisinin son birkaç yıldaki ekonomik gelişmelerin adil biçimde paylaşılmadığını düşündüğünü göstermiştir. Güney Kore, Portekiz, İtalya, Japonya ve Türkiye’de katılımcıların yüzde 80’den fazlası bu görüştedir.

OECD’nin 2008 yılında yayınladığı raporda (Growing Unequal? Income Distribution And Poverty In OECD Countries, 2008) 30 gelişmiş OECD ülkesi incelenmekte ve 1980’li ve muhtemelen 1970’li yılların ortasından beri gelir eşitsizliğinde bir artışın devam ettiği ortaya konulmaktadır. Gelir
farkının açılması, ülkelerin (tümünü değil) ama çoğunu etkilerken, son zamanlarda Kanada ve Almanya’da büyük artış göstermiş, fakat Meksika, Yunanistan ve İngiltere’de azalmıştır.
Gelir dağılımı, belirli bir sınırın altında kalanların dağılımından çok, nüfusun tamamına ilişkin dağılımını belirlediği için yoksulluktan daha geniş bir kavramdır. Gelir dağılımı ve yoksulluk arasında sıkı bir ilişki vardır.

Belirli bir gelir seviyesinde gelir dağılımındaki eşitsizlik ne kadar artarsa, yoksulluk içinde yaşayan kişilerin oranı da o ölçüde yükselir. Dolayısıyla gelir dağılımını belirleyen temel faktörler incelendiğinde aynı zamanda yoksulluğun belirleyicileri de ortaya çıkmış olur.

Gelir dağılımı ve yoksulluğu belirleyen üç temel faktör, yapısal faktörler, sosyal düzenlemeler ile kamu politikalarıdır. Ülkede gelir dengesi bozuluyorsa, bunun doğal sonucu olarak yoksul kişilerin sayısında da artış gözlemlenir.

Türkiye’de Kalkınma Bakanlığına göre yoksulluk ve gelir dağılımına ilişkin göstergelerde iyileşmeler gözlemlenmesine rağmen sorunlar devam etmektedir.

Gelir dağılımının belirlenmesinde bir gösterge olan Gini katsayısı, bir ülkede yaratılan ekonomik değerin nüfusa ne derece eşit paylaştırıldığını ölçmek için kullanılan bir göstergedir. 0 ile 1 arasında değişen oranlarda sıfıra yakın değerler gelir adaletini gösterirken, yüksek oranlar yaratılan gelirin sınırlı bir nüfusa gittiğini gösterir.

Gini katsayısına göre göre 2012 yılı için gelir dağılımı eşitsizliğinin en fazla olduğu 21 ülkelik listenin başında Meksika (0.482) gelmektedir. Türkiye, 0.412 ile Meksika’nın ardından en yüksek (en kötü) ikinci orana sahip olan ülkedir. ABD üçüncü sıradadır. (0.389)

Gelir dağılımı eşitsizliğinin en az olduğu ülkeler arasında Norveç (0.250) birinci sırayı alırken, bu ülkeyi Danimarka (0.253) ve Çek Cumhuriyeti (0.256) izlemektedir. 30 yılda gelir dağılımı eşitsizliğinin en fazla arttığı ülkeler ise İsrail, Yeni Zelanda, ABD, İsveç ve Finlandiya’dır.
OECD, Türkiye ve Yunanistan’ın gelir dağılımında çok az iyileşme sağladığını belirlemekle beraber, 1985-2010 yılları arasında Türkiye’nin büyü- mesinin yüzde 4,6’sını gelir adaletsizliği sebebiyle kaybettiğini ortaya koymaktadır. Aynı dönemde Meksika’nın yüzde 10, Yeni Zelanda’nın ise yüzde 9’luk büyüme kaybı yaşadığı belirlenmiştir.

Rapor’da; üye ülkelerde gelir dağılımı eşitsizliğinin son yıllarda önemli ölçüde arttığı vurgulanırken, üyeler arasında zengin ve yoksul arasındaki uçurumun giderek arttığı belirlenmiştir. Üye ülkelerin çoğunda son 30 yılın en yüksek gelir dağılımı eşitsizliğinin yaşandığı şöyle vurgulanmıştır: “Üye ülkelerde zenginlerin toplam nüfus içindeki payı yüzde 10 civarında. Zenginlerin, yoksullardan ortalama 9.5 misli daha fazla kazandığı hesaplanıyor. Bu da genel ekonomiyi olumsuz etkiliyor.”
Rapor’un sonuç bölümünde, gelir dağılımı eşitsizliğinin ekonomik büyüme üzerinde olumsuz etki yaptığı, eşitsizlikle mücadelenin toplumları daha adil ve ekonomilerini daha güçlü hale getirdiği belirtilmiştir: “Gelir eşitsizliği dezavantajlı grupların eğitim fırsatlarını azaltıyor. Ayrıca, sınıf değiştirme sıklığını da aşağı çekiyor. Kişiler yeteri kadar beceri geliştiremiyorlar.”
Türkiye’de gelir eşitsizliğinde iyileşme sağlanarak İtalya’nın günümüzdeki seviyesine (0.321) kadar düşüş sağlanmalı ve kişi başına 2.25 dolar altında gelir sağlayan kimse kalmamalıdır.
Bunun için ekonomide istikrarlı bir büyüme gerçekleştirilmeli, yatırımlar teşvik edilmeli, vergi tabanı yaygınlaştırılmalı, kayıt dışı ekonomi kayıt altına alınmalı, sosyal güvenlik sistemi yeniden yapılanmalı, sağlık hizmetleri yaygınlaştırılmalı, kırsal kesimde yoksulluğun önlenmesi için yoksul çiftçilere gelir açığını kapatacak şekilde destek verilmelidir.
Türkiye’de yoksulluk, AB üyelik perspektifi kapsamında yakın bir süre içinde çözüme kavuşturulmalıdır. AB’nin 2000 yılında kabul ettiği Lizbon Stratejisi çerçevesinde yoksullukla mücadelenin, sürdürülebilen büyüme ve istihdam politikalarıyla uyumu sağlanmalıdır. Bunun için de gelir dağılımında iyileşme gerçekleştirilmelidir.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.