Yeni Başbakan ve AK Parti’nin yeni Genel Başkanı  Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu, Türkiye’nin Avrupa Birliği hedefinin stratejik bir hedef olduğunu ve kararlılıkla devam ettirileceğini söyleyerek, Türkiye’de bir “eksen kaymasının olmadığını”  belirtmiş ve yeni dönemin 9 hedefi arasında “stratejik AB hedefini” de saymıştır. Bu  hedef kapsamında yeni kabinede AB Bakanı ve Başmüzakereci Mevlüt Çavuşoğlu Dışişleri Bakanlığı’na getirilirken, TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır da AB Bakanı olmuştur.

 

AB Bakanı Volkan Bozkır ile Paris’te OECD Daimi Temsilciliğimizde 2 yıl birlikte görev yaptım. Dönemin Büyükelçisi Tanşu Bleda, Büyükelçilikte görev yapan Dışişleri mensupları arasında en çok Bozkır’ı sever ve ona destek verirdi.

 

Davutoğlu gibi  önceki Başbakan  Recep Tayyip Erdoğan  Nisan 2014’de Alman mevkidaşı Angela Merkel ile görüşmesi öncesinde Alman Dış Politika Enstitüsü’nde  “2014 yılı Türkiye-AB ilişkileri bakımından tarihi bir yıl olacak” demiş ve dünyada son yıllarda şahit olunan önemli olayların, “Türkiye’nin AB üyesi olmasının hayatiyetini net bir şekilde ortaya koyduğunu” söylemişti.

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin 58, 59, 60 ve 61’nci AKP  Hükümetlerinin Programlarında AB üyeliği şöyle  yer almıştır:

 

58’nci Hükümet Programı: “Hükümetimiz Avrupa Birliğine uyum sürecinde ekonomik kriterler ile müktesebata uyum alanlarında gerekli çalışmaları hızlandıracak, kamu kurum ve kuruluşlarının eşgüdüm içinde çalışmalarını sağlayacak, uyum için gerekli olan idari kapasiteyi güçlendirecek ve kamu kurumlarıyla, özel sektör ve sivil toplum örgütleri arasındaki işbirliği ve dayanışmayı artıracaktır. Ayrıca, Avrupa Birliği ile mali işbirliğinin geliştirilmesi ve etkin çalışabilmesi için gerekli tedbirlerin alınması sağlanacaktır.”

59’ncu Hükümet Programı: “Türkiye, Avrupa siyasî değerler sisteminin bir parçasıdır. Avrupa ülkeleriyle ilişkiler, Türkiye’nin dış politika gündeminde en üst sıralarda yer almaya bundan sonra da devam edecektir.

Türkiye’nin Avrupa Birliğine tam üyeliği, hükümetimizin hedeflerinin başında gelmektedir. 3 Kasım seçimlerinden başarıyla çıkar çıkmaz, Avrupa Birliği konusunda ciddî bir etkinlik ürettik ve 2004 Aralık ayına, müzakere için müzakere tarihi alma başarısı, AK Parti hükümeti döneminde başarılmıştır.

Hükümetimiz, Kopenhag kriterlerini tam olarak yerine getirme konusunda kararlıdır. Türkiye’nin Avrupa Birliği ailesi içerisinde hak ettiği yeri en kısa zamanda almasının iki tarafa getireceği kazanımların yanı sıra, Avrupa Kıtasının ötesinde, barış, istikrar ve güvenlik yönlerinden olumlu sonuçlar doğuracağı kuşkusuzdur.”

60’ncı Hükümet Programı: Hükümetimiz, Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerini sadece ikili ilişkiler çerçevesinde değil, küresel ve bölgesel barış vizyonumuz içinde değerlendirmektedir.

Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri, küresel barışı tehdit eden gerilimlerin yumuşatılmasında, uluslararası terör, kültürel çatışma, enerji güvenliği gibi risk alanlarında uluslararası iş birliğinin yaygınlaştırılmasında büyük önem taşımaktadır.

17 Aralık 2004 Avrupa Birliği zirvesinde alınan karar, Türkiye’nin yarım asırdır sürdüregeldiği Avrupa Birliği ile bütünleşme çabalarına ivme katmış, bölgesel ve küresel bir aktör olma iradesine kurumsal bir boyut kazandırmıştır.

Avrupa Birliği müktesebatını tarama çalışmaları, ülkemizde pek çok alanda gerçekleştireceğimiz yapısal dönüşümün altyapısını hazırlamıştır. 2007 başında aldığımız kararla fasılların müzakerelere resmen açılıp açılmamasına bakmaksızın pek çok alanda reformlar hızla devam edecektir.

Hükûmetimiz, Avrupa Birliği katılım sürecini, hem bir entegrasyon hem de Türkiye’nin siyasal, ekonomik, sosyal ve yasal standartlarını yükselten bir yeniden yapılanma süreci olarak değerlendirmektedir.“

61’nci Hükümet Programı: “İktidara geldiğimizden bugüne değin, ülkemizde demokrasinin güçlenmesi ve ülkemizin bölgesel ve küresel sorunlarda daha etkin ve belirleyici bir aktör haline gelmesi için Avrupa Birliği’ne tam üyeliği stratejik bir hedef olarak gördük. Bu süreçte, bazı ülkelerin haksız muhalefetine, yolumuza çıkartılan suni engellere rağmen tam üyelik hedefimiz yolunda gerekli adımları kararlılıkla atmaya devam edeceğiz. Hükümetimiz AB’ye tam üyelik sürecini sadece bir entegrasyon meselesi olarak değil, aynı zamanda ülkemizin ekonomik, sosyal ve hukuki standartlarını yükseltmek için bir zemin olarak değerlendirmektedir. AB ile ilişkilerimizi ve üyelik sürecini diğer bölgelerle ilişkilerimizde kısıtlayıcı bir unsur olarak değil, bir avantaj olarak görüyoruz. Müzakere sürecinde yaptığımız ve bundan sonra da yapacağımız reformları, öncelikle kendi ülkemizin ve vatandaşlarımızın çıkarına olduğu için hayata geçirmeye devam edeceğiz.”

62’nci Hükümet Programı’nda da AB ile ilişkilerimize önemli bir yer ayrılacağını ümit etmekteyim.

Türkiye’de son yıllarda unutulan AB üyeliğimize sıcak bakan bir hükümet kurulurken, AB tarafında da olumlu bir gelişme olmuştur.

Avrupa Birliği Devlet ve Hükümet Başkanları, 30 Ağustos’ta AB Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy’un yerine Polonya Başbakanı Donald Tusk’u, AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton’ın yerine ise İtalya Dışişleri Bakanı Federica Mogherini‘yi atamıştır. Atamaların ardından yapılan ortak basın toplantısında konuşan Van Rompuy, “Her iki isim de AB Konseyi’nin tam desteğini aldı” demiştir.

Mogherini’nin atanması Türkiye AB ilişkileri açısından çok  olumludur. Çünkü  Mogherini’nin Türkiye’nin AB üyeliğini güçlü biçimde desteklediği bilinmektedir.

AB Bakanı ve Baş müzakereci Mevlüt Çavuşoğlu’nun İtalya’nın AB Dönem Başkanlığını devralmasının ardından 21 Temmuz’da Roma’daki temasları sırasında Mogherini, Türkiye’nin AB ile bütünleşme sürecini geliştirme ihtiyacına dikkat çekmiş, Türkiye’nin üyeliğinin AB’nin ve komşu bölgelerin istikrarına yapacağı desteğe vurgu yapmış ve bu konuyu AB’deki ortakları nezdinde gündeme getirme taahhüdünde bulunmuştur.

Mogherini, bunun yanında Ankara’yı, reformlara bağlılığı konusundaki kararlılığını sürdürmesi yönünde teşvik etmiştir.

Yüksek Temsilcili   Mogherini, önümüzdeki beş yıl boyunca AB’nin uluslararası arenada daha tek sesli, bütüncül ve tutarlı bir dış politika izlemesini sağlamak gibi oldukça zorlu bir görev üstlenecektir.

AB Dışişleri Konseyi’ne başkanlık edecek, ortak dış ve güvenlik politikasına ilişkin konularda Birliği temsil edecek ve üçüncü ülkelerle AB adına siyasi diyalog yürütecektir.

Bu kadar önemli bir göreve Türkiye’nin üyeliğine sıcak bakan bir Temsilcinin gelmesi  çok olumlu bir gelişmedir.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.