Yok ya!

Senin dinine inananlar 9 yaşındaki kızla evlenip bir ömür tecavüz etsinler, ben ”inançları böyle” deyip saygı duyayım öyle mi?


Senin dinine inananlar kadınları kara bir örtünün altına mahkum edip gözlerinin görünmesine bile tahammül edemesinler, ben ”yaşam tarzları böyle” deyip saygı duyayım öyle mi?

Senin dinine inananlar ateş çukurları açıp içine insan atsın, kafa kesip videoya çeksinler, ben de saygı duyayım öyle mi?

Senin dinine inananlar hayatı 1400 yıl önceki kurallara bağlamak için sabah akşam cihad etsinler, ben de saygı duyayım öyle mi?

Senin dinine inananlar egemen oldukları zaman Hıristiyan ve Yahudileri haraca bağlasın, geri kalan inançları ve inançsızları ölüme mahkum etsin, istedikleri toplumların kadınlarını helal ilan edip cariye yapsın, ben de saygı duyayım öyle mi?

Senin dinine inananlar, sadece kendi inançlarından olanlara insaf göstersin, geri kalanlara ise hiç acımayın, ben de size saygı göstereyim he mi?

Niye? Mazoşist miyim ben? Aşağılanmak, tehdit edilmek, köleleştirilmek, haraca bağlanmak, kellemden olmak hoşuma mı gidiyor? Ben niye sana saygı gösterecekmişim, benim kendime saygım yok mu?

Saygı kazanılan bir şeydir. Saygı duyulacak bir şey yap, bir tanecik şey, o zaman saygı duyarım. Ama tarihine ve bugününe bir bak ve söyle, saygı duyulacak neyin var be güzel kardeşim?

Dinin sürekli kötülüklere sebep oluyor, sen ise buna mazeret uydurmakla ömür tüketiyorsun. Keşke tükettiğin ömür seninkinden ibaret kalsa, ama bizimki de tükeniyor; itirazım buna!

”Aslında dinimiz hiç böyle değil, bu tür kötülükler yapanlar yobaz, onlar dinimizi yanlış anlıyorlar.”

Her gün kendine bu yalanı tekrarlayıp duruyorsun.

Ama bu hiç ikna edici bir yalan değil, bilesin.

Bir din düşün ki 1400 yıl boyunca dünyanın her yerinde yanlış anlaşılmış!

Yahu bu nasıl dinmiş böyle?

Sakın yanlış anlayan sen olmayasın?

Dinin teorisi ile pratiğini koparamazsın. Dini, gerçekte sebep olduğu şeylerden ayrı ele alamazsın.

Ne yapacaksın yani? Din izin verdi diye Yemen’de 9 yaşında gerdeğe sokulup vajinası yırtıldığı için kan kaybından ölen o çocuğun mezarı başına gidip ne diyeceksin?

”Kusura bakma çocuk, yanlış anlamışlar” mı diyeceksin?

Sen böyle deyince düzeliyor mu herşey? Diğer çocuklar ne olacak peki?

Yanlış anlaşılıyor diyorsan, yanlış anlamaya sebep olan kısımları düzeltmen lazım.

Kuran’da hangi ayet yanlış anlaşılıyorsa git düzelt! Yapabilir misin?

Yapamazsın. Çünkü metne müdahale etmen dinen yasak. ”Arapça’da bu sözcük aslında şu manaya da geliyor” deyip metnin 1400 yıl aradan sonra ‘asıl anlamını'(!) çözmüş gibi yapmak da bir yere kadar idare edebiliyor. O halde o ‘yanlış anlamalar’ hiç bitmeyecek! ‘Yanlış anlamışlar’ demek bir mazeret değil. Yobaz dediklerin gökten inmiyor sevgili kardeşim, seninle aynı kitabı okuyorlar.

Sen basitçe ‘yanlış anlaşılma’ diyorsun ama arada insanların yaşamları mahvoluyor, farkında mısın?

Elbette farkında değilsin. Önünde ‘kafirin’ icat ettiği laptopuna bakıp ‘kafirin’ sermayesiyle raflardan aldığın kahveni yudumlarken farkına varamazsın. Senin dinini ancak ona tam olarak maruz kalan bilir! Sevgili kardeşim, dinin yanlış ve acılara sebep olmakta pek zengin bir kaynak olduğunu fark edince ondan vazgeçmek bu kadar zor mu?

Bu dini insan haklarıyla, (özelde) kadın haklarıyla, özgürlükle, eşitlikle, vicdanla uyumlu yorumlamak için attığın taklalar artık yormadı mı seni? Televizyonda öyle ilahiyatçılar görüyorum ki dini günümüz modern insanına kabul ettirebilmek için oryantal dansözlere taş çıkarıyorlar!

Oysa bu giysi yama tutmuyor işte! Ne zaman kabullenebileceksin bunu?

Yani sence iyilik dolu bir Tanrı bunca kötülük içeren bir dünyayı bilinçli biçimde yaratmış olabilir mi sahiden?

Sence iyilik dolu bir Tanrı baskıcı, nefret dolu, cinsiyet ayrımcısı olabilir mi?

İyilik dolu bir Tanrının cehennemi olabilir mi?

Kızıp kendi oyuncağını yere çalan bir çocuk misali cehennemde kendi yarattığını yakan bir Tanrı olabilir mi?

Yani sence Tanrı gözde kullarına kadın vaat ediyor, kitabında o kadınların göğüslerinin yeni kabarmışlığından, bakire olmalarından, gözlerinin güzelliğinden falan bahsediyor olabilir mi sahiden?

Sence her şeyi bilen bir Tanrı, bildiğini tekrar edip bizi sınav mı yapıyor şimdi?

Artık aklını işlet güzel kardeşim. Beyin bedava! Aklı geçtim, vicdanını işlet yahu!

”Tamam aklıma yatmıyor, vicdanım da kabul etmiyor ama Tanrı emrettiyse boynumuz kıldan ince!” deyip kötülük yapmayı, kötülüğe göz yummayı bırak artık.

Müslüman ailede doğdun diye bu dini gözü kapalı savunuyor, aklını kitaba uyduruyorsun. Ya başka inançtan ailede doğsaydın? Bu sefer de onu mu savunacaktın gözü kapalı? Peki, burada bir yanlış olduğunu fark edemiyor musun sahi?

Daha ne kadar ”bizden değil” veya ”dinsiz-kafir!” diyerek masumların öldürülmesine, gözlerinin çıkarılmasına, taciz edilmesine, aşağılanmasına, acı çekmesine göz yumacaksın?

Daha ne kadar mazlumun inancına bakacaksın?

”Allah’a inanmayanların iyi amelleri de boşa gider” diyen, ”derileri piştikçe yenileyip gene yakacağız” diyen bir sonsuz nefret inancına daha ne kadar iman edeceksin?

Geri kalan herkesi ve her şeyi sonsuzca yakmaya razı olacak kadar mı açsın cennete?

Huriler ve altından ırmaklar akan altın döşekler bu kadar mı önemli senin için?

Her şey kişisel rahatın için mi? Huri dediğimiz nedir mesela? Birlikte olmak için çaba gerekmeyen, sunulmuş, seni reddedemeyecek, iradesiz, tümüyle hakimi olacağın, ‘kolay’ kadın! Her şey buna ulaşmak için mi?

Böyle bir insan mısın sen?

Tanrı dediğin şey, resmen satın almış seni; aklını, fikrini, vicdanını, yaşamını, her şeyini!

Buradan bakınca vicdanını iki huriye satmışsın gibi görünüyor, bilesin…

Sence ahlak cehennem tehditlerine boyun eğişe mi dayanmalıdır yani?

Neden Tanrının ödülü de, cezası da, ahlakı da, emri de, yasağı da hep bedene dair?

Oysa beden dediğin hayvanda da yok mu?

Beden dediğin çürüyüp ölmeye yazgılı değil mi?

Çürüyüp gidecek bir şey bu kadar dikkate alınır mı? Sen sakın Tanrı diye kendi şeytanına tapıyor olmayasın sevgili kardeşim? Bence gerçekten bir Tanrı varsa, dinin onun hakkında söylediklerine bir hayli kızıyor olmalı.

Tanrı dediğin şeyin özelliklerine baksana: Tıpkı insan gibi bir karakter, insan gibi duygular, insan gibi düşünceler… İnsan gibi kızıyor, insan gibi düşünüyor, insan gibi kıskanıyor… Sürekli insanları gözetliyor… İnsan gibi özel ve biricik olma isteği, insan gibi sevilme ve hatta tapılma isteği, insan gibi ama insanı çokca aşan bir öfke, büyük bir intikam duygusu, bu kötülük dolu dünyanın yaratıcılığı…

Bir bak bu özelliklere ve söyle, bu hakikaten Tanrı mı?

Ve aynaya bak ve kendine söyle, sen gerçekten iyi bir insan mısın?

Bu din seni iyi bir insan yapabildi mi? Yoksa normalde asla kabul etmeyeceğin şeylere göz yumar, hatta onları savunur hale mi getirdi? Dön de kendine bir bak sevgili kardeşim, din seni ne hale getirdi!..

Bilgehan Bilge

Yayım tarihi
Kültür/Sanat olarak sınıflandırılmış ile etiketlenmiş

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.