ADAMDA BİRAZ UTANMA, SIKILMA OLUR…

Ayakkabı kutusundan çıkan milyonlar…

Bakan oğlunun evinden çıkan çelik kasalar, para sayma makineleri…

Urla’da villalar… Gemicikler…

Her köşe başında bir havuz…

Ama “Yüzme havuzu” değil bunlar… Para havuzları…

Dilek havuzları… Ama yoksulların, dileklerinin gerçekleşmesi için, bozuk para ile doldurdukları havuzlardan da değil bunlar…

Bunların içine iş adamları atıyor milyonları…
Gönüllerinden ne koparsa… 100 milyon, 150 milyon dolar… Dolarcık… Para babalarının dilek havuzları bunlar…

Atıyorlar milyonları havuza, ardından dileklerinin gerçekleşmesini bekliyorlar… Ama hiç boş yok…

“Dile benden ne dilersen…” derler ya masallarda: Yatırımlar, krediler, ortaklıklar, ihaleler, saltanat…
Tam bir masal dünyası… Dünyanın en güzel koyları, ormanları, denizleri, madenleri onların emrinde…

İspanya başbakanı Mariano Rajoy ile düzenledikleri ortak basın toplantısında bir gazeteci Türkiye Başbakanı Erdoğan’a “Son zamanlarda ortaya çıkan ses kayıtlarını, Fas’tan Habertürk’ü aramasını, Urla’daki villaları ve Sabah-ATV’nin satışını” soruyor.

RTE, gazeteciye çok sert bakıyor. Gözlerini dikiyor gözlerine. Öfkeli, haşin bakışlarını onun üzerinden ayırmadan, tek tek, vurgulu bir tonla sözcüklerini sıralıyor:

“Öncelikle iddia ediliyor ifadelerini bir kenara koy. İddia ediyoruz de. Çünkü bu iddialarının hepsinin altında patronlarınız var. Hepsinin altında dışa bağlı olduğunuz yer var. Bu dışa bağlı olduğunuz yer size nasıl komut ediyorsa ona göre hareket ediyorsunuz.”

Arkasından ekliyor:

“Bir defa havuz diye bir ifade kullanıyorsunuz. Bunu ben de merak ettim, sordum. Bunu siz uyduruyorsunuz. Ne havuzu ya?”

Oysa havuza para atan işadamı Nihat Özdemir, açık açık itiraf ediyor havuz işini… Bu konuda onunla gazeteci İsmail Küçükkaya arasında şu konuşma geçiyor:

Küçükkaya’nın anlattığı o görüşme:

“Küçükkaya: Sabah ve ATV’yi satın aldınız mı?

Nihat Özdemir: Hayır doğru değil.

Küçükkaya: Sabah ve ATV’nin yeni patronuna 100 milyon dolar verdiniz mi?

Nihat Özdemir: Evet verdim. Ama borç verdim.

Küçükkaya: Nasıl ispatlayacaksınız?

Nihat Özdemir: Her şeyi legal, her şeyi temiz yaptık. Ve karşılığında hisselerini aldım.

Küçükkaya: Sabah-ATV hissesi mi aldınız?

Nihat Özdemir: Hayır başka bir inşaattaki hisseleri aldık”

100 milyon doları havuza atıyor, karşılığında inşaat hissesi alıyor.

Devir AKP devri… Bal tutan parmağını yalıyor… Devir “Saadet devri…”

Bakanlar, Başbakanlar, Cumhurbaşkanları ve çocukları… Ve yedi ceddi… Parmakları ile değil, kolları ile bacakları ile girmişler bal teknesinin içine…

Eski içişleri Bakanı ile oğlu konuşuyor:

Ama bu konuşmayı vermeden önce, ortağı olduğu şirketlerdeki hesaplarına bir bakalım:

BBS Danışmanlık Gayrimenkul ’de 20 bin, BBS Sigortacılık ’ta 20 bin, Aşk Beslenme ve Danışmanlık’ta da 15 bin TL hissesi var… Şimdi geçebiliriz Türkiye Cumhuriyetinin eski İçişleri Bakanı ile oğlu arasında gerçekleşen konuşmaya:

“Barış Güler: 6 buçukta geldiler Celal Kara diye bir savcı arama kararı çıkarmış

Muammer Güler: Ne var oğlum senin evinde

Barış Güler: Hiçbir şey yok baba

Muammer Güler: Para ne var.

Barış Güler: Kendi param üç beş kuruş kalan param.

Muammer Güler: Kaç para

Barış Güler: Sen biliyorsun

Muammer Güler: Kaç lira oğlum…

Barış Güler: 1 trilyon civarı param var o kadar…

Muammer Güler: Evet evet. Tamam oğlum. El koydular mı paraya

Barış Güler: Yok arama yapıyorlar.”

Üç beş kuruş parası varmış. Kalan kendi parasıymış ve sadece 1 trilyoncukmuş… Ve bu eski İçişleri bakanı seçmenlerinin karşısına çıkıp şunları söylüyor:

“…Burada size şerefimle namusumla ifade ediyorum tek bir kanunsuz işim olmamış ve olmayacak. Bir yargı süreci devam ediyor…

Benim referansım hemşerilerimin bu coşkusudur. Tekrar ifade ediyorum veremeyecek hiçbir hesabım yoktur. Her türlü hesabı vermeye de hazırım. Sizin karşınıza da Allah inşallah beni aklanmış olacak çıkaracaktır…”

Halk, hep bir ağızdan bağırıyor. “Dik dur, eğilme, Mardin seninle… Mardin seninle gurur duyuyor…”
Sanki yeryüzünde gurur duyulacak başka bir şey kalmamış gibi!…
Bunlarda utanma, sıkılma arama. Bunlarda utanmazlık, sıkılmazlık bir gelenek… Takiyye yapmak, pişkinlik, yalan söylemek bir alışkanlık… Atalarından, ustalarından, ağababalarından miras…

Sevgili Bekir Coşkun anlatıyor:

“Ben tıfıl muhabir…

Erbakan Anadolu kentlerinde kürsüde “Şu milyonların doldurduğu muhteşem meydanda…”diye başlardı rahmetli…

200 kişi var, yok…”

Bir keresinde de Rahmetli, bir “Ağır sanayi fabrikası” açmıştı da, CHP Erzincan senatörü Niyazi Ünsal, yıllar sonra, bizim hoca efendi tarafından Erzincan’da atılan bu ‘‘ağır sanayi fabrikası”nın temelini arabasının bagajına koyup Ankara’ya getirmiş, Meclis’te basın toplantısı düzenleyip bu komediyi ve rezaleti sergilemişti…

(alieralp37@gmail.com)

Yayım tarihi
Ali Eralp olarak sınıflandırılmış

Yorum Gönderin Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.