2014 girmek üzereyken ülkemiz mutlu bir gelişmeye merhaba dedi. 17 Aralık Türkiye için önemli bir milat olma özelliğini taşımaktadır. Bu tarihte iç siyaset merkezli yaşananlarla bitmek bilmeyen atışmalar, bu arada devletin temel kurumları arasında ülkenin bekasına ve akla ziyan çatışma pozisyonları karamsar bir havaya yol açmıştır. “Siyaset adamı gelecek seçimleri düşünür, devlet adamı gelecek nesilleri düşünür” tanımlamasındaki devlet adamı rolü bütün sorumlulardan beklenmektedir. Yazının başlığını okuyanlar aynı “başı baldan tatlı, sonu ağudan acı” tartışmalara girmemi bekleyerek yazıya eğilmiş olabilir. Ancak bu yazıda da yargı var, hukuk tartışmaları var, fakat her Türk vatandaşını memnun edecek hususlar var. Lütfen sonuna kadar sabırla okuyalım.
17 Aralık 2013’de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) son derece önemli bir karar verdi: Ermeni soykırımı olmamıştır demek ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken bir husus olup suç değildir. Normal zamanda manşetler taşınıp günlerce işlenmesi gereken bu haber ne yazık ki operasyon ve karşı operasyon seanslarıyla gerekli ilgiyi görmedi.

2015’ye yaklaşırken, soykırımcı cephe büyük hazırlıklar peşindeler. Diyaspora Ermenileri ile Ermenistan öncülüğündeki uluslararası hareket, başta AB ile ilişkiler olmak üzere Türkiye’yi birçok alanda sıkıştırmaktadır. Bence bu çirkin propagandanın en önemli sonucu Türkiye ve Türk kimliği üzerinde oluşturulan olumsuz imajdır. Bu propaganda sebebiyle ülkemizin kaybettiği prestijin maddi ve manevi karşılığı sanılanın üzerindedir.
Belirtmek gerekir ki yurt dışında soykırımcı çevrelerin propagandasına yetişecek yeterli faaliyetimiz yok. 100 sene önce yaşanan olaylar tartışıldığına göre bu konudaki belgeleri hesaba katmayı düşünmemek cahillik veya aptallığın ötesinde gerçekleri katletmektir. İşin siyasi getirisini maddi çıkara tahvil eden sınırlı bir diyaspora seçkinleri bulunmaktadır. Fakat bunun dışındakiler sadece propaganda kurbanıdırlar. Batıda tarihten gelen Türk algısı ve düşmanlığının bilinç altına yerleştirdiği önyargıyı da hesaba katmak gerek. Bu önyargıyı düzeltme konusunda Türk diplomasisi veya propaganda kurumlarının yetersizliği de var.
Fakat Türk vatandaşları içerisinde, hatta milliyetçi-muhafazakar olduğunu iddia edenlerin bu konuda söz açıldığında “gerçeklerle yüzleşmemiz lazım” tarzında ukalalıklarına ne demeli. Bu görüşteki gazeteci/akademisyen/diplomat kişilerin böyle bir ciddi konuda hangi kaynaklara başvurdukları sorulduğunda şaşkına dönüyorsunuz. Elbette herkesin görüşüne saygı duymak lazım. Ancak konuyla ilgili ahkâm kesen bir Türk aydını yüz yıl önceki Türk belgelerine başvurmayı gereksiz sayıyor. O zaman bu olaya müdahil olan Rusya’nın veya ABD’nin veya İngiltere’ninkilere göz atmak, bu alandaki hakikatlerle yüzleşmek gerekmez mi?

Birçok Avrupa ülkesinde Ermeni soykırımını tanıma kararlarından sonra soykırımı inkârı cezalandırma yönünde yasal düzenlemeler yapılmaya başlandı.  Soykırımcıların adım adım bir yerlere ulaşma yönündeki planları 17 Aralık’ta duvara tosladı ki bu duvar AİHM’dir. Gerçekte, soykırımcı lobi bu faaliyetleri esnasında tarihi belgelerden ve bu belgelerin araştırılmasından şiddetle kaçtığı gibi işin yargıya taşınmasından da kaçınmaktadır. Bilindiği gibi iki ülke anlaşmadan konuyu uluslararası yargıya taşımak mümkün değildir. İşte son gelişmelerle soykırımcı lobi uluslararası yargıya gitmede büyük bir fırsat vermiş oldu.

2005 yılında Doğu Perinçek İsviçre’deki toplantılarda bu yasağa karşı harekete geçti. Birkaç konferansa Ermeni soykırımı yapılmadığını dile getirdi. İlk derece mahkemesi Perinçek’i mahkûm etti. Bölge ve temyiz mahkemeleri de ilk derece mahkemesinin kararını onadı. Kısaca İsviçre’de soykırım yapılmadı demek mahkûm edildi. Bunun üzerine dava AİHM’ye taşındı. Bu arada Türkiye davaya müdahil oldu. Ve 17 Aralık’ta açıklanan kararda soykırım olmadı demenin ifade özgürlüğü kapsamında mütalaa edilmesi gerektiği sonucuna varıldı. Soykırımcı lobinin dayandığı bir emsal var idi: Yahudi soykırımını inkâr suç, o halde 1915’te Ermeni soykırımı yapıldığını inkâr da suç olmalı. AİHM ise Yahudi soykırımı yapıldığına dair uluslararası mutabakat ve mahkeme kararları olduğunu, halbuki Ermeni soykırımı ile ilgili böyle bir mutabakatın olmadığını belirtti. Üstelik dünyada bunu tanıyan 20 devletin tamamen siyasi organlarıyla tanıma kararlarının alındığını, konuyla ilgili yargı kararı olmadığını belirtti.

Bu karar ile soykırımcı lobi on yıllardır yalan üzerine ve tamamen iftira malzemeleriyle diktikleri binanın çöktüğüne şahit oldular. Kararın en önemli özelliği ilk defa bir uluslararsı mahkemede konunun gündeme gelişi ve bir şekilde reddedilişidir. Soykırımcı cephe başka yollarla iftira faaliyetine devam edecektir. Türkiye, kendi iç siyasetini adalet, hakkaniyet ve bağımsızlık gibi temel ilkelerle güçlendirmeli, devlet kurumları arasında çatışma değil dayanışma ile devletin birliğini teminat altına almalı, siyaset adamları aynı geminin içinde olduklarını birbirlerine hatırlatmalı, biri gemiyi tahrip edecek davranışta bulunduysa diğeri daha dikkatli ve tedbirli karşılıkta bulunmalı ki gemideki sarsıntı azalsın. Gittikçe daha sarsacak söz ve davranışlardan kaçınılmalı. Bununla beraber dış politikada adeta altın tepsiyle önümüze konulan ve batılı anlamda tarafsız ve adil yargı anlayışının bir meyvesi olan bu AİHM kararını doğru yöntemlerle değerlendirip hakkını vermeliyiz.

[email protected]