Kategoriler
Azerbaycan Bulgaristan Dünya Hüseyin Mümtaz Politika Türkiye

BU İŞTE BİR YANLIŞLIK VAR !

BU İŞTE BİR YANLIŞLIK VAR !

HÜSEYİN MÜMTAZ

 

                Biz “tam üye yapılacağız” diye, tam yarım asırdır içerisinde bulundu(rul)duğumuz AB sürecinin “dış destekli” ivmesiyle “demokratikleşerek” Türkçe olan dağ/taş/dere/tepe/köy/kasaba ve şehir isimlerini değiştirip “eski”ye döndürürken..

Zaten tam üye olan Bulgaristan kendi ülkesinde halen Türkçe olan dağ/taş/dere/tepe/köy/kasaba ve şehir isimlerini “Bulgarca”larıyla değiştirme kararı alıyor.

Varna Belediye Meclisi üyeleri, 2013’ün son toplantısında ilçe sınırları içindeki 215 coğrafi alanın Türkçe isimlerinin Bulgarcaları ile değiştirilmesine karar vermiş.

Varna Belediyesinin isim değiştirme kararından sonra listede bulunan Kamenar köyündeki bazı mezraların isimleri “Akça Ağaç-Yalovo, Armut Tabya-Kruşev redut, Yeşil Tarla-Zelenata niva, Karakuş-Orlovo, Körbunar-Slepiyat Kladenets” şeklinde değiştirilecekmiş. Diğer yerleşim yerlerine de aynı şekilde Bulgarca isimler verilecekmiş.

Tillo, Norşin, Dersim’i zaten halletmiştik de… Geçenlerde TBMM Başkanlığına Van’ın, Wan; Ağrı’nın, Agiri; Erzurum’un da Erzerom olması için teklif verildiydi hatırlayacaksınız…

Bu işte bir yanlışlık var.

Adı Bulgaristan olan bir memlekette “milli birlik ve beraberlik” bağlamında “ortak bir milli kültür ve şuur” yerleştirmek için ve entegrasyon/asimilasyon bahanesiyle “azınlık”lara ait isimlerin “çoğunluğa” uydurulma gayreti ile Bulgarcaya dönüştürülmeleri anlayışla karşılanıp mazur görülüyor da…

Adı Türkiye olan bir diğer memlekette aynı yaklaşım neden “kabul edilemez” oluyor?

Yoksa her iki ülkede de Türkler “azınlıkta” mı?

Bulgaristan’da olduğu gibi Türkiye’de de Türkler “azınlık” rejimine mi tâbi?

Kendi tarihimize gösterdiğimiz cahil şaşılığımız anlaşılmaz bir “sükûtla” geçiştiriliyor ama aynı cehaleti çevre Türklere de sergileyince doğal olarak haklı tepkiler görüyoruz.

Muhteşem Yüzyıl dizisinde Safeviler, “Fars” devleti olarak gösterilince Hacettepe Üniversitesi’nde diş hekimliği yapan bir Azeri Türk’ü, “Safeviler Alevi ve Türk’tür. Fars olduğunu söylemek inkâr ve hakarettir” diyerek şikâyetçi olmuş.

Amrahy, dilekçesinde; “Dizinin 11 Aralık 2013 tarihinde yayınlanan 115’inci bölümünde Safevi Devleti’nin, açıkça bir Fars devleti olduğu iddia edilerek halkımın tarih ve geçmişine karşı inkâr ve hakaret edildiğini iddia ediyorum. Bir Türk kökenli İran Azerbaycanlısı olarak adı geçen firmadan şikâyetçiyim” diyerek Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmuş.

Basın Savcılığı da dilekçeyi işleme koymuş.

Dünyanın her yerinde, gurbette benzer davranışlarla karşılaşıp da sükûtu ikrar kabul edenlere kapak olsun..

Bu elim ve vahim girişten sonra geliyoruz Dâvutoğlu’na..

Dâvutoğlu geçen hafta üç gün içinde, üç ülkeyi; Ermenistan, KKTC ve Yunanistan’ı “ziyaret” etti.

Ermenistan ve KKTC de ortalık toz-duman oldu. Yunanistan’ın kokusu henüz çıkmadı.

İnanmayan KKTC ve Ermeni basınına baksın.

Dâvutoğlu’nun hangi tarihi okuduğunu ciddi şekilde merak ediyorum.

Yunanistan’da aynen şöyle söyledi;

“Bu kültürel ilişkileri her zaman daha ileri düzeye getireceğiz. Geçen geldiğimde Palaio Faliro semtini ziyaret etmiştim ve orada gördüğüm muhabbet sanki Konya’da yada İstanbul’daki dolaşıyormuş gibi gördüğüm muhabbeti hiç unutmadım. Bu sefer de İmrozlular derneğini ziyaret edeceğim. Yani sadece siyasi görüşmeler değil, bu kültürel ilişkileri de güçlendirecek bağlar kuracağız. Ümit ederiz ki, bir daha ki ziyaretimde, Sayın Venizelos’un şehri Selanik’e gitmeyi planlıyoruz birlikte. Kendisi teşrif ettiğinde de benim şehrim Konya’ya ki, birçok Anadolu’dan göçen Rum kökenli Yunan vatandaşları Karamanlı olarak anılır. Orayı da birlikte Karamanlis isminin de geldiği Karamanlı bölgesini birlikte ziyaret ederiz. Bunlar dostluğumuzu pekiştiren unsurlar”.

1. “Dâvutoğlu’nun şehri” Konya ile Karaman’ın ilgisi yoktur. Karaman ayrı bir vilayettir. İki il arasında olsa olsa “komşu”luk ilişkisi vardır.

2. “Anadolu’dan göçen” Karaman’lı Yunan vatandaşları Rum kökenli değildir.

Dâvutoğlu eminim, Karaman’da “Grek harfleriyle Türkçe” yazılı mezar taşlarının olduğundan bile bihaberdir.

“Karamanlı tarihçisi Şikari’ye göre Karamanlıların ataları Azerbaycan ve Arrân’da oturan boylardı ve Moğol istilası üzerine Sivas yöresine inmişler, Baba İshak ayaklanmasına katıldıktan sonra Ermenek-Mut yöresine yerleşmişlerdi.

                Baba İshak olayı ile ilgili genel kanı, bu isyanın Selçuklu’yu zayıf düşürdüğü ve bunu gören Moğolların Anadolu’ya girebildiğidir. Öyle anlaşılıyor ki, Moğollar ve Baba İshak asileri birbirini güçlendiren iki etken olarak Anadolu’da yayılmıştır. Selçuklular Baba İshak isyanını Kıbrıs Frank Krallığı’ndan kiralanan dört bin zırhlı askerle bastırınca isyancılar darmadağın bir halde Toroslar’a çekilmişler, Moğollar ise yorgun ve borçlu Selçuklu Sultanı’nı tam da bu güçlükler altındayken sıkıştırmayı başarmışlardır” diyor Gürsel Korat. (www.gurselkorat.blogspot.com)

Karamanlılar’ın “geldiği yeri” Azerbaycan ve Arrân olarak açıkladıktan sonra bir başka şey daha söylüyor Gürsel Korat;

“Öyle anlaşılıyor ki Karamanlıca yazı, Türkçe konuşan yoğun Ortodoks nüfusun dinsel gereklerinden doğmuşa benzer….Karamanlıca’nın Yunanca’nın bir lehçesi olduğu iddiası temelsiz, Yunan kültürüne ait olduğu da dayanaksızdır. Çünkü bu yazıyı Türkçe bilen bir Yunan bile okuyamayabilir. sekiz yüzyıl Arap harfleriyle yazan Türklerin kültürü nasıl Arap kültürü olmuyorsa, dört yüzyıl boyunca Yunan harfleriyle Türkçe yazmış Hıristiyanların kültürü de Yunan kültürünün malı olamaz”. (“Karanlıktaki Dil; Karamanlıca” ATLAS Dergisi. Sayı 125. Ağustos 2003)

Karaman’a gitmeyin, İstanbul Zeytinburnu Balıklı Meryemana Rum Ortodoks Manastırı avlusundaki mezar taşlarından birinde de Grek harfleriyle Türkçe “Allah Rahmet Eylesin” yazılı olduğunu fotoğraflamıştır Korat. (ATLAS. aynı sayı)

Gürsel Korat her şeyi demiş, fotoğraflamıştır da bir türlü “Karamanlıca yazanlar Türk’tür” diyememiştir.

Onu da Prof. Necati Demir söylüyor;

“1071’den önce gelip Anadolu’ya yerleşen Türklerin bir bölümü, Hristiyanlığı kabuledip Grek harflerini öğrenmişler ve bu alfabe ile bir edebiyat meydana getirmişlerdir.Anadolu’da yaşayan, Türkçeden başka dil bilmeyen, Hıristiyanlığın Ortodoks mezhebini benimsemiş Türklere “Karamanlı Türkleri veya Karamanlı” adı veriliştir. Selçuklu Dönemi ve Osmanlı Dönemi’nde dinlerine müdahale edilmediği anlaşılmaktadır. Onlar, meydana getirdikleri edebiyatın yanında dinî ve sivil yapılarda, ev eşyaları ile mezar taşlarının üzerinde Grek harflerini kullanmışlardır. Grek harfleri ile yazılan Türkçe kitabeler; Türk dili, tarihi ve kültürü açısından son derece önemlidir. Biz bunu dikkate alarak pek çok ilimizde alan araştırması yapıp Konya, Niğde, Kayseri, Ankara, Mersin, Isparta, Antalya,Nevşehir, İstanbul, Antalya, Tokat, Ordu, Zonguldak… illerinde bulduğumuz kitabeleri okumaya ve değerlendirmeye çalıştık. Tespit ettiğimiz kitabelerden hareketle Karamanlı Türklerinin kullandığı alfabeyi belirleyip metinlerin dil özelliklerini incelemeye çalıştık” .

http://onturk.wordpress.com/2011/04/12/turkiye%E2%80%99de-bulunan-grek-harfli-turkce-kitabeler-ve-karaman-turklerinin-dili/

Devam ediyor Demir;

                “Anadolu’da yaşayan, Türkçeden başka dil bilmeyen, Hıristiyanlığın Ortodoks mezhebini benimsemiş Türklere -Karamanlı- adı veriliştir. Karamanlı Türklerinin konuştuğu ve yazdığı Türkçe de -Karamanlı Türkçesi- veya -Karaman Türkçesi- olarak adlandırılmıştır.

                Özellikle şunu belirtmek gerekir ki Anadolu’da kurulan ikinci dönem Türk beyliklerinden Karamanoğulları Beyliği’nin gayrimüslim Karaman Türkleri ile soylarının binlerce yıl öncesine dayanan ortaklığı dışında bir ilgisi yoktur. Müslüman Karamanoğullarının, Oğuzların Salur veya Afşar boylarına mensup olduğu düşünülmektedir. Karamanoğulları Beyliği’nin bu adla anılmasının sebebi,beyliğin kurulduğu yörenin Bizans döneminden beri Karaman adı ile anılması olsa gerektir.

                János Eckmann, Karamanlı Türkçesi konusunda pek çok makale yayımlamıştır. Semavi Eyice, Türkiye’nin çeşitli yörelerinde tespit ettiği kitabeleri iki makale hâlinde yayımlamıştır. Mehmet Eröz, Hristiyan Türkler konusundaki çalışmasında Karaman Türklerinin üzerinde de durmuştur. Osman Fikri Sertkaya ise Karamanlı ağzı ile yazılan metinleri incelemiş, İstanbul Balıklı Meryem Ana Manastırı’nın bahçesinde bulunan mezar taşlarından bazılarının metnini vermiştir. Sertkaya, ayrıca Karaman Türkçesi ile ilgili çalışmaları kısaca özetleyerek derli toplu bir literatür sunmuştur. Harun Güngör, zaman zaman tespit ettiği Karamanlıca kitabeleri yayımlamıştır. Görsel Korat, İstanbul Zeytinburnu’ndaki Balıklı Meryem Ana Rum Ortodoks Manastırı’nın avlusundaki Karaman Türkçesi ile yazılmış mezar taşlarının resmini yayımlamıştır.

                Öyle görünmektedir ki Türkler, 1071 yılından çok önce Anadolu’ya gelip yer yer yerleşmişlerdir. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde bulduğumuz Köktürk harfli kitabelerden anlaşıldığına göre 1071 öncesinde gelen Türklerin büyük çoğunluğu ise muhtemelen Şamanizm inancına bağlı idi.

                Bazı Türk boylarının Müslüman Oğuzlardan çok önce Anadolu’ya gelip boydan boya yerleştikleri hakkında yüzlerce kaynak ve delil bulunmaktadır. Konu çok kapsamlı olduğu ve bir makalenin sınırını aşacağı için biz bu çalışmada ayrıntıya girmeyeceğiz.

                Karaman Türkleri, 1071′den çok önce Türkiye’ye gelip yerleşen Kuman /Kıpçak veya Peçenek Türklerinin bir boyu olmalıdır. Anadolu’da Karaman ismine ilk kez MÖ 400′de rastlıyoruz. Bugünkü Uşak ilimizin bulunduğu yerin yakınlarında MÖ 400′de Keramonagora (Karamanpazarı, Karaman Halk Meydanı) adlı bir yerleşim merkezi bulunmaktadır. Anadolu’nun Tarihî Coğrafyası adlı eseri yazan Ramsay, Keramonagora’nın İslâmköy olabileceği düşüncesindedir. Selçukluların Doğu Anadolu’ya yaptıkları akınlara karşı Bizans İmparatoru Konstantin Momomach, Peçeneklerden 15 bin kişilik bir birlik kurmuş, bu birliğin başına dört Peçenek komutan tayin etmiştir. Bu komutanlardan birinin adı da Karaman’dır. 1473’te kaleme alınan Saltık-name’de Karaman ilinden ve o ilde yaşayanların bir kısmının Müslümanlığı kabul ettiğinden bahsedilmektedir. Ayrıca Müslümanlığı kabul eden Karaman adlı bir şahsın Selçuklu sultanına damat ve komutan olduğu anlatılmaktadır. Osmanlılar bu bölgeyi sınırlarına dâhil ettikten sonra Karaman adını değiştirmemişler ve idari taksimata da pek dokunmamışlar, bu yöreyi aynı adla kayıt altına almışlardır.

                Türkçeden başka dil bilmeyen Hristiyanlara bu adın verilişi ile ilgili ilk bilgilere 1553-1555 yılları arasında Anadolu’da seyahat eden Hans Dernschwan’ın seyahatnamesinde rastlamaktayız. Eserde kelime -Caramanos- şeklinde geçmektedir. Gayrimüslim Karaman Türkleri, Karamanlı Türkçesi ile Anadolu’da zengin bir edebiyat ortaya koymuşlardır. Karaman Türkçesiyle yayımlanan en eski kitap 1584 tarihini taşımaktadır. Karaman Türkçesiyle basılan eserlerin bibliyografyası ve kısa tanıtımları ile ilgili Yunanistan’da beş ciltlik eser yayımlanmıştır.

                Yapılan incelemelerden gayrimüslim Karamanlı Türklerinin Türkçesinin,Kuzey Türkçesinin yani Kıpçak Türkçesinin bir uzantısı olduğu anlaşılmaktadır.

                Daha önce yapılan araştırmalara bakıldığında Arkaik Türkçe, İlk Türkçe, Ana Altayca ve Eski Türkçenin özelliklerinin en yoğun biçimde Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yoğunlaştığı görülmektedir.

                Bu bölge 1461 yılında, Oğuz Türkçesinin kuralları olgunlaştıktan sonra, Osmanlı topraklarına katılmıştır. Bu bölge halkı Oğuz Türkçesinden son derece az etkilenmiş, tarihî Türkçe bu bölgede seyrini sürdürmüştür. Gayrimüslim Karaman Türklerinin Türkçesi, Doğu Karadeniz Bölgesi Ağızları ile pek çok bakımdan birbirine benzemektedir. Dolayısıyla Karaman Türkleri ile Doğu Karadeniz Bölgesi pek çok bakımdan birbiri ile bağlantı hâlindedir.

                Karaman Türkleri, Lozan Anlaşması ile Yunanistan’a gönderildiğinden Karamanlı Türkçesi konuşan ve yazan gayrimüslim Türklerin yazı dili ve edebiyatı tarihe karışmıştır.

                Uygur ve Arap yazısında a-e, ı-i, o-u, ö-ü seslerini bazen tespit edebilmek mümkün değildir. Karaman Türkleri, harf birleştirmek yoluyla kalın ve ince ünlüleri açık bir biçimde göstermiştir. Bu bakımdan Grek yazılı Türkçe kitabelerin okunması ve özelliklerinin belirlenmesi çok önemlidir.

                Yalnızca kelime başında b- yerine p-’nin kullanılmasından hareket edilerek bile, Grek harflerini yazan ve Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde yaşayan Türklerin bu coğrafyaya Orhun Abidelerinin dikildiği 700’lü yıllardan çok önce, hatta Hazret-i İsa’nın doğumundan binlerce yıl önce geldiği, bu coğrafyayı vatan yaptığı ortaya çıkmaktadır. Karaman Türkçesi ile yazılmış kitabe ve mezar taşları derhâl muhafaza altına alınmalı ve Türk kültür mirası olarak korunmalıdır.”

                Beynine, diline, kalemine sağlık Necati Demir.

                Anlaşılan o ki Dâvutoğlu’nun, en azından Venizelos’u Karaman’a götümeden önce Profesör Demir’in makalelerini iyice bir okuması gerekecek.. 17 Aralık 2013

57’İNCİ ALAY HER YERDE

HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ