SÜMERLERDE BAŞÖRTÜSÜ – 2

  (İNANNA)

 
MABET FAHİŞELİĞİNİN DOĞUŞU VE BAŞÖRTÜSÜ GELENEĞİ

İnsanlığın varoluşundan beri kadın her zaman doğurganlığı sebebiyle ilgi odağı olmuştur. Bu çocuk doğurma yetisi, onların yaratıcı olarak tanımlanmasına sebep oluyordu. Bu yüzden onlar Ana Tanrıça olgusunu yarattı ve Ana Tanrıça’nın dünyadaki temsilcisi oldular. Arkeolojik kazılarda hamile kadın heykelciklerinin çok sayıda bulunması bu yüzdendir. Bu heykelcikler Ana Tanrıçayı temsil eder. Bu süreç ilk yazılı belgelerin bulunduğu Sümerlere kadar gelir. (yaklaşık olarak M.Ö. 4.000-2.000).
Ana Tanrıça’nın ilk ve belirgin örneğini Mezopotamya’da Sümerlerde görüyoruz. Aşk ve Savaş Tanrıçası İnanna. İnanna ile ilgili çivi yazılı metinlerde “göğün kutsal fahişesi” olarak adı geçmektedir. Örnek olarak İnanna ve kocası Dumuzi’nin aşkını anlatan çivi yazılı tabletten alınma yazıda, babası Enki’nin kızı için söyledikleri şöyledir :

Ne oldu?
Kızıma ne oldu?
İnanna ! Bütün ülkelerin kraliçesi,
Göğün kutsal fahişesi,
İnanna’ya ne oldu?

İnanna aynı zamanda fahişelerin de koruyucusudur. Ama tabletlerde kutsal fahişelik sokaklarda değil tapınaklarda yapılır deniyor. İnanna’nın tanrıça olduğundan bahsettikten sonra gelelim Sümer mabetlerine. Sümer mabetlerinde rahipler ve rahibeler bulunur. Rahibeler ise kendi aralarında 20’ye yakın sınıfa ayrılırlar. Mabetlerde rahibelik müessesi ilk olarak Ur şehrinde Akad kralı 1.nci Sargon’un kızı Enheduanna ile başlar. Daha sonra ise Sumer ve Akad’da hangi kral başa geçerse onun kızı bu göreve atanır ve bu gelenek M.Ö. 1800’lere kadar sürer. Ana Tanrıça İnanna’ya adanan mabetlerde rahibelerin özel görevi genel kadınlık, yani fahişeliktir. Bunlar tanrıya hizmet etmiş sayıldıklarından kutsal olarak adlandırılırlar. Kutsal fahişelik görevinin en büyük amacı genç erkeklere ilk cinsel deneyimi yaşatmaktır. Bu yüzden bu rahibeleri sokak fahişelerinden ayrı tutmak gerekir. Daha sonra bu gelenek Babil ve Asurlulara geçmiştir. Her ne kadar Babil’de kızlar evlenmeden önce tapınak önlerinde bu görevi yapsa da Sümerlerde bakirelik çok önemli olduğundan sadece rahibeler kutsal fahişelik yapardı.
Rahibelerin nasıl kutsal fahişe olduklarını buraya kadar kısa bir şekilde anlatmaya çalıştım. Şimdi de gelelim başlarını başörtüsüyle kapama olayına. Mabet fahişeliği kutsal bir görev sayıldığından bunu sadece gönüllüler yapardı, bunlar da diğer rahibelerden ve sokaktaki diğer kadınlardan ayrılmaları için başlarını başörtüsü ile bağlarlardı ve bu bir yasaydı. Daha sonra M.Ö. 1600 yıllarında bir Asur kralının yaptığı kanunun 40. Maddesine göre bütün evli ve dul kadınların başlarını örtmesi, kız ve sokak fahişelerinin ise başı açık dolaşmaları emredilmiştir. Şayet sokak fahişeleri başlarını örterse çok ağır ceza alıyorlardı. Mabet fahişeliği görevi daha sonra Babilliler ve Asurlular vasıtasıyla Kenanlılara oradan da İsraillilere geçmiştir. Ama Tevrat incelendiğinde bu geleneği kaldırmak için yapılan çabalar gözlenmektedir.
Ark. Kadir YILDIRIMSAL