Türkiye’de örtünme dendiğinde akla İran gelir. Ben iki yıldır İran 
İlkut’unun (devletinin) Petrol danışmanlığını yaptığımdan sıkça gidip geliyorum. Kara çarşaf giyimli kadınlarda yüz bütünüyle açıktır.Şifon takan kadınlarda ise saçın yarısı açıktır.Kadın yüzü boyalıdır.

image001

İran’da kapanma mollaların yönetimi ellerine geçirmeleri, İslam Cumhuriyeti kurmalarından sonra başlamıştır.Bu güne dek, uçağa kapalı olarak binen İranlı bir kadının bile Türkiye’ye indiğinde örtüsünü taktığını görmedim.

İranlı kadınlar örtünme baskısından tiksiniyor.Türkiye’de ise, inancı siyasi çıkarlarına aracı yapanların çaktığı kıvılcımla erkekler kadınları kapatmağa başladı.

AKP nin yönetime gelmesiyle özellikle genç kızlar arasında sıkma baş, yaşlılarda kara örtü oldukça yaygınlaştı.İranlı kadınlar kaygıyla soruyorlar “Türk kadınlarına ne oluyor? Bizi güç kullanarak “mollalar” kapatıyor. Siz özgür, ayrıca laiksiniz. Sizin
kadınlarınız niye kapanıyor?”

Kapanan kadın değil, kapatan erkek!…

Arabistan’da, Afganistan’da, İslam Cumhuriyetlerinde sürekli erkeğin dayatması ile kadın kapanıyor. Yine erkeğin çengeline takıldı kadın,kadınlarımız.

Sümer Bilimci Muazzez İlmiye Çığ’ın anlatımıyla erkeğin kadın üzerine baskısı Sümerlerde yazının bulunmasıyla, o dönemin tapınak rahiplerinin erkekler çıkarına yasalar koymasıyla başladı.

Önceleri kadın, Tanrının özelliklerini taşıyan toprak gibi yaratıcı, koruyucu, kutsal görülürken, sonraları dinler aracılığı ile, bu özellik erkeğe aktarılarak, kadın yalnızca erkeğin yaratıcı dölünü taşıyan bir araca dönüştürüldü.

Kutsal kitaplarda kadının erkeğe hizmet için yaratıldığı anlatılarak kadın tutsak edildi. Tarıma saban gibi toprak işleyen işgeçler girince bunları kullanan erkek ürünü, toprak edinçini eline geçirdi. Kadın beslenen konuma getirildi. Yasalarda erkekler öne çıkarıldı, yönetimde, seçme ile seçilmede kadın yok sayıldı. Kadın alış verişten uzak tutuldu, akça (para) erkek eline geçti, toprak da.

Erkek bununla yetinmedi:
işi sağlama bağlamak için, kutsal kitaplarınTanrı’ca indirildiği, bunun bir Tanrı buyruğu olduğunu söyleyerek kadının karşı durmasını
engelledi.

Örtünme, kadının “ikincilliğini” savunan tek Tanrılı beş büyük inançdaki tümü erkek olan “Tanrı Elçilerince” uygulamaya sokuldu.
Bunlar; Yahudilik, Budizm, Konfüçyüsçülük, Hıristiyanlık ile
Müslümanlıkdı.

Tümü de birbirini izler biçimde kadını erkeğin yardımcısı olarak
tanımladı.
Artık Tanrı adına, kadın için erkek konuşuyor, erkek karar veriyordu…
Tanrı ise “baba” takma adıyla erkekleştirildi.
Doğal olarak kadın “ikinciliğe” düştü.
Oysa erkeği de, dişiyi de yaradan Tanrı gibi “kadındı”.

Süre içinde erkek kadını öyle bir oyuncak konumuna sokmuştur ki;
Heredot’a göre, Babil’de her kadının evlenmeden önce tapınakta bir
erkekle yatması gerekmektedir. Böylece, tapınaklar sözde kendini Tanrıya adayan erçilliğin (fahişeliğin) yapıldığı genel eve dönüşmüştür erkekler için.
Bu gelenek sonra Asur’lara geçmiş, bu günküi Türkiye ‘de tapınaktan çıkıp geneleve dönüşmüştür.

Muazzez İlmiye Çığ ‘a göre Sümer’de kadınların evlenmesinde subaylık (bekaret) aranıyordu.Sümer kadını evlendiğinde önceden bekaretini kaybetmiş ise, kocasından boşanırken ortak edinçlerin yalnızca yarısını alabiliyordu.
Bu gelenek bugün Katoliklerce sürdürülmektedir.

Kendi eğinini (vücudunu) Tanrı adına Tapınaklarda erkeklere adayan
kadınların diğerlerinden ayrılmaları için dışarıya çıktıklarında
başlarını örtmeleri gerekirdi.

MÖ 1600 yıllarında bir Asur kağanının koyduğu yasa ile iş bu kez
örtünme kapsamına, bütün evli ile dul kadınlar alınmış, kızlar ile sokak erçillerine (fahişelerine) başını açma yasağı getirilmiştir.
Sevişmeye tapınma ile kutsallık anlamı yüklenmiştir.
Bu gelenek Babil’liler, sonra Asur’lular yoluyla Filistin’lilere, oradan da İsrail’e geçmiştir.Sonrada tümü Orta Doğu’da doğan tek Tanrılı dinlere geçmiştir.

“Peçe” İslamiyetten önce Ortodoks Doğu Roma’da (Constantinopolis’te) kullanılmıştır.

Bugün bile Ege Adalarında kapkara peçelerin içinde dolaşan “Rum
Ortodoks” kadınları vardır.
Sonra bu gelenek Hıristiyanlıkdan İslamiyete bulaşmıştır.
Hıristiyan rahiplerinin tepeden tırnağa kapalı olması da eski Sümer, Asur erçil (fahişe) geleneğinin izleridir.

İşte böyle. Ne İran’ın, ne de Arabistan’ın bir Atatürk’ü yoktu.
Atatürk eski Sümer ile Asur geleneklerinden İslamiyet’e yansıyan
kapanma geleneğini kaldırdı.
Kadını, erkeğe hizmet eden bir varlıktan çıkarıp, erkeğin koşullarını üleşen uygar bir konuma getirdi. Erkeğin dayatmaları ile kadınlarımız yine tutsaklaştırılıyor.Yasa koyucular, din bilginleri susuyor.Siyasiler, gericiler at koşturuyor..
Cumhuriyetle kazanılmış olan eşitlik yitiriliyor..
Bu bir oyun değil bir gerçek.
Baskıyla kapanmağa karşı, aydın kadınlarımızın sessiz kalmalarını
anlayamıyorum.

Bu sessizlik sürerse yarın sizde kapanacaksınız, ayni İran’daki gibi. Dönüşü olmayan bir yoldayız. Gericilik; demokrasinin hoşgörüsünü kullanarak özgürlüğü kapanına alıyor.

Prof. Dr. Övgün Ahmet ERCAN