Kasaba halkı kilisede ibadet halindeymiş. Bardaktan boşanırcasına yağan yağmur bütün kasabayı altına almış ve kiliseye kadar ulaşmış. Selin kiliseye yaklaşmakta olduğunu gören cemaat dışarı fırlayarak topluca yüksek bir tepenin üstüne çıkmışlar. Bakmışlar kilisenin papazı ortada yok! Hemen güçlü kuvvetli ve yüzmesini de iyi bilen birkaç delikanlıyı göndererek papazı ikaz etmişler.

Gençlerin;
-“Aziz peder, su seviyesi hayli yükseldi. Birazdan kiliseyi basacak. Lütfen bizimle gel” şeklindeki ricaları üzerine papaz efendi;
-“Yok evlatlar” demiş, “Ben kilisemi terkedemem. Ben bunca yıl Allah’ın dinini tebliği etmekle uğraştım. Allah nasıl olsa bana yardım edecektir. Siz haydi gidin” deyip elindeki İncili okumaya devam etmiş!
Yağmur suları iyice yükselip kilisenin içine taşmaya başlayınca bu sefer gençler bir arabayla gitmişler kiliseye. Bakmışlar papaz efendi yine kürsüde İncil okumaya devam ediyor. Ancak gençlerin yalvarmalarına aldırmadan yine kalkmamış yerinden ve “Allah benimle birliktedir ve o beni koruyacaktır evlatlar” deyip savuşturmuş onları geldikleri tepenin üstüne.

Bir süre sonra sel suları kiliseyi büsbütün basmıştır ve gençler bu sefer bir kayıkla yaklaşmışlardır kiliseye. Bakmışlar papaz efendi kilisenin tavanına yakın bir yerdeki pencereye tünemiş İncil okumaya devam ediyor. Ancak kayıkla gelen gençlere de olumsuz cevap vermiş ve “Allah bana yardım edecektir” deyip başından yine savuşturmuş gençleri.

Bir müddet sonra kilise sel sularının altında tamamen kaybolmuş ve sadece en yüksekteki çan kulesi kalmıştır suyun üstünde. Papaz efendi ise can havliyle kilisenin çan kulesine tırmanmıştır. Papaz efendinin bu müşkül halini gören ahali bu sefer de bir helikopter ile yaklaşmıştır kiliseye ve attıkları ip merdivenden yapışmasını rica etmişlerdir papaz efendiden.
Papaz efendi yine “Allah benimledir. Nasıl olsa o bana yardımcı olacaktır. Siz lütfen gidin!” deyip, kendisini kurtarmaya gelenlerin ricalarını tekrar geri çevirmiştir. Sonunda sular yükseldikçe yükselmiş ve papaz efendiyi sıkı sıkıya yapıştığı çan kulesinden söküp almış, yalayıp yutmuştur! Tıpkı geçen yıl İstanbul Şile açıklarında batan bir gemiye yardımcı olmak için dalgalarla coşan denize zorla çıkarılan, arkasından alabora olan kurtarma botundan denize düşen ve can havliyle yapıştığı kayalıklardan azgın dalgaların söküp kopardığı Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’nün kurtarma ekibi sorumlusunu yuttuğu gibi.

Hikaye bu ya; sel sularında boğulup giden papaz ile Tanrı öbür tarafta karşı karşıya geldiklerinde papaz efendi Tanrı’ya sitemde bulunarak;
-“Yüce Tanrım, ben şunca sene senin dinine hizmet ettim. Ancak sen bana hiç yardımcı olmadın. Beni gelip kurtarmadın. Bak vaktinden önce sel sularına kapılıp boğuldum. Oysa ben senin dinine daha çok seneler hizmet edecektim…” deyince Tanrı kendisine şu cevabı vermiştir;
-“Ulan geri zekalı herif! Ben önce sana gençleri gönderdim. Ancak sen dinlemedin onları geri çevirdin. Arkasından seni kurtarmaları için arabalı adamları, daha sonra tekneli ve en sonunda helikopterli adamları gönderdim, ancak sen bunların hiçbirisini kabul etmedin. Ben sana daha ne yapabilirdim ki! Sen kendi sonunu kendin hazırladın oğlum. Hadi şimdi çek cezanı…”

PKK’nın Allah’ı İzin Verirse Kandil’deki Yavrular AKP’ye Katılacaklarmış!

AKP Mardin Milletvekili Abdurrahim Akdağ’ın “Allah’ın izniyle dağdaki çocuklarımız aramıza katılacak” şeklindeki sözlerini okuyunca yukarıdaki papaz hikayesi geldi aklıma. Mardin’in Kızıltepe ilçesinde iki düşman ailenin barıştırılması amacıyla düzenlenen yemekte yapmış olduğu konuşmada söylemiş bu sözü AKP’li vekil. Vekilin aynı zamanda buram buram başbakana yağcılık kokan sözleri tam olarak şöyle:

“Ankara’da -Bu memlekette kan dursun diye bir zehir fincan olsa içerim- diyen bir başbakan var. Huzurunuzu mutluluğunuzu kendine gaye edinmiş, dert etmiş bir başbakan var. Gayemiz büyük, nihayi hedef Allah rızası böyle bir mutlu kervan yolunda Allah’ın izniyle dağdaki çocuklarımız aramıza katılacak. Rabbimizin izni ile kırık kalpleri onaracağız. Sevgiyi kardeşliği huzuru birlikte çoğalacağız. Bu barışa destek veren herkese teşekkür ediyorum”(*).

Şimdi Tanrı AKP Mardin Milletvekili Abdurrahim Akdağ’ı karşısına alıp şöyle dese haksız olur mu:

-“Ey Abdurrahman Çelebi, ben AKP yönetiminin kalbine verdiğim ilhamla(!) Eve Dönüş Yasası çıkartmalarına izin verdim, ancak sizin dağdaki çocuklarınız aranıza katılmadılar. Etkin Pişmanlık Yasası çıkartılmasını sağladım, ancak sizin dağdaki çocuklar hiç oralı olmadılar. Türkiye’nin hukuk sistemini ve evrensel hukuk kaidelerini hiçe saydırarak Habur Sınır Kapısında düzmece çadır mahkemeleri kurdurdum sizinkiler bunu bile sabote ettiler. Gazeteci Hasan Cemal ve Prof. Dr. Mithat Sancar gibi sakil adamları Kandil ile Ankara arasında ulak ve hafiye yaptırdım ancak sizinkiler değil aranıza katılacak adımları atmak, devlete meydan okudular. Benden daha ne izni istiyorsunuz bire ahmak herifler…”

AKP’li Vekilin Kastettiği Allah Abdullah Öcalan Olabilir mi?

-Apo, “Oslo’da MİT ile PKK yöneticileri arasında müzakereler başlatılsın” diyor, başlatılıyor.
-Apo, “Ben burada sıkıldım. Odama TV konulsun” diyor, konuluyor!
-Apo, “Ben yalnızlıktan sıkıldım, birileriyle konuşmaya ihtiyacım var, buraya mahkum gönderilsin” diyor, gönderiliyor!
-Apo, “Benim yol haritam şudur. Uygularsanız ne ala. Uygulamazsanız ben aradan çekilirim” diyor, uygulanıyor.
-Apo, “BDP’lilerden oluşan bir heyet İmralı’ya gelsin, onlara diyeceklerim var” diyor, BDP’liler, devletin ricasıyla İmralı’ya sefer üstüne sefer düzenliyorlar.
-Apo “Kandile mektup yazdım, ulaştırın” diyor, ulaştırılıyor!
-Apo “BDP’lilere, vatandaşlık tarifini yapıyorum yazın” diyor, yazıyorlar ve onun yazdırdıklarını yeni anayasa taslağına yazmak için derhal girişimler başlıyor!
– Apo, PKK’lılara “Saldırın” diyor saldırıyorlar, “Ateşi kesin” diyor kesiyorlar, “Geri çekilin” diyor çekiliyorlar(!), “Çekilmeyi durdurun” diyor durduruyorlar!
-Apo, “Kandil’deki yönetim değişsin, Murat Karayılan gitsin, Cemil Bayık gelsin” diyor, hemen gereği yapılıyor!
-Apo, “Akil adamlar heyeti kurulsun” diyor, kuruyorlar!

Apo, şimdi de son emrini verdi; “Formatlar atılsın, derin müzakereler başlasın!”. Bakalım bu emir nasıl yerine getirilecek. Bu emir de galiba “Demokratikleşme paketi” adı altında hayata geçirilecek gibi gözüküyor. Paketin açıklanmasının gecikmesi bu sebepledir. Apo’nun talebi doğrultusunda ilaveler veya çıkarımlar yapılacak olmalıdır.

Şimdi, Apo’nun yukarıda vermiş olduğu emirlerin anında yerine getirilişine bakıyorum da “Acaba” diyorum, “Şu AKP Mardin Milletvekili Abdurrahim Akdağ’ın -Allah’ın izniyle dağdaki çocuklarımız aramıza katılacak- sözünde geçen Allah, haşa Abdullah Öcalan olabilir mi? Öyle ya; Apo’nun PKK ve devlet yönetimi üzerindeki etkisi haşa tıpkı Allah gibi! Bütün emirleri anında yerine getiriliyor; örgüt ve devlet üzerinde hâşâ “Kün fe yekûn=ol dedi oldu” gibi bir etki yaratıyor..”.

Anlaşılan AKP’li Mardin Milletvekili Abdurrahim Akdağ’a göre; bunların hepsi Allah’ın izniyle oluyor! Çünkü o da biliyor ki; dağdakilerin Allah’ı Abdullah Öcalan, peygamberleri ise İmralı’ya seferler düzenleyen BDP’li vekillerdir! Malum; Peygamberlerin, yani Resullerin görevi Allah’tan almış olduğu mesajları insanlara tebliğ etmektir. Dağdakilerin Allah ve peygamber anlayışları da zaten böyledir. Ne de olsa onların çoğu, bizim başbakana göre “ZERDÜŞT” dininine mensupturlar.

AKP’li vekilin, “ALLAH’IN İZNİYLE DAĞDAKİ ÇOCUKLARIMIZ ARAMIZA KATILACAK” demesi bu yüzdendir. Özetle vekilin cümlesinde geçen “ALLAH” kavramı (hâşâ) direk APO’ya delalet etmektedir! AKP’li vekilin “ÇOCUKLARIMIZ” ve “ARAMIZ” şeklindeki kelimelerine dikkatinizi çekmek isterim. Burada PKK ile tam bir özdeşleşme ve aynılaşma vardır. Ne diyelim; “Dağdaki Çocukları” KP’ye hayırlı, uğurlu olsun…

______________
(*)http://www.haberiniz.com.tr/yazilar/haber78028-AKPli_Vekil_Dagdaki_cocuklarimiz_aramiza_katilacak.html