Ana sayfa Yazarlar Prof. Dr. A. Yalçınkaya

“YENİ SOĞUK SAVAŞÇILIK OYUNU”NDA KAFKASYA

“Yeni Soğuk Savaşçılık Oyunu”nda Kafkasya”

ABD ile Rusya arasında yaşanan casus krizi ile “Soğuk Savaş” esintileri daha fazla hissedilir oldu. “Yeni Soğuk Savaşçılık Oyunu”nda ise diplomatik krize yol açan olaylarrla liderler seviyesinde iplerin kopması sözkonusu. Bu arada Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler bölgenin yeniden kurulmasının şartlarını olgunlaştırma yolunda. Yine tam da bu sırada menüye el-Kaide tehditleri ekleniyor. İngiltere ile birlikte ABD büyükelçilikleri alarm durumuna geçiyor. Hatta birçoklarının görevlileri geri çekiliyor, ilişkiler en alt seviyeden götürülüyor. Büyükelçilik görevlileri davul zurnayla geri çekilirken birçokları ertesi gün veya ertesi hafta sessizce görevlerine geri dönüyor. Yine bu menüdeki Türkiye’yi iç savaş bataklıklarına çekme eylemlerine sıkça tesadüf ediyoruz. “Yeni Soğuk Savaşçılık Oyunu”nu kurgulayanlar, hedefleri, her ülke ile ilgili beklentiler ve hesaplar birçok makaleye konu edildiği halde Kafkasya biraz göz ardı ediliyor.
Soğuk Savaş şartları öncesinde Yalta Zirvesi, Avrasya’nın taksimi sözleşmesi olarak bilinir. Harita üzerinden yapılan taksimata ABD ve SSCB’de yönetimler değişse de sadakat göstermişlerdir. Mesela 1956 Macaristan olaylarında batı yardım veya müdahalede bulunmamıştır. Öte yandan dönem boyunca ABD ve SSCB karşı karşıya gelmemiştir. Zaman zaman dünya nefesini tutmuş, her an büyük kapışmanın olacağı anlar beklenmiş, ancak böyle bir olay yaşanmamıştır.
Bugün hem ABD’nin hem de Rusya’nın şiddetle “Yeni Soğuk Savaşçılık Oyunu”na ihtiyacı vardır. Haziran ayında G-8 toplantısı için Kuzey İrlanda’ya gelen Obama ve Putin dünyaya küs çocuklar mesajını vermekle kalmamış, daha sonra Obama Putin’i utangaç liseli olarak suçlarken Putin canibinden Obama’ya ergen psikozunu aşamama haşlaması gelmiştir. Çünkü Obama Eylül ayında St. Petersburg’da G-20 toplantısından sonra Putin’le görüşmeyi planladığı halde şimdi bunu iptal etmiştir. Halbuki yetişkinlerin casus sorunu gibi ufak tefek şeylere takarak ilişkiyi bozmamaları gerekiyormuş.
Dünyanın dikkati yeniden Washington-Moskova eksenindeki atışmalara çekilirken bunun çevre ve bölge ülkelerine etkileri bağlamında Kafkasya’da kritik gelişmeler yaşanmaktadır. Putin’in 13 Ağustos’taki Bakü ziyaretinde çantası oldukça dolu olup önemli anlaşmalar beklenmektedir. Sözleşmeler imzalanırken Rusya’nın Hazar denizindeki iki savaş gemisi Volgodonsk ile Dağıstan’ın Bakü limanında bulunacak. Putin bu gemilerden birine çıkarak denetleme ve incelemelerde bulunacak. Kendi ülkesinde kendi ordusunu denetler gibi.
Putin-Aliyev görüşmelerinin önemli konusu Dağlık Karabağ’dır. Azerbaycan’ın yaklaşık beşte biri yirmi yılı aşkın süredir Ermenistan işgali altındadır. Halbuki bu işgalin gerçek sahibi Rusya’dır. Ermenistan ve Karabağ sayesinde Rusya, Güney Kafkasya’da önemli bir varlık göstermektedir. Minsk grubunun temel üyelerinden Rusya’nın bu sorunu çözmesi için hiçbir sebep bulunmamaktadır. Belki Azerbaycan’ın Soğuk Savaş dönemine benzer bir şekilde Rusya’ya teslim olması bu konuda bir orta yol bulunmasına yardımcı olacaktır. Esasen Bakü yönetimi çeyrek asra yakın bir süredir Dağlık Karabağ’ı çözülmesi gereken milli mesele olarak gördüğü halde geçen süre zarfında sadece Minsk’te havanda su dövülmüştür. Bu konuda batıdan da destek görülmemiştir.
Ermenistan’ın Rusya öncülüğündeki Avrasya Ekonomik Topluluğu, Kollektif Güvenlik Örgütü gibi kuruluşlar üyeliklerine pek sıcak bakmaması Putin’e yeni manevra alanı vermiştir. Öte yandan Elçibey’den sonra Bakü politikalarında Rusya gerçeği her geçen yıl daha fazla kendini göstermiş, Rusyasız Azerbaycan’ın bütünlüğünün mümkün olmadığı kanaati daha fazla yerleşmiştir. Bununla beraber Azerbaycan elini verdikçe kolunu kurtarma derdine düşmüştür.
Bakü görüşmelerinde diğer önemli bir konu Hazar’ın statüsüdür. Bu sorunun en önemli tarafı İran olduğu halde Rusya konunun dallanıp budaklanmasını, yıllarca gündemde kalmasını uygun bulmuştur. Hazar’daki enerji kaynaklarının paylaşımı ile bunların çıkarılıp pazarlanmasına Rusya ne kadar müdahil olursa o nispette bölge politikalarında söz sahibi olacaktır. Böyle bir gelişme özellikle AB’yi tedirgin etmekte olup Soğuk Savaş terleri dökmesine sebep olacaktır.
Putin’in çantasında diğer bazı meseleler yanında Azerbaycan’da yeni bir askeri üs kurma konusu bulunmaktadır. Her geçen yıl eski Sovyet cumhuriyetlerinde yeni bir askeri üs kurma veya genişletme yahut süresini uzatma işlemlerinden birine imza atan Putin’in buradaki Gebele üssünü istediği şartlarda yeniden kullanabilme imkanına sahip olması beklenmektedir.
“Yeni Soğuk Savaşçılık Oyunu”nda Moskova ekseninde demir yumruklu diktatörlerin yönettiği ülkeler topluluğu beklense de demirperde olmayacaktır. Öte yandan bir takım ülkeler üzerinde nüfuz paylaşımının dostça yapılması, belki yapıldığı hissi ağır basmaktadır. Bu paylaşımda eski Sovyet cumhuriyetleri, üç Baltık ülkesi hariç, Rusya’ya bırakılmıştır. Zaten bu üç ülke II. Dünya Savaşı’ndan sonra SSCB’ye katılmıştı. Öte yandan ABD’den ümidini kesen Gürcistan da gittikçe daha fazla Moskova’ya yaklaşmaktadır. Öyle ki zor günlerindeki destekçisi Türkiye’nin ticaret gemileri Abhazya limanına uğradığında Rus görevlilerin istihbaratıyla Gürcistan tarafından bağlanabilmektedir. Halbuki Abhazya’yı Gürcistan’dan koparan ve bağımsızlık yolunu açan Rusya.
Azerbaycan ve Gürcistan’ın genel stratejilerde Moskova eksenine katılmalarıyla muhtemelen 1936 anayasasındaki sınırlara geri dönülecektir. En azından Gürcistan ve Azerbaycan’ı bugünden daha az rahatsız edecek formüller bulunacaktır. Netice itibariyle Moskova ve Washington uluslararası politikada temel referans olma ayrıcalığına her geçen gün daha fazla sahip olacaktır. Bunun adı da “Yeni Soğuk Savaşçılık Oyunu”dur.
15 Ağustos 2013
[email protected]