Atatürk’ün şeriatın karanlığından, din adamının tasalludundan kurtarıp aklın rehberliğinde aydınlıklara çıkardığı Türkiye;
İnsan’ın koca bir evren bilgisi karşısında bilge,sonsuz,yaratıcı Tanrı tasavvurunda yetkinliğini gösterdiği,
Max Weber’in bir liderin yetki kullanımındaki otoritesini karizma,gelenekçilik ve rasyonelist alt yapıda sistematikleştirdiği bu çağda;

*
Atatürk’ün,”Milletin hakimiyetini bir şahısta yahut belirli şahısların elinde bulundurmakta menfaat bekleyen cahil ve gafil insanlar vardır. Hükümdarlar, kendilerini aslı olmayan bir kuvvetin temsilcisi tanırlar ve bundan zevk alırlar. Fakat onların etrafındaki menfaatperestler, bunu din kisvesine büründürerek milleti iğfâle, küçük görmeye çalışırlar. Nihayet milletin kulağı bu söylentilerle dolar ve o telkinleri dinin icabı ve gerçeklerin ifadesi olarak kabul ederler. Bu gibilere gerici, hareketlerine irtica derler” ifadesiyle tanımladığı islamcı düşüncenin niteliksiz siyasetçileri, sivil-asker bürokratlarının oluşturmayı başardığı parti-devlet ile yönetiliyor ve bir katastrof yaşıyor.

*
İslamcı Başbakan Erdoğan,Türk Ulus Devlet modelinin aşılması halinin Arap İslam ülkelerine yansımasıyla Orta Doğu sınırlarının anlamsızlaştırılması ve Osmanlı modelinde herkese ortak vatan edilmesi fikrinin Türkiye’den mümessilidir.
ABD’nin bu siyasetinde giderek daralması ardından-son kertede, Türkiye’yi “Suriye ve Irak jeopolitiğini kazanan petrolü ve Misak’ı Milli topraklarını kazanır” vaadine sürüklemiş, birleşik ve bağımsız bir Kürdistan’da Kürt ulus devleti kurmak hedefinde PKK’yı dağdan indirip siyaset zeminine çekmenin kumarını oynamaya devam etmektedir.

*
Bir kaç gün öncesine kadar varını yoğunu Suriye ve Irak jeopolitiğinden kazanmaya yatırmış, bu hırsla kavrulan Başbakan Erdoğan,yapacağı ziyaret öncesi müttefiki olarak ABD’yi harekete geçirmek çabasındaydı.
Suriye’de uçuşa yasak bölge ilan edilmesine destek vereceğini ya da “Şam rejiminin kimyasal silah ve füze kullandığı açıktır.Kimyasal silahlar konusunda Başkan Barack Obama’nın çizdiği kırmızı çizgi çoktan aşıldı ” benzeri ivmeleyici açıklamalarda bulunuyordu.
Dışişleri Bakanı’da Suriye’de var olan rejimin devamını mümkün kılacak temelde bir diyalog mümkün değildir. Esas olan Esed gibi eli kanlı birinin bir geçiş yönetiminde yer almamasıdır benzeri açıklamalar yapıyordu -ki;

*
O sırada Beşar Esad, ABD yönetimindeki batılı güçlerin Suriye’yi ele geçirmek üzere hepsini bir düşünce şemsiyesi altında topladığı radikal örgütlere verdiği bilumum destekle savaş yürüttüğünü söylüyor,
“Şahsi çıkarları için ülkesinin tümünü feda eder” ithamında olduğu Başbakan Erdoğan’a, “çok şey satın alıp satarak Filistin davasını sözde destekleyerek, Arap ve İslam arenasında kendilerine yer bulmaya çalıştı. Efendilerinin kendilerine biçtikleri rolü aşıp, kendilerine izin verilenin çok ötesine gitti. Bu rolden geri adım atması gerekiyordu. Ama Suriye’nin rolünde ısrar etmesi sıkıntı yaratmıştır. Bu nedenle Suriye davası, o’nun için siyasi açıdan sıkıntı yaratan ölüm- kalım meselesi haline geldi” açıklamasında bulunuyordu.

*
Çünkü Esad, Başbakan Erdoğan’dan önce ABD’nin Irak ve Afganistan kayıpları ardından Arap İslam ülkelerinde ulusal devlet modelinin aşılarak Orta Doğu’nun ılımlı İslam çatısı altında herkese ortak vatan edilmesi projesinin, o ülkelerin uğradığı ağır ekonomik,siyasi ve sosyal tahribatla himmete muhtaç düşmeleri sonucunda tıkandığını farketmiş,
Ilımlı İslam konseptinin uluslararası radikal terör örgütleri yaratmaktan başka bir şeye yaramadığını öğrendiğini,
İran’ın nükleer programına dair diplomatik çözüm bulmanın dışında bir yol olmadığını anladığını,
Suriye’nin rolünde ısrar etmesiyle o topraklardaki çıkarlarında sonuç alamayacağını -fakat, rejimin düşmesi halinde uluslararası radikal örgütlerin ülkede egemen olmasından endişeye kapıldığını,
Sonuçta bölgede İsrail’in güvenliğinin sürdürülemez olduğundan hareketle yeni bir kurguya yöneldiğini anlamıştı.

*
Yeni kurgu;ABD’nin İsrail’in güvenliğini merkeze alması ve Filistin ile yeni bir barış sürecinin başlaması için İsrail’den istenebilecek bir tavize karşılık, İsrail’e güçlü bir teşvik oluşturmak -ya da, İsrail’in bulunduğu coğrafyada güvenliğinin garantiye alınmasıdır.

*
ABD -önce, Arap liderlerden 2002’de kabul ettikleri barış planında yumuşamaya gittiklerini göstermek üzere, İsrail ve Filistin 1967 sınırlarına harfiyen uymak yerine aralarında toprak değişimi yapabilir sözü almıştır.
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas,El Fetih ile HAMAS’ın birlikte yaptıkları anlaşma çerçevesinde Ulusal Birlik Hükümeti kurmak için görüşmelere başlandığını açıklamış -bu suretle,
Barış görüşmelerinin sürmesi için ABD- İsrail-Filistin-Ürdün’den oluşan dörtlü bir zirve yapılmasının yolu açılmıştır.

*
ABD -sonra, Rusya ile ilişkileri yeni müttefiklik düzeyine çıkarma prensibinde anlaşmış,
Birlikte Suriye ve Kuzey Irak jeopolitiğindeki çıkarlar ortaklaştırılmış ve “çözüm Esad’la mı,Esad’sız mı olmalı” farklılığı yüzünden işlemeyen Cenevre Mutabakatı;
Yeni Federal Suriye oluşumu çerçevesinde uluslararası bir konferans düzenlenmesi, Esad hükümeti ile muhalefetin müzakere masasına oturması, geçici hükümetin kurulması ve iç savaşın sona erdirilmesi konusunda uzlaşılmıştır.
Bu sırada çok parçalı Suriye muhalefeti güçlendirilecek ve süreçte ortaklaştırılan istihbarat ve ilgili ülkelerin katılımıyla radikal örgütler saf dışı edilecektir.
Rusya’nın garantisinde İran’ın barışçıl nükleer programı için esnek tutum alacağı -muhtemelen, Kuzey Irak jeopolitiğinde çıkarların ortaklaştırılmasına izin vereceği öngörüsüne diplomasinin sürdürüleceği sinyali verilmiştir -ki;
Tümüyle bu çerçeve, Suriye ve Kuzey Irak kaynaklarında küresel paylaşım dengesi anlamında yeni konsepti ve süreci belirliyor.

*
Nitekim,Beyaz Saray’da başbaşa ve heyetler arası görüşmelerde bir araya gelen Başbakan Erdoğan ve ABD Başkanı Barack Obama ortak basın toplantısındadır.
Obama,”Esad gitmesinde hemfikiriz.2 yıl önce gitmeliydi.Ancak sihirli formül yok.Olsaydı,Sayın Başbakan ve ben harekete geçer,bitirmiş olurduk.Bunun yerine yaptığımız şey,uluslararası baskıyı arttırmak ve muhalefeti güçlendirmektir”derken,
Erdoğan,”Suriye’yi diktatörlükten kurtarmak istiyoruz.Bu,demokrasiye inanmış tüm ülkelerin ortak sorunu.Başarmak için gayretlerimizi sürdüreceğiz.Rusya ve Çin’in katılımıyla sürec hızlanacaktır”diyor!

*
Elbette, Başbakan Erdoğan sürecin; ılımlı İslamla radikalizme yol açıldığı ve hızla uluslararası tehdite dönüşen radikal örgütlerin ve destekçi unsurların saf dışı edilmelerine dönüştüğünü,
Kuzeyde Kürtlerin yer alacağı Federal Suriye’ye,Irak’ta bağımsız ve tarafsız Kürdistan ulus devletinin inşasına yöneldiğini,
Çekildikleri imajı çizen PKK etnikçi terör örgütünün güçlü bir siyasi söylemle pek yakın gelecekte Türkiye’nin önüne “Türkiye Federasyonu” talebiyle dikileceğini -fakat,
Suriye ve Irak jeopolitiğini kazanan petrolü ve Misak’ı Milli topraklarını kazanır vaadinin tamamen boş olduğunu anlamıştır!

*
Ne ki elini verenin kolunu kaptırdığı bir coğrafyada olduğundan bilgisiz olmanın dezavantajını yaşıyor.
Birincisi,Suriye’nin al-verli müzakere sürecinde dolaylı olarak tartışmaların bir kanadı olmaktan kaçamayacağını ve bu halin siyasi hayatını doğrudan etkileyeceğini görüyor.
İkincisi bu aşamada Büyük Kürdistan Devletine yol alınmaya başlandığını biliyor, Türkiye Kürtlerinin bu hedefle birleşmek siyasetine yönelmiş olduğunu görüyor -rağmen, politikasını revize edemiyor.
Çünkü,Reyhanlı’da onlarca insanın kanına giren -işbu,Orta Doğu’da yeni kurgunun türevlerinin yaptığı saldırının,
Kendisine hakim ve kendisi üzerinden politika kuran ve süreci ivmeleyen bir niteliği temsil ettiğini-aksi takdirde;İstanbul’da,Ankara’da ya da başka bir yerde tehditini sürdürdüğünü de biliyor.

*
Ah,keşke bu kadarla kalınsaydı!
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun Avrupa Parlamentosu temasları sırasında,Başbakan Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Esad’ı karşılaştırınca, Sosyalist Grup Başkanı Hannes Swoboda’nın tepki veriyor ve “Hem CHP’nin Türkiye’yi ileriye götürmesi lazım.CHP bölünmüş durumda” diye tepkisinin arkasında duruyor.
Avrupalı sosyalist ABD’nin Orta Doğu’da yeni konseptine uyumda mükemmel bir dakiklik örneği veriyor; Kılıçdaroğlu’nun Türkiye’nin böylesi kritik günlerine rağmen içini boşaltmak üzere oluşturduğu yeniCHP’sinin Marksist bileşenlerine sürecin desteklenmesi mesajı veriyor.

*
Türkiye bir sabaha uyandığınızda noktasındadır…

-Efendim,bendeniz Atatürk’ün izinde 19 Mayıs’ta Samsun’a çıkanlarla birlikteyim.
Kısmetse Salı’da görüşmek üzere…

17.5.2013