3 MAYIS, BAKÛ

HÜSEYİN MÜMTAZ

                Ben her “3 MAYIS”da Bakü’da olurum..

Ankara, Edirne, Samsun, Lefkoşa, Erzincan yahut nerede bulunursam bulunayım, akşamın geceye döndüğü saatlerde gözlerimi kapar, Bakû’ya giderim.

Bakû’ya selam olsun, Bakû’ya “Allah için” helâl olsun..

“3 Mayıs” en iyi, en güzel, en duygulu, en dalgalı, en fırtınalı Bakû’da yaşanır.

Bulutların üzerindesinizdir, dünya dar gelir..

“Heyder Baba”ya, Settar Han’ın diyarına, Babek Kalesi’ne, Nargin Adası’na selam edersiniz.

Nargin Adası’nda, Sarıkamış’ta Ruslara esir düştükten sonra orada kamplara atılan, ama Bakû’luların ihtimamıyla sıla/ev hasretlerini bir ölçüde dindiren Türk subay ve eratını hatırlarsınız.

Gence’de bir gece vakti; 1918’de Rus-Ermeni-İngiliz işgalinden kurtarmak üzere Bakû’ya gitmekte iken Gence tren istasyonunda mola veren Kafkas-İslâm Ordusu askerlerine bir saz şairinin;

“Trenler asker taşır Bakû’ya/Bunda bir iş var;

Söyle Halil Paşa Allah Aşkına/Bunda ne iş var?”

diye seslenmesine Ordu Kumandanı Halil Paşa’nın;

“Bugün Bakû, yarın Merv, öbür gün Karakurum;

Ne olacak, TURAN var!”

cevabını hatırlar… Paşa’da vâr olan inanç ve şuura saygı duyarsınız..

Doğum yeri olan Novhanı’da; “Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez” diyen Resulzade’nin anıt heykelini ziyaret edersiniz.. Eder ve inen, inmekte olan, yakılan bayraklara üzülürsünüz..

Şeki, Sumgayıt’da  sokak aralarında dolaşırken, her biri bir şehide ithaf edilmiş bulaklardan serin sular içersiniz.

Erzurum’da doğup Kura ile birleştikten sonra Hazar’a dökülen ARAS olursunuz; Yardımlı’da Sabir Muallim’i hatırlar, eğilip bir yudum da Aras’dan içersiniz.

Dönüp dolaşıp Bakû’ya gelirsiniz..

Önce..

Her şeyden evvel ve en evvel…

Elçibey’in;

“Serin serviler altında kalan ve her seher bir gülün açtığı, her gece de bir bülbülün öttüğü” kabrini ziyaret edersiniz..

Elçibey’in başucunda “Burada şerefli bir Türk askeri yatıyor” yazmaktadır.

“Şerefli Türk askeri”nin hatırası önünde fakat “başınız dimdik”, selam durursunuz..

Sonra, her yeni evlenen çiftin düğünden hemen sonra ziyaretlerinin vazgeçilmez bir gelenek haline geldiği  “Şehitler Hıyabanı”nda 1918’in Kafkas-İslam Ordusu şehitleriyle yan yana yatmakta olan 20 Ocak 1990 şehitlerine birer karanfil bırakırsınız..

Karanfillerin ağladığını görürsünüz..

Gece tiyatroda Vahapzade’nin “Kendini Kesen Kılıç”ını seyredersiniz.. “Kılıç”ın, Göktürkler zamanında bile nasıl “kendini kestiğini” görür, derin nevzuhur düşüncelere dalarsınız…

Gece başka bir sahnede şimdiye kadar hiç duymadığınız bir tarzda dinlediğiniz “Çırpınırdı Karadeniz” ile heyecanlanır; bir lise öğrencisin okuduğu Ozan Arif’in “Başka Yolu Yok Artık” şiiri ile “arşa varırsınız”.

Azerbaycan’da, yabancı dil bilmelerine  karşın  herkesin; çarşıda, sokakta, pazarda; divanda, dergâhda ve bargâhda, değişik şive ve lehçelerde ama mutlaka ana dilleri TÜRKÇE “danıştığını” duyarsınız..

Kimse bağıra bağıra bilmediğiniz, anlamadığınız bir dili uluorta konuşmaz.

Azerbaycan’da Türkçe duyar, Türkçe düşünür, Türkçe yaşarsınız..

Türkçe hissedersiniz, “Türk”ü hissedersiniz.

Hiç alâkası olmayan bir mekân ve mecliste karşınızda oturmakta olan sessiz aksakal’ın meğerse “ATSIZ’ın talebesi” olduğunu öğrenir, şaşırırsınız..

“Ben her bahar aşık olurum” diye bir şarkı vardır ya..

Ben de her 3 Mayıs’ta Bakû’ya aşık olurum..

“TURAN” olurum…3 Mayıs 2013

 

57’İNCİ ALAY HER YERDE

HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ