“Enver Ören’i nasıl bilirdiniz” başlıklı yazıma yapılan yorumlardan anladım ki; şu “Faizsiz Bankacılık” veya “Kâr-Zarar Ortaklığı” denilen bankacılık türünün ne menem bir şey olduğu konusunda kafalar bir hayli karışık Türkiye’de. Zira birçok insan, buralarda batan paraları yüzünden mağdur olduğunu söylerken, bazıları da onlara “Bile bile lades dediniz. Banka faizlerinin üstünde kâr payı alırken iyiydi de, zarar edince kötü mü oldu? Oh olsun size…” anlamına gelecek türden sözler söylüyorlar ki; bunlardan birisi de Ahmet Şahin isimli okuyucumdur. Çünkü “Uludağ Sözlük” isimli internet sitesinden alıntı yaparak göndermiş olduğu ve benim “dini inançları ve bilgisi son derece ileri boyutta olduğu anlaşılan” şeklinde tarif ettiğim mesaj sahibine göndermemi talep ettiği e-posta tam da bu anlama geliyor(1).

Öncelikle söylemem gerekirse; iyi bilmediğim bir konuda fazla ukalalık etmek istemem ama aslına bakarsanız bana göre de; Türkiye’de “Faizsiz bankacılık” ve “Kâr-Zarar ortaklığı” adı altında finansal faaliyette bulunan kuruluşların, “Kıyı Bankacılığı” veya yaygın adıyla “Off Shore Bankacılığı” adı altında faaliyet gösteren bankacılık sisteminden fazla bir farkı yoktur! Çünkü bildiğim kadarıyla “Off Shore Banking” sisteminde olduğu gibi, “Faizsiz Bankacılık” veya “Kâr-Zarar Ortaklığı” esasına göre çalışan finans kuruluşlarında toplanan mevduatın da hazine garantisi bulunmuyor.

Öte yandan kâr-zarar ortaklığı ile mevduat toplayan bankaların dağıttığı kârların, hiçbir zaman banka faizlerinin altına düşmediği biliniyor. Hatta bazen piyasa faizinin üstünde kâr payı dağıttıkları da vakidir. Özetle bu kurumlar; genel olarak banka faizlerine paralel kâr payı dağıtan, her nedense (ve elbette rivayete göre); hiçbir zaman zarar etmeyen kuruluşlar olarak karşımıza çıkmaktadırlar! Dolayısıyla; koyu dindarlık ve sofuluk taslayarak bu şekilde çalışan finans kurumlarına para yatıranların, bu tür kurumların iflas etmeleri üzerine “Paralarımız battı, devlet bizi duysun…” diyerek sızlanmaları, bence de fazla doğru değildir. Neticede bu insanlar, bu riski göze alarak katılmışlardır sisteme.

Yoğunluklu olarak dini bilgilerin verildiği bir internet sitesinde konuya ilişkin olarak soru-cevap şeklinde verilen şu bilgiler oldukça ilginçtir. Bakar mısınız lütfen:

Sual: Finans kurumları yaklaşık bankalar kadar kâr veriyor. Bu kurumlar hiç zarar etmiyor mu? Niye hep yüksek kâr veriyorlar? Bir finans kurumu zarar etse, müşterisine kâr etmiş gibi, fazla para verse günah olmaz mı?

Cevap: Finans kurumu, % 60 kâr etse, müşterisine % 70 verse günah olmaz. Herkes dilediği kimseye, dilediği kadar hediye verebilir. Bir finans kurumu, % 60 kâr etse, müşteriye % 59 verse günah olur, kul hakkı geçer. Yani aşağı veremez; fakat daha yüksek kâr verebilir.”(2).

Şimdi bu bilgi, faizsiz bankacılık yapan finans kurumları için ne kadar bağlayıcıdır elbette bilinmez. Ancak elde etmiş olduğu kârdan, daha yüksek kâr payı dağıtacak bir finans kurumunun iflas edip batması herhalde kaçınılmazdır. Çünkü elde edilecek kârdan, daha fazla kâr payı dağıtmak demek, ya anaparadan vermek demektir, ya da başkalarına verilecek kâr payından aşırmak demektir. Almadan vermek ise sadece Allah’a mahsus bir eylemdir.

Bu millet, geçmişte piyasa faizlerinin üstünde faiz vererek vatandaştan para toplayan, sonunda da batarak canını zor kurtaran, hatta intihara sürüklenen pek çok banker ve bankacı görmüş bir millettir ki; bunun son örneği Uzan ailesidir. Uzanlar’ın İmar Bankası da aşağı yukarı böyle batmıştır! Çünkü bu banka, diğer bankaların sürekli üzerinde faizler vermiştir müşterilerine. Sonunda da ödeme güçlüğüne düşüp, bütün yükü devletin sırtına sararak ve haymatlosluğu göze alarak ülkeden kaçmak zorunda kalmışlardır.

Bir Nasrettin Hoca Fıkrası

Faizsiz Bankacılık yaparken veya Kâr-Zarar Ortaklığı esası üzerine çalışırken ve müşterilerine piyasa faizinin üzerinde tatlı tatlı kâr payları dağıtırken batan finans kuruluşları ve İmar Bankası gibi, sürekli yüksek faiz verirken batan bankalarla bunların müşterileri arasındaki ilişkiyi çok güzel özetleyen bir Nasrettin Hoca fıkrası vardır aslında. Fıkraya göre;

Bir gün Nasrettin Hoca, salça kaynatmak üzere komşusundan ödünç bir kazan alır. İşi bittikten sonra da kazanın içine küçük bir tencere koyarak kazanı komşusuna teslim eder. Teslimat sırasında komşusu;
-“Hocam hayırdır, bu tencere de neyin nesidir? Ben sana böyle bir tencere vermedim ki!” deyince hoca;
-“Komşu uzatma, senin kazan doğurdu!” der.
Komşu buna bir anlam veremez ama “tencere tenceredir” diyerek kazanı ve hocanın jesti olan içindeki tencereyi sevinçle teslim alır.
Hoca, bir süre sonra komşusundan bu kez pekmez kaynatmak için ister aynı kazanı. Komşu da sevinçle verir kazanını. Ne de olsa işin sonunda kazan, içinde bir tencereyle geri dönmektedir.
Ancak o da nesi? Günler, haftalar, hatta aylar geçtiği halde hoca kazanı bir türlü teslim etmez. Komşusu merak eder ve hocanın kapısını çalarak kazanını geri ister.
Hoca;
-“Komşu sizlere ömür, sizin kazan geçen gün öldü!” der.
Komşu;
-“Hocam nasıl olur; kazan canlı bir varlık mı ki ölsün?” deyince hoca;
-“Bire köftehor, kazanın doğurduğuna inanıyorsun da öldüğüne neden inanmıyorsun? Hadi şimdi başka kapıya…” der.

O hesap; Faizsiz bankacılık veya kâr-zarar ortaklığı üzerine faaliyette bulunan finans kuruluşları da neticede ekonomi biliminin kurallarına tabidirler. Kurulurlar, iyi idare edilirse büyüyüp yaşarlar, edilmezse zarar edip batarlar. Yani şairin dediği gibi; bir muhalif rüzgâr eser, (onları da) savurur harman gibi. Bu kuruluşların hiç zarar etmeyeceklerine ve batmayacaklarına inanmak, saflık ve ahmaklık olur. Hele de Türkiye gibi ülkelerde…

Kıyı Bankacılığı yağması!

Yukarıda dedik ki; toplamış oldukları mevduatın devlet garantisinde olmaması bakımından “Kıyı Bankacılığı” ile “Kâr-Zarar Ortaklığı” esası üzerine faaliyette bulunan finans kurumları arasında benzerlik vardır. Kıyı bankacılığı, diğer adıyla “off shore banking”, ülke dışında sağlanan fonların yine ülke dışında kullandırılmasını amaçlayan ve sektörle ilgili her türlü yasa ve yönetmeliklerin dışında kalan serbest bankacılık olarak tanımlanmaktadır(3). Gelin görün ki; bu ülkede “off shore” sistemi bile tersine çalışmış ve birçok bankacı, bu sistemle vatandaşlardan topladıkları paraları yabancı ülkelere aşırmışlardır. Yani bu adamlar, yabancı fonları yabancı ülkelerde çalıştırma yerine, “off shore” sistemiyle yerli fonları, yabancı ülkelere transfer etme gayretkeşliğinin içine girmişlerdir. Sonra da bu tür mevduatların üzerine yatarak birçok vatandaşı mağdur etmişlerdir. Yakın geçmişte, gazete sayfaları ve televizyon ekranları off shore zedelerin çığlıklarıyla inlemiştir bu ülkede.

Faizsiz Bankacılık Vurgunu!

Aynı durum, Kâr-Zarar ortaklığı üzerine çalışan kurumlar için de geçerlidir Türkiye’de. Onlar da vaktiyle, Türkiye’nin kambiyo rejimini hiçe sayarak veya ilgili mevzuatın açıklarından istifade ederek ve kayıt dışı yöntemlerle, özellikle yurtdışındaki işçilerimizden topladıkları dövizleri bavullarla ve çantalarla getirerek mevduat oluşturmuşlardır kendilerine. Kapıkule sınır kapısında içi dolu paralarla yakalanan kurye haberlerini az duymadı bu millet…

“Faizsiz Bankacılık” veya “Kâr-Zarar Ortaklığı” esası üzerine çalışan finans kurumları hakkındaki genel düşüncemiz bu olmakla birlikte; bu tür kurumlardan iflas edenlerin neden ve nasıl iflas ettikleri elbette önemlidir. Çünkü genelde birçok alanda mal ve hizmet üreten bazı holdinglerin bünyesinde faaliyette bulunan bu tür kurumlar, kâr-zarar esasına göre topladıkları mevduatları, kredi adı altında genelde aynı holding bünyesinde faaliyette bulunan şirketlere aktarmaktadırlar. İşte bu noktada şu soruların sorulması gerekiyor:

1-“Battık” diyerek toplamış olduğu mevduatların üstüne yatan finans kurumları, toplamış olduğu mevduatları nerelerde kullanmışlardır, kimlere kullandırtmışlardır?

2- Kredi vermiş olduğu kuruluşların kârlılığı, verimliliği, mali yapısı ve faaliyette bulunduğu sektörün genel yapısı ve geleceği hakkında yeterli araştırması ve analiz çalışması yapmışlar mıdır? Yoksa bünyesinde bulunduğu holding sahibinin emriyle mi bu kuruluşlara para aktarmışlardır?

3- Vermiş oldukları kredileri geri tahsil edebilmişler midir?

4- Kullandırtmış olduğu mevduatları piyasa faizinin ne kadar altında veya ne kadar üstünde kullandırtmışlardır?

5- Finans şirketi batarken, bu şirketin bağlı bulunduğu holding bünyesinde bulunan diğer şirketlerin mal varlıklarında gözle görülür bir artış olmuş mudur ve bu artışın kaynağı nedir?

Bu ve benzeri sorulara adam gibi cevap vermeden, paralarını bu kuruluşlarda batıran mevduat sahiplerine asla kızılamaz, bunlar asla kınanamaz ve bunlara “Oh olsun” denilemez. Çünkü birçok din adamı vermiş olduğu fetvalarla bu tür bankacılık ve finans işlemlerini özendirmiştir Türkiye’de. Her ne kadar laik bir ülke olsak da, bazı din adamlarının görüşleri, bu ülkede kanunların bile üzerinde genel kabul görmektedir. En tepedeki yöneticisinin bile “Bu konuyu ulemaya bırakalım” dediği bir ülkede, hacının, hocanın lafına bakarak paralarını sözüm ona faizsiz bankacılık adı altında, devlet garantisi olmayan yerlerde değerlendirenlere hakaret edilmez, aksine acınır bu ülkede efendiler acınır…
____________
1- http://www.uludagsozluk.com/k/faize-haram-deyip-kar-pay%C4%B1-alan-insan/ internet adresinde bulunan 10 numaralı açıklama.
2-http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1352,
3-http://www.ekodialog.com/Konular/off-shore-kiyi-bankaciligi-nedir.html,

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.