Ana sayfa Haberler Politika

Ey Şey Gençliği! Neydi ya?

 
Ey Şey Gençliği! Neydi ya?Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

‘2002 ile 2012 arası ‘pankart açmak’, ’yürüyüş düzenlemek’, ‘ parasız eğitim hakkını savunmak’, yetmedi; ‘Türk bayrağı açarak halkı galeyana getirmek,’ suçlamalarıyla tam 17 bin üniversite öğrencisi hakkında soruşturma açıldı, 22 ay boyunca tutuklu kalan oldu. Halen 219 üniversite öğrencisi cezaevinde…’

 

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır. 

 

‘ Tanıkların gizli, belgelerin şaibeli, kanıtların sahte olduğu Ergenekon ve Balyoz gibi davalarda ABD’li istihbarat çalışanları eşliğinde delil arayan Türk polisinin videoları, İsrail askeri birimleriyle birlikte bilgisayar harddisk’i inceleyen Türk yargısının raporları ortalığa saçıldı. Adına hizmet denen ve dini olduğunu öne süren bir cemaatin bütün yayın organları el birliğiyle iftira, yalan ve karalamalarla saldırıya geçmişken, Harp Okulu’nu dereceyle bitirmiş genç Teğmen Mehmet Ali Çelebi’nin aylarca tutuklu kalmasına delil olarak öne sürülen telefon kayıtlarının, bizzat polis tarafından telefona yüklendiği ortaya çıktı. Bilgisayarlarda hazırlanmış sözde belgelerin sahteliği üniversite raporlarıyla kanıtlandı.’

 

İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. 

 

‘ Son altı yılda sendika üyeliği, dernek açmak, vakıf kurmak gibi toplumsal birlik sağlayıcı hareketlerin karşısına vergi müfettişleri, zabıtalar, terör uzmanları, jandarma ve polis ordularıyla saldıran devlet sayesinde, Türkiye’de örgütlü vatandaş sayısı son 10 yılda %71 azaldı. Bunun bir sonucu olarak bireyler yalnızlaştırıldı. Hükümetin Anayasal değişiklik halkoylamasında ‘memura çifte sendika’ hakkı yalan çıktı. Aradan geçen bunca zamana rağmen bırakın çift sendika hakkı; artık sendikaların toplu sözleşme imzalaması yetkisi dahi ellerinden alındı. Öğrencilere burs sağlayan Türkan Saylan Vakfı kapanmak üzere, Atatürkçü Düşünce Derneği üyesi olmak ‘teröre destek vermekle’ bir tutuluyor ve bütün bunları yapan hükümet demokrasi öncüsü! Avrupa tarafından en başarılı hükümet olarak gösteriliyor…’

 

Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

 

‘ Hükümetin A.B. anlaşmaları ve imzaları sonucu Çanakkale ve Boğazlar’dan geçiş öncelikleri düzenlenerek, akaryakıt tankerlerinin denetimi yabancı konsorsiyuma terk edilmiştir. ABD’nin talepleri üzerine ‘Kılavuz kaptan’ uygulaması değiştirilmiş ve mevcut iktidara kadar Türk kaptanlar kılavuzluğunda geçiş sağlayan AB ve ABD bandıralı gemiler denetim dışı bırakılmıştır.

Türkiye’nin Cilvegözü Sınır Kapısı’ndan başlayarak tam 730 km. boyunca devam eden Suriye sınırı Kürdistan coğrafyası olarak tanımlanırken, bölgede kimin nasıl ne ile geçtiği tamamen belirsizdir. Birkaç gün önce sınır kapısında infilak eden bomba yüklü araç yüzünden 13 kişi hayatını kaybetmiştir…

Türkiye’nin Karadeniz, Akdeniz ve Ege’de bulunan toplam 11 adet liman ve tersanesinden bir tanesi dahi Türkiye Cumhuriyeti’ne ait değildir. Hükümet son 7 yılda hız verdiği özelleştirme furyasıyla üç tarafı denizlerle çevrili ülkenin 11 limanının tamamını çeşitli ülke ve işletmelere ait şirketlere devretmiştir. Bütün tersanelere girilmiş haldedir…

Türk Silahlı Kuvvetleri’nde son 4 yıldır yaşananlar sonucu aynı anda Hava, Deniz, Kara ve Jandarma Genel Komutanları istifa ettirildiği gibi, TSK’nın komuta kademesinin %21’i tutuklu haldedir. Hükümet döneminde seçilerek hükümet döneminde görev yaptıktan sonra aynı dönemde emekli olan Genel Kurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ, PKK Terör örgütü kurucusu Şemdin Sakık tanıklığında ‘TERÖRİST’ olarak yargılanmakta ve 5 aydır cezaevinde tutuklu bulunmaktadır. Ordu dağıtılmış haldedir…

2B yasası, yabancılara mülk satışı, akarsu ve derelerin işletim hakları gibi düzenlemeler sayesinde Türkiye’nin her köşesinde yabancılara ait işletmeler, oteller, parklar ve alışveriş merkezleri görülebilir. Ancak tuhaf olan; bir Türk vatandaşı İngiltere’den arazi almak istediğinde metrekare sınırlandırılmasına uğrarken, herhangi bir yabancı Türkiye’den arazi almak istediğinde yüzlerce dekar birden alabiliyor olmasıdır. Telekom, Sümerbank, Seka, Tekel gibi tümüyle yabancı sermayeye terk edilmiş kurumlar bir tarafa, Türk borsanın %67’si yabancı şirketlerin elindedir…’

 

Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler.

 

‘Halen TBMM’yi oluşturan milletvekilleri içerisinde 4 adet cinayete teşebbüs, 19 adet yardım ve yataklık, 1 adet ‘kalpazanlık’, 87 adet rüşvet, irtikâp ve ihaleye fesat karıştırma, 116 adet yolsuzluk ve 26 adet terör örgütüne üye olmak suçlamalarıyla haklarında fezleke düzenlenmiş 253 adet milletvekili bulunmaktadır.

Madımak Oteli’ni ateşe vererek onlarca şair, yazar, müzisyen ve aydının yanarak ya da boğularak ölümüne neden olan şüphelilerin savunmasını üstlenen 32 avukatın tamamı, bugün hükümet milletvekili olarak parlamentodadır.

Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler.

PKK Terör Örgütü kurucusu Abdullah Öcalan’ın adını ‘sayın’ koyup muhatap kabul ederek temsilciler gönderen Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye toprakları üzerine İsrail’i korumak üzere iki adet radar üssü ve ABD kullanımı için bir de Füze Rampası kurdurmuş bir başbakandır.’

 

Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

 

‘Peki, kime oy verelim? Hani alternatif mi var?’  diye dert yanan halk bir yandan yüksek vergiler ve faizlerle ezilirken, diğer yandan sözde dindar bir dönüşümün diktatörce baskısı altında günü kurtarmanın endişesindedir. Halkın gözü ve kulağı olması gereken basın eğlence programları, evlilik gösterileri, yemek yayınları ve ‘halkı şebeğe çeviren’ prodüksiyonlarla milleti oyalayıp aptallaştırma görevini layıkıyla yerine getirirken, ‘şehit haberlerini yayınlamanın bile yasaklandığı’ bile hale dönüştürülmüştür. Sayısız televizyoncunun işine son verilmiş, gazeteciler kovulmuş, köşe yazarları sansürlenmişken, milletin doğru ve tarafsız haber kaynakları teker teker susturularak yerine ‘ağzında tabak taşıyan kocalar, kıçında kurdele gezdiren kadınlarla’ dolu yarışma programları veya iftira ve hakaretten ibaret figüranların rol aldığı sözde tartışma programları yerleştirilmiştir. Dünyanın en pahalı akaryakıtını aslında dünyanın en yüksek vergilerini ödediği için kullanmak zorunda kalan millet aylık erzak torbası, yandaşına iş, evladına sınav kopyası, sobasına kömür sadakalarıyla duruma razı getirilirken, sıkışılan yerde ‘iki tane cami projesi ve bir de türban ağlaşmasıyla’ dinle soslanmış bir zavallılığa mahkûm edilmiştir.’

 

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

 

‘Bu yüzden ‘Türk’ kelimesi tehlikeli, ‘Türk istiklali’ faşistlik ve ‘asil kan’ ırkçılık olarak ayıplanmakta, dışlanmakta, yargılanmaktadır.

Bu yüzden Türklük yerine Türkiyelilik ve ‘Ne mutlu Türküm diyene’ yerine ‘cemaatçilik’ pompalanmakta ve gençlik son 10 yılda 6 kez değiştirilip sonunda ucube haline getirilmiş bir eğitim sistemiyle ‘Bağımsızlık duygusundan’ koparılmaktadır.’

Andımız’ı kaldıran zihniyet budur.

Bu yüzden Gençliğe Hitabe’yi kaldırmak için an kollamaktadırlar.

Bu ülkenin dağında taşında yazan ‘Ne mutlu Türküm Diyene!’ cümlesini bu yüzden silmektedirler.

Cumhuriyet kutlamalarını yasaklayıp elinde Türk bayrağı ile meydanlara inen halkı coplayan zihniyet budur.

 

Olacak sanıyorlar; Mustafa Kemal Atatürk’ün bir cümlesi daha var, bilmiyorlar.

‘Bağımsızlık benim karakterimdir.’

Bağımsızlık Türk gençliğinin karakteridir.

 

Şahsi emellerinin ya da korkularının esiri olmuş, menfaatleri, makamları ve koltukları için zincirlenmiş ve sözde hizmetlerinin sarhoşluğuyla emperyalistlerin kuklası olmuş zihniyetlerin korktuğu Anıtkabir’de yatan değil, her yerde ayakta olan ‘Bağımsız Türk Gençliği’dir.’

 

Hani bunları kulağında kulaklıkla iPhone’nundan okurken etrafındaki kızları kesen, finalleri vereyim diye debelenirken işsiz kalacağı günleri hiç düşünmeyen, Messi’nin çalımlarını paylaşacağım derken bütün Facebook listesini alt üst eden, duyduğu her sözü Mevlana’ya ait sanıp twitlemek için klavyeye yüklenen, ‘banane yaa, bölünsün gitsin’ derken hamburgerinden sızan mayonezi dudaklarından silen, şakirt abisinin tavsiyesiyle dergi-gazete dağıtıp biadı ufak yaşlarda öğrenen, hizmeti millet için değil ümmet için yaparken sıranın kendisine gelip devlete kapağı atacağı günleri hayal eden, gazete internette okuyup ‘askerler cami bombalayacakmış diye tövbe çeken’, iddia’da tutturmak için elli çeşit formülü sabahlara dek hesaplayarak yazıp çizen ve askerden yırtmak için birden bire hümanist falan kesilen Türk gençliği değil:

Onlara rengarenk gençlik yahut ak ve pür-i pak gençlik diyoruz.

Mustafa Kemal Atatürk’ü hitap ettiği; ‘Bağımsız’ olanlardır.

Değilsen üstüne alınma, tasmana alışmaya devam et kardeşim.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here