Fransız İstihbaratı ve Fransa – PKK İşbirliği

Fransiz İstihbaratı
Fransiz İstihbaratı
Fransiz İstihbaratı
Fransiz İstihbaratı

Paris’te 3 PKK’lı kadının öldürülmesi haberinin ardından gözler bir anda Fransa’ya çevrildi. Türkiye ve PKK arasındaki silah bırakma sürecinde böyle bir olayın vuku bulmasını konuşulurken aynı zamanda Fransa’nın Nijerya ve Senegal üzerinden Mali’ye müdahalesi ve Somali operasyonları ile eş zamanlı olması da ise dikkatten kaçmamalı.

Paris’teki İnfazlar Sonrası Fransa ile terör örgütü PKK Arasındaki Karanlık İlişkinin Derinliği İyice Su Yüzüne Çıktı

Fransız İstihbaratı ve polis tarafından yıllardır 7/24 adım adım izlenen PKK’lıların öldürülmesi, olayın istihbarat servisinin gözleri önünde veya bilgisi dahilinde cereyan ettiği şüphelerini güçlendiriyor.

Aynı zamanda, ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nin Dışişleri’ne ve Bağdat Büyükelçiliği’ne gönderdiği, dönemin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson tarafından kaleme alınan 7 Aralık 2007 tarihli gizli kriptoda, Sakine Cansız ve Rıza Altun’un isimlerine özel önem atfediliyor. Kriptoda, Avrupa’dan PKK’ya yönelik mali yardımın kesilmesi için ABD hükümetinin “iki hedefe”, Sakine Cansız ve Rıza Altun’a özel olarak odaklanması gerektiği ifade edilmiş olması da Fransız polisi açısından Sakine Cansız’ın korunması üzerindeki önemini de arttırmış oluyor.

Fransız Siyasetçileriyle PKK İşbirliği İçinde

Hollande, “Dehşet verici bir olay. Öldürülen üç kişiden biri sık sık bizimle görüşmeye geldiği için hem benim hem de birçok siyasi aktörün tanıdığı bir isim. Şimdilik soruşturma başlatıldı. Olayın nedenlerini ve faillerini bilmemiz için sanırım en doğrusu beklemek” dedi. Elbette bu sözler 2007′de başlayıp hala devam eden Fransa’daki PKK davasını ve Fransız istihbaratı DST ile PKK arasındaki karanlık ilişkileri hatırlattı.

Hollande bu sözleri sarf ederken Le Monde ise olayın perde arkasında “Türk aşırı milliyetçi ağlar”ın varlığının bulunduğu iddiasını kamuoyuna servis ederek hedef saptırıyordu.

Bu arada bazı Türk köşe yazarları üzerinden bu cinayetlerin İran’a yıkılmak istenmesi de konunun bir başka karanlık yönüne işaret etmektedir.

Bu cinayetlerin arkasında Türkiye’de terörün bitirilmesini istemeyen ülkelerin olduğunun düşünülmesi belki makul olabilir ancak alenen Fransa’nın kontrolü altındaki bir ortamda işlenen bu cinayetler için, Fransız İstihbaratı ile ortak hareket edilerek bu infazların gerçekleştirildiği belki iddia edilebilir. Eğer bir iç hesaplaşma süsü verilmek istense bile bu olayın arkasında yine Fransız İstihbaratının olduğu mutlaka düşünülmelidir.

Gözardı Edilen İran – Fransa İşbirliği

İran’da Şahın devrilmesinde ve Humeyni devriminin gerçekleştirilmesinde KGB bizzat A’dan Z’ye organizasyonları yapmış, KGB’ye de en büyük ikinci desteği Fransa’da devlet kademelerine de tam hakim olan Fransız komünistleri vermiştir. Humeyni’ye sahip çıkan Fransa, onun Paris’in bir banliyösü olan Neauphle-le-Chateau’dan şah yönetiminin yıkılması yolunda yoğun bir propagandaya girişmesine uygun zemin ve her türlü imkanı sağladı. Daha sonra da Humeyni’yi güvenle İran’a ulaştıran Fransa, devrim sürecinin en önemli aktörlerinden birisi olmuştur. Eğer Paris cinayetinin arkasında İran aranacaksa, bu İran, Fransa ve SSCB komünist kadrolarının imalatı olan derin İran’dır. İran’ın şu anki komünist/sosyalist derin devlet yapısı için Bülent Keneş’in çalışmalarına da göz atmakta fayda var. (1)

Fransa’nın karanlık tarihi de, son Paris saldırısının arkasında nasıl olabileceğinin bir başka göstergesidir. (2)

Fransa ve PKK Arasındaki Karanlık İlişkilerin Mahkemeye Yansıması

Fransa’da yakalanan ve PKK’nın Avrupa kasası olmakla suçlanan Nedim Seven, Paris’te görülmeye başlanan PKK davası duruşmalarında Fransız polisinin “şiddet kulanmadığı, 18 yaşından küçükleri örgüte almadığı” sürece Fransız polisi ve istihbarat servislerinin PKK’ya eylemlerine toleranslı yaklaşacaklarını açıkladıklarını belirtmişti.

Şubat 2007′de Parisien gazetesi bu itirafları haber yaparak “Muhbir olarak kullanılan bu militanlar, ayda ortalama bir kere istihbarat servisi üyeleriyle bir araya geliyorlardı” diye yazdı. Gazete, bir gözlemcinin “PKK ile Fransız istihbaratı arasında ‘Fransa’da suikast saldırısı yapmayın, biz de sizi rahat bırakalım’ şeklinde adı konulmamış bir anlaşma vardı” şeklindeki sözlerine de yer verdi.

İşte PKK üyeleri ile Mahkeme Hakimi Arasında Geçen O Diyalogtan Bir Bölüm:

Hakim: PKK’yı terörist listesine aldıklarını söylediler mi?

Seven:
 Hayır. Sadece polisin mevcut tavrının toleranslı olduğunu ama bunun böyle devam edeceği anlamına gelmediğini söylediler. ‘Şiddet uygulamayacaksınız, 18 yaşından küçükleri almayacaksınız’ dediler. Hiçbir yasaktan söz etmediler. CDK Kongresi yapılacaktı. Kongre hakkında bilgi istediler, anlattık. Kimlerin davetli olduğunu sordular; ‘sosyalistler, komünistler ve Kürt dostları’ dedik. Onları da davet ettik. ‘Biz zaten izliyoruz’ dediler. Para kampanyalarını aramızdaki iş bölümü gereği Canan Kurtyılmaz yürütüyordu. Ben sadece insanları teşvik ettim, bizzat para toplamadım.

Seven’in avukatı Jean Louis Malterre: Hakkınızda 2000’den bu yana Interpol bülteni var, aranıyorsunuz. 2006’da Fransa’ya geldiğinizde Fransız polisi bunu size sormadı mı?

Seven: Her 3 ayda bir oturma iznimi yenilediğim halde sormadılar. Hakkımda Türkiye’nin iade talepleri oldu, İtalya ve Fransa’da reddedildi. Fransa’da kalmaya karar verdim. (3)

Kışanak’ın Fransız İstihbaratını Aklamaya Neden Olacak Açıklamaları      

Tüm bu gelişmeler sürerken BDP eşbaşkanı Gülten Kışanak’ın ”Herkes ayağını denk alsın. Aklına başına toplasın. Hem görüşürüm hem katliam yaparım diyorlarsa, bunun bedelini çok ağır öderler. Bu topraklardaki bu çeteci zihniyet yıllardır insanlara, halkımıza, bize kan kusturuyor. Biz de onlara kan kusturacağız. Bedelsiz kalmayacak bu siyasi cinayet” şeklindeki sözleri Fransız İstihbaratının içinde olduğu anlaşılan bu cinayetleri ört bas etmeye yarar. Selahattin Demirtaş bu cinayetlerin arkasında Fransa var derken Kışanak’ın Fransız istihbaratını temize çıkarmaya yarayacak bu söz ve ifadeleri çok yanlıştır. Her halükarda bu şiddet içeren bu çatışmacı üsluptan tüm BDP’li siyasetçiler muhakkak uzak da durmalıdır.

Notlar:

(1) Bülent Keneş’in önemli “Sosyalist İttifak İçindeki İran”
tespitleri: http://www.zaman.com.tr/newsDetail_getNewsById.action?haberno=1166065
http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-32272-173-iran-hic-dost-olmadi-ki.html

(2) Fransa’nın Soykırım ve Kan Dökücü Tarihi:

Fransa 19 ve 20. yüzyıllarda Cezayir başta, Tunus, Senegal, Njer, Benin, Burkina Faso, Cibuti, Çad, Gabon, Gine, Kamerun, Komor Adaları, Moritanya’da da sömürgeciliğe soyundu ve her girdiği ülkede katliamlara imza attı.

Fransa Cezayir’i 1830′dan 1962′ye kadar yani toplam 132 yıl süreyle işgali altında tuttu. Bu süre içinde Cezayir halkı da kesintili olarak bağımsızlık savaşları verdi. Bu süre içinde Fransız işgalciler 1,5 milyon Cezayirliyi şehit etti.

Fransa’nın katliamları sadece can ve mal yönünde de kalmayıp tarihi, kültürel tüm miras üzerinde de her türlü karanlık oyun oynanarak Afrika çapında hem Müslümanların hem de kıta halkının hayatına tam kast edilmiştir.

(3) Fransa’daki PKK mahkemesi notları http://www.hurriyet.com.tr/planet/18131288.asp

 

 

 

 

 

Anti Gazete

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.