Site icon Turkish Forum

Aydın Olmanın Sorumluluğu

Mustafa Kemal Atatürk

Mustafa Kemal Atatürk


                     

 

Bilinen fıkra vardır…

“ İki kız babası uzun yıllar sonra karşılaşmış konuşuyorlar:
– Senin kız ne yapıyor?
– Benim kız çok başarılı… Müdürün sekreteri oldu. Müdür kendisine güzel bir daire kiraladı. Bir de otomobil aldı. Kızı ara sıra görüyoruz… Çok mutlu maşallah… Senin kız ne oldu?
– Bizim ki de seninki gibi bir müdüre metres oldu ama ben senin kadar güzel anlatamıyorum…”

 

Fıkra, özellikle sözde aydınlarımızı televizyonlardan izlerken, dinlerken aklıma geliyor. Sözde aydınlarımız, laik cumhuriyetin din devleti modeline gidişini öyle süslü kelimeler, öylesine güzel cümlelerle anlatıyorlar ki… Sanırsınız pupa yelken açmış nurlu ufuklara doğru ilerliyoruz…

 

Neler oluyormuş mesela: “Çevre, merkez ekseninin kırılması sonucu siyasetin yeni arayışlara girmesi…” – “Farklılıkların temsili esasına göre toplumun yeniden inşası…” – “Sistemin dışında tutulmuş kesimlerin sisteme dahil olmasının yarattığı değişim süreci…” vs..vs..vs….

 

Bazıları kalkmış ülkemizin bir kabuk değişimi yaşadığından söz ediyor. Bu yaşananlar kabuk değişimi falan değil…  Düpedüz toplumun beyni değiştiriliyor, yıkanıyor… Laik cumhuriyet, Atatürk, bilim, çağdaşlık gibi kavramlar alınıp yerine orta çağdan kalma kavramlar yerleştiriliyor. Anaokullarından başlanarak edilgin, çağdaş değerlere yabancı bir insan tipi yetiştiriliyor. Ülke şeriat toplumuna dönüşüyor. Din devleti modeline doğru ilerliyor… Ancak bunu açıkça söylemek ise tepkilere neden olmak anlamı taşıyor. Zira bu durumda tüm şimşekleri üzerinize çekmiş olmanız kuvvetle muhtemel…

 

Merak ediyorum; acaba bu sözde aydınlarımız tepki çekmemek adına mı böyle konuşuyorlar?  Süslü lafların arkasına saklanıyorlar… Böylece de hem söylemiş hem de söylememiş olacak, dolayısıyla, iki arada bir derede durumu idare edecekler… Bence öyle. Ancak doğru mudur acaba bu tavır. Ne yardan ne de serden vazgeçmemek, ülkenin bu gidişatına dur demek olabilecek midir? Asla…

 

Süslü cümlelerle içinde bulunduğumuz süreci, güya bilimsel gerçeklere dayandıracaksınız.  Bu sürecin olmazsa olmaz, yaşanması gereken bir süreç olduğundan dem vuracaksınız. Yani bir anlamda yaşananları güzel ve Türk insanının özü gibi göstereceksiniz. Sonra da kalkıp; “Ben halkı aydınlattım. Çıkıp televizyonlarda durumu anlattım. Gazetedeki köşelerimde bundan bahsettim.  Ama demek ki Türk Ulusu buna layık. Anlamadı. Bu gidişata dur demek adına örgütlenemedi.” diyeceksiniz.  Böylece de kendinizi haklı göstereceksiniz. Ne güzel değil mi? Peki, o halde nerede kaldı sizin aydın kimliğiniz? Bu tavır ve davranış ülkemizi ve insanlarımızı bu gidişattan kurtarabilecek mi? Tabii ki hayır. O halde silkinin ve kendinize gelin. Çıkıp halkımıza durumu tüm açıklığıyla anlatın. Onları aydınlatın.

 

Aksi halde, bir şairin ‘Tarafsız Aydınlar’ başlıklı şiirinde dediği gibi, aydın olmanın sorumluluğundan kaçanlara gün gelecek halk cezasını verecektir. Unutulmamalıdır ki, halkın vereceği ceza bir hükümetin vereceğinden çok daha büyük olacaktır.

 

ARZU KÖK

Exit mobile version