Ana sayfa Orta Doğu ve Afrika İsrail

Şark Meselesinin Yeni Adı: Gazze…

Doç. Dr. Mehmet Seyfettin EROL, USGAM Başkanı

Gazze, Filistin meselesi üzerinden ilgili tüm tarafların mesajlarını verdiği, hesaplarını gördüğü, köhnemiş bir sistem ve anlayışın harabeleştirmeye, diz çöktürmeye çalıştığı bir direniş merkezi. Dolayısıyla, mevcut şartlar altında hiç bir ateşkes bölgedeki yangını bırakın söndürme, kontrol altına alma kudretine bile sahip değil. Tarafların, özellikle de İsrailli üst düzey yetkililerin yaptıkları açıklamalar da bu tespitimizi fazlasıyla teyit ediyor.

Nitekim, son altı yıl içerisinde iki büyük saldırıya maruz kalan ve bir anlamda İsrail’in bölgedeki işgal güzergahı konumunda bulunan Gazze, gerek Filistin Devleti’nin kuruluşunda oynadığı belirleyici rol gerekse de bölgedeki diğer gruplar ve ülkeler ile İsrail arasındaki tampon konumu itibarıyla vekaleten savaşların yürütüldüğü bir hesaplaşma alanı.

Bundan dolayı da taraflar açısından sorunda ciddi anlamda bir güvenlik kısırdöngüsü ve buna bağlı bir güven meselesi var. Bu kısır döngüyü besleyen nedenler var olduğu sürece de bunun böyle devam etmesi kaçınılmaz.

Bu bağlamda, Başbakan Erdoğan’ın son saldırılar dolayısıyla en az İsrail kadar suçladığı, eleştirdiği, hedef aldığı Birleşmiş Milletlerin o bildik (BM) tavrı, aslında sorunun belkemiğini oluşturuyor.

Dolayısıyla, öncelikli misyonu Amerika ve diğer dört büyük gücün çıkarlarını korumak olan ve Büyük İsrail Projesi’ne hizmet eden BM sisteminin söz konusu varlığı devam ettiği sürece, Türk-İslam dünyasında hiç bir meselenin adilane çözümü mümkün görünmemektedir. Bunun için Çin Seddi’nden Cebelitarık’a kadar uzanan bu geniş coğrafyada Müslümanlar hedef olmaya devam edecek ve Türk-İslam dünyası Osmanlı sonrası kaybettiği o barış, huzur ve refah ortamını bir süre daha bekleyecektir.

Çünkü mesele, bir güç sorunudur. Mevcut şartlar altında şikayetten öteye gidemeyen bu sorun tespitinin halline yönelik yaklaşım tarzı da, açıkçası en az meselenin kendisi kadar sorunludur. Bundan dolayı da Batılı kavram, kuram ve kurallarla İslam dünyasının içinde bulunduğu sorunlardan kurtulması pek mümkün görünmemektedir.

Gazze, bu bağlamda Filistin davasının sembol ismi olduğu kadar, dünyadaki adaletsizliğin, sistem sorunun da bir anlamda vücut bulduğu ve dile getirildiği bir direniş merkezidir. Aynı zamanda Gazze, Batı’nın Türklerle ve İslam dünyasıyla Haçlı seferlerinden bu yana devam eden Şark Meselesi’nin de ayrılmaz bir parçasıdır.

Batı’nın hassasiyetinin arkasında da bu yatmaktadır. Özellikle de Mavi Marmara sonrası İsrail ile yaşanan krizin çözümünde ortaya konan Gazze şartı, Batı’daki Türkiye algısını ve meseleye yaklaşımını değiştirmeye başlamıştır.

Oysa, oyunu kuranlar, kendi koydukları kurala göre bu oyunun oynanmasını arzu etmektedirler. Söylem bazında bile sınırlar aşıldığında, bundan dolayı ciddi anlamda bir reaksiyon gösterilmesinin nedeni de bundan kaynaklanmaktadır. Nitekim, Başbakan Erdoğan’ın Gazze çıkışına “Model Ortak” tarafından anında konulan tepki ve bu çıkışın İsrail’e yönelik bir “retorik saldırı” olarak değerlendirilmesinin ardında da bu yatmaktadır.

Şimdi burada sormak lazım, retorik olarak bir eleştiriyi dahi kaldıramayan Batı, bölgede gerçek bir barışın sağlanması noktasında ne kadar İsrail karşısında bölge halklarının çıkarlarını gözetebilir? Gazze’de katliamların durdurulması yönündeki bir çağrıyı “retorik saldırı” olarak nitelendiren bir anlayış ile nasıl bir işbirliği süreci güdülebilir? Ortadoğu’da ABD sonrası için “ben de varım” mücadelesi veren İsrail’e “sınırlarını bil” diyemeyen bir ABD, nasıl olur da bölgede Müslüman ülkeler ile bir ittifak geliştirebilir?

Dolayısıyla Türkiye’de AK Parti, Mısır’da ise Müslüman Kardeşler Örgütü açısından ciddi bir sınav söz konusu. Bir taraftan kendi tarihleri, tabanları ve ideolojileri, diğer taraftan ise küresel aktörler ile geliştirilen konjonktürel derin ilişkiler… Her ikisi de belli bir tercihe doğru sürükleniyor.

Nitekim,  bu operasyonların bir hedefi olarak artık bu husus netlik kazanmaya başlamış durumda. Bundan dolayı, Ankara-Kahire hattındaki yakın işbirliğinin arka planında, bölgedeki krizin kendi ülkelerinde de siyasi anlamda bir iç krize yol açma kapasitesi, olasılığı yatıyor. Karşılıklı kızgınlıkların altında yatan bir diğer neden de bu.

Mesele artık bir hazım sorununa dönüşmüştür. Yeni Türkiye’yi hazmetmekte zorlanan güçler, oyunlarını bozmaya yönelik bir takım çıkışları kabullenmekte zorlanmaktadırlar. Onlar da bilmektedir ki,  bölgede istikrar ve barış, Büyük İsrail Projesi’nin sonu ile eşdeğerdir. Türkiye de, her şey bir tarafa, varlığıyla bile bunun önündeki en büyük engel olarak kabul edilmektedir.

Dolayısıyla Gazze meselesi, aslında bir İstanbul Sorunu’dur, bir Doğu Sorunu’dur… Meseleye bu şekilde yaklaşılamadığı sürece de, Gazze’deki gözyaşlarına ortak olmaktan öte bir tavır konulması, sadece ve sadece ham bir hayal olacak, retoriklerle vaziyet idare edilmeye çalışılacaktır! 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here