Azerbaycan’dan Tayyar Diyanet Vakfı’na mektup!

Aşağıdaki mektup, e-posta vasıtasıyla tarafımıza gönderilmekle birlikte, aslında 75 milyonluk Türkiye Cumhuriyeti halkına gönderilmiş bir mektuptur. Daha doğrusu mektubun bu gözle okunmasında fayda vardır. Üç nokta ile geçilen birkaç yerde hakaret olarak algılanabilecek kelimeler bulunduğu için onları yayınlamayı uygun görmedik. Onun dışında mektubun noktasına ve virgülüne dahi dokunulmamıştır. Türkçeye hakimiyetteki başarıya ve üsluptaki akıcılığa özellikle dikkatinizi çekerim. Buyurun bakalım:

Muhterem hocam, merhaba! “Tayyar Diyanet Vakfı…”(*) isimli yazınızı okudum. Tebrik ediyor, ellerinize sağlık diyorum. Hocam, belirtmek isterim ki, okurun anlattıklarınızı iyice anlayabilmesi için sizin de ifadenizle “Bay Altıkulaç’ı” tanımış olması gerekir. O yüzden bazıları yazınızı anlayamayabilirler, aldırmayın lütfen. Bunu, Bay Altıkulaç’ı tanıyan birisi olarak söylüyorum. Nereden diye soracak olursanız…

Hocam, ben Azerbaycan’ın TDV’ye, dolayısıyla Türkiye’ye emanet ettiği İlahiyat öğrencilerindenim. TDV’nin Bakü’de kurulmasına aracılık ettiği İlahiyat Fakültesi’nden 2001’de birincilikle mezun oldum. Hocalarımın “Senden umutluyuz” dedikleri nadir öğrencilerdendim. Memleketimde yerine getirmem gerektiğini düşündüğüm, şiddetle ihtiyaç duyulan hizmetleri de ertelemek suretiyle 2002’de TDV’ye güvenerek, anılan vakfın bursuyla yüksek lisans ve doktora öğrenimi için Türkiye’ye geldim. Ne yazık ki, doktora öğrenimimin henüz başlarında iken sırf Bay Altıkulaç’ın … ve … boyun eğmedim diye, anılan …’in talimatıyla vakıf tarafından bursum kesilmek suretiyle mağdur edildim. Bunu yaparken gerekçe de gösteremediler.

Çünkü gerekçe, dediğim gibi Bay Altıkulaç’ın Diyanet’teki diktatörlüğüne boyun eğmemem, Diyanet’in Azerbaycan’daki hizmetlerine zarar veren tavırlarına karşı çıkmamdı, bunu da itiraf edemezlerdi tabii. Beni asıl üzen şey Diyanet’teki her kesin bunun bir haksızlık olduğunu bildikleri halde ses çıkarmamaları oldu. Kimse “Bu öğrenci yarın memleketine döndüğünde burada yaşadıklarını, uğradığı haksızlıkları bir anlatırsa, her fırsatta kendilerine hizmet ettiğimizi söylediğimiz Azerbaycan halkı yüzümüze tükürmez mi?” diyemedi. Oysa çok başarılı bir öğrenciydim, Üniversiteden de onaylatabilirlerdi. Ama talimat, egosunun, nefsinin esiri olmuş Bay Altıkulaç’tan gelince başarı, hak, adalet hikaye oluyor.

Allaha bin şükür. Bugün kendi kısıtlı imkanlarımla öğrenimime devam ediyorum. İnşallah bitirdiğimde hizmet için memleketime döneceğim, ama hizmetimin yanında bir zamanlar toz kondurmadığım, fakat Türkiye’de bulunmam vesilesiyle aslında Bay Altıkulaç’ın pis emelleri için kullandığı şeytanlıklar yuvasından başka bir şey olmadığını öğrendiğim TDV’ye, Azerbaycan’a karşılıksız hizmet adı altında meğer ne karşılıklar beklemelerinin ve bana kaybettirdikleri “BEŞ YIL”ın hesabını soracağım. Ama lütfen beni yanlış anlamayın, hesaplaşmam Türkiye ile değil, o güzel ve isabetli ifadenizle Tayyar Diyanet Vakfı ile olacak. Şunu da belirtmek isterim ki, mağdur edilen tek Azerbaycanlı değilim.

Biz Azerbaycanlılar için, Türkiye deyince akan sular durur. O yüzden bizler, Türkiye’ye zarar verecek işlerin altına asla imza atmayız. Bize, TDV ihanet etti, Türkiye değil. Biz de TDV ile hesaplaşırken, bu vakfın Azerbaycan’a ihanet ettiği gibi, Türkiye’ye asla ihanet etmeyiz. Hem de takdir edersiniz ki, TDV’den Türkiye de zarar görmektedir.

Hocam, neler yaşadığımı detaylı yazacak olsam kitap olur. Başınızı ağrıtmama hakkım yok. Fakat “Diyanet’in Camileri İbadete Kapanırken” yazınızla da ilgili izin verirseniz daha sonra kısa bir yazı göndermek isterim size.

Hocam sonda şunu da belirtmek istiyorum: Her fırsatta Kenan Evren’i öven Bay Altıkulaç, darbe dönemiyle ilgili birçok kişiyi dinleyen savcılarca niçin dinlenmez, düşünmeden edemiyorum. Yoksa dinlediler de benim mi haberim yok?
Saygılarımla
Zaur ŞÜKÜROV
Tayyar Diyanet Vakfı Mağduru Öğrenci

Yukarıdaki mektubu yayına vermeden önce sorumlu gazetecilik ilkesi gereğince öncelikle TDV’de yabancı öğrencilerle ilgilenen Dış İlişkiler Müdürlüğü’nü, arkasından da onların yönlendirmesiyle İSAM yetkililerini aradım. Yetkililerce konu ile ilgili olarak bana verilen bilgiler özetle şöyledir:

“Zaur Şükürov, TDV tarafından Bakü’de açılan İlahiyat Fakültesi’nden mezun olmuştur. Ankara Ü.İlahiyat Fakültesi’nde master ve doktora yapmak için getirilmişse de İstanbul’da ikamet etmesi uygun görülmüş, çok zengin bir kütüphanesi ve dokümantasyon merkezi bulunan İSAM’da kendilerine (iki öğrenciye bir oda şeklinde) çalışma ortamı temin edilmiştir. Zaur Şükürov’a dört yıl süreyle burs verildikten sonra ‘DİSİPLİNSİZLİK’ yaptığı gerekçesiyle 2007 yılının Aralık ayında bursu kesilmiştir. Yurtdışından getirilen öğrencilerin, yılda bir ay süreyle memleketlerine gitme hakları vardır. Ülkelerinde bu süreyi aşıran öğrencilerin bursu, vakfın mevzuatı gereğince kesilmektedir.

Zaur Şükürov’un yapmış olduğu disiplinsizlik, kaçak yollardan (İSAM’dan habersiz demek istemiş olabilirler) ülkesine giden bir arkadaşının yerine imza atarak sahtekârlık yapmasıdır. Arkadaşının yerine imza atarak sanki yurt dışına çıkmamış gibi işlem görmesini sağlamak isterken durum tespit edilmiş ve bu konuda savunma vermesi talep edilmiştir. Uzun uzun yazdığı savunma yazısında haklı olduğunu iddia etmiş, özür dilemek yerine Tayyar Altıkulaç ile olan görüşmelerinde hoca-öğrenci ilişkisi boyutunu aşarak farklı bir tutumun içine girmiş, bir anlamda ‘Sen beni sorgulayamazsın. İkimiz de eşitiz…’ havasında hareketlerde bulunmuştur…”

Bizim “Yani, Zaur Şükürov, bir anlamda ukalalığının cezasını çekmiştir! Çalışanlarını, önünde diz çöktürmeye alışmış Tayyar Altıkulaç’a bir anlamda karşı geldiği, diklendiği için bursu kesilmiştir! Eğer özür dileyip, aşağıdan alsaydı bursu kesilmeyecek ve mağdur olmayacaktı değil mi?” anlamındaki sorumuza karşılık İSAM yetkilisi “EVET” cevabını vermiştir.

İSAM yetkilisinin dediğine göre; Zaur Şükürov’a, bursunun neden kesildiğine dair birinci kez yazılı cevap verilmiş, ancak adı geçenin ısrarlı yazılarına dönemin İSAM Başkanı Prof. Dr. M.Akif Aydın’ın talimatıyla ikinci kez cevap verilmemiştir(**)

Buraya kadar anlatılanlardan çıkaracağımız netice şudur: Başta Azerbaycan olmak üzere; TDV’nin yurtdışındaki hizmetleri ve faaliyet alanı, umumiyetle Tayyar Altıkulaç’ın öngörüsüyle ve talimatlarıyla şekillenmiştir. Adı geçen, aktif siyaset yaparken perde arkasından, aktif siyaseti bıraktıktan sonra ise işlerin içine bodoslama dalarak adı geçen vakfın yurtiçi ve yurtdışı hizmetlerini yönlendirmesinin yanında Vakıf çalışanlarını hallaç pamuğu gibi savurmuştur ve savurmaya halen devam etmektedir. Bay Altıkulaç’ın yeni karargâhı, adı geçen vakıf tarafından İstanbul’da kurulan 29 Mayıs Üniversitesi’nin Mütevelli Heyeti Başkanlığı’dır. Muhtemelen ölünceye kadar da bu görevde kalacaktır Bay Altıkulaç. Zaten başka türlüsü de düşünülemez!

Diyanet İşleri Başkanı olduğu dönemde başkanlık çalışanlarının, sair dönemlerde TDV çalışanlarının değil Bay Altıkulaç’a diklenmek ve karşısında söz söylemek, önünde secde olmasa bile sürekli rükua vardıkları bilinen bir gerçektir. Zaur Şükürov eğer bunları bilseydi, muhtemelen kendisine cevap vermeye çalışmayacak, ısrarla haklı olduğunu savunmayacak ve özür dileyip Bay Altıkulaç’ın elini öperek bursunu almaya devam edecekti. Anlaşılan Zaur Şükürov, yaşı gereği Sovyet sistemini de pek anlayamamış. Eğer anlayabilseydi, ilahlara karşı gelinemeyeceğini de bilir, ona göre davranırdı. Zira Diyanet’te tahammül edilemeyen tek disiplinsizlik, amire karşı gelmektir. Amir haksız da olsa, yanlış da yapsa karşı gelmeyecek, doğruyu söylemeyeceksiniz.

Çünkü Diyanet’teki din baronları asla yanılmazlar, asla yanlışa düşmezler, asla haksızlık yapmazlar. Diyanet’te hırsızlık yapanlar affedilir, açıktan açığa siyaset yapanlar görmezden gelinir, halkın yardımlarını sağda solda çarçur edip usulsüz harcamalarda bulunanlar hoşgörü ile karşılanır, Almanya’da, Türkmenistan’da, Lüksemburg’da, Antalya’da ve İstanbul’da trilyonları heba edenler masum kabul edilir, ancak din baronlarının lafının üstüne laf söyleyenler yedi düvelden, dokuz iklimden kavulurlar. Canlarına okunur onların. Azerbaycanlı Zaur Şükürov, muhtemelen işte bunları bilmiyor efem…
_________
* “Tayyar Diyanet Vakfı ve Diyanet’teki Ülkücü kıyımı” başlıklı yazımızı okumak için lütfen şu linki tıklayınız: http://www.antigazete.com/yazar_yazilari.php?yazi_no=772,
** Zaur Şükürov’un ikinci mektubu ve TDV yetkililerinin açıklamalarının ikinci bölümü bir sonraki yazımızda yayınlanacaktır.

Yorum Gönderin Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.