Kategoriler
Ahmet K. Aytar Ekonomi

TÜRKİYE’NİN HİDROKARBON OYUNU

ABD’nin iki yönden yüklenmesinde;”Hazar Havzasının Enerji Kalkınması Projesi“,Rusya’dan geçen hatlara bağımlılıklarının kaldırılmasını teminen Hazar ülkelerinin bağımsızlığını,alternatif ihraç yollarının bulunmasını ve mevcut rejimiyle İran‘ın Hazar enerjisinde rol almamasını,
Büyük Orta Doğu Projesi” ise İslam ülkelerinden hareketle Suriye‘de ve İran‘da rejim değişiklikleri üzerinden zengin kaynakları ve önemli jeopolitikleri uhdesinde bulundurmayı öngörüyor.
Rağmen Rusya’nın  hidrokarbonlu enerjiler sektöründe kararların alınmasında dünya çapında önemini Dünya Enerji Konseyi de vurgulamaktadır.
Nitekim Çin ekonomisi ve Rusya boru hatları üzerindeki rekabetinden giderek dolara dayalı ekonomi sisteminin yerine geçecek yeni bir ekonomi sistemiyle  yeniden küresel güçler olmak hedefinde mevzii kazanıyor.
Bu rekabette Almanya’yı asla ihmal etmemek gerekiyor. 

*
Çok kutuplu dünyaya doğru hidrokarbon ekonomisinden gelişen muazzam bir savaş sürmektedir.
Üstelik bugünün savaşları  çok yüksek ekonomiler ve teknolojiler ardında  bir kahramanlık konusu olmaktan da çıkıp farklı boyutlara taşınmıştır.
Yeni tehditler savaşan tarafların düzenli ordular olmasını gerektirmiyor,taraflar birbirlerine karşı asimetrik yaklaşımla üstün olanın zayıflıklarından yararlanmaya yönelik beklenmeyen,önlenemeyen yöntemler kullanıyor.
Bu savaşta Türkiye, ABD safındadır ve ön planda yer alıyor…

*
İşte, Paris’te Suriye Dostları toplantısında ABD Dışişleri Bakanı Hilary Clinton’ın,”Esad rejimini desteklediği için Rusya ve Çin bedel ödemelidir”açıklaması ve toplantıya katılan tüm ülkelerden Rusya ve Çin’in Suriye’ye desteklerini kesmeleri için baskı yapmalarını istemesi ardından, 
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu,”Artık Suriye rejimine destek olan rejimleri de izole etmeliyiz” çağrısında bulunuyor!

*
Peşi sıra Türkiye’nin hidrokarbon ekonomisiyle ilgili kararları ve kimi uygulamaları kamuoyuna yansıyor.
İlkin Türkiye’nin İran’dan  ithal ettiği ham petrolün parasını altınla ödediği ve İran’a altın ihracatının  60 tona ulaştığı bilgisi geçiliyor!
180 ton gibi önemsiz rezervi bulunan Türkiye’nin  son 3 ay içinde Halk Bankası vasıtasıyla İran’a bu çapta altın ihracı şaşkınlık yaratıyor!
*
AB’nin İran’ın petrol ihracaatı gelirlerinin azalacağı,nükleer programına yatırımlarını azaltmak zorunda kalacağı giderek rejiminin sarsılacağı beklentisiyle,
Mart’ta,bankalar arasında uluslararası çapta elektronik fon transferi sağlayan SWIFT kuruluşu Avrupa’da yaptırımlara tabi İran finans kurumlarının iletişim hizmetlerini durdurmuştur.
1 Temmuz’dan itibaren de İran petrolünü satın alan ve bunu İran Merkez Bankası aracılığı ile ödeyen herhangi bir ülke ya da şirketeekonomik yaptırımlar uygulanması kararı işliyor.
O nedenle 40’ın üzerinde İran bankası ve finans kurumunun döviz transferleri yapması imkansızdır,petrol ihracaatı zorlanıyor,müşterilerinin petrol bedelini İran’a altın ile ödemesi gerekiyor!
*
Petrolün altın karşılığında ticareti  petrol fiyatlarının artması,rezerv paraların değer yitirmesi ve altın fiyatlarının yükselmesi beklentisini oluşturuyor.
Altın! Almanya’ya küresel güç olmak yolunda büyük ufuklar vaadediyor-çünkü,Euro alanında para politikasını yöneten Avrupa Merkez Bankasına rağmen Almanya ulus devlet kimliğini titizlikle korumaktadır.
Merkez Bankasındaki (Bundesbank) 3750  ton altınıyla dünyanın ABD’den sonra (8965 ton) ikinci büyük rezervine sahiptir -işte,şimdi bu fırsatı kullanıyor…
*
Çünkü Almanya;Rusya ve Çin gibi ABD’nin 15 trilyon doları aşan borçları,hesapsız emisyonu,petrol ticaretinin dolarla yapılması ve dolara talebin oluşturduğu monopol durum nedeniyle mütemadiyen ihtiyacı malları diğer ülkelerden ucuza almasıyla oluşturduğu haksız rekabetten müştekidir.
Dolar yerine ortak dünya dövizi kullanmak ya da altın standardına geri dönüş ya da IMF nin aktarma haklarının uluslararası döviz haline getirilmesi  ya da bir diğer para biriminin daha küreselleşmesi alternatiflerinden birinin realize edilmesi yönünde  benzer kanaati taşıyor.
*
Türkiye iktidarı yakın geleceği yalnızca ABD gözüyle izlemektedir,onun tek kutuplu dünyasında “İslam Birliği” ütopyasında naylon Tanrılarının düzenini tesis edip köşe dönmek iştihasında bulunuyor.
ABD’nin “Hazar Havzasının Enerji Kalkınması Projesi” ile “Büyük Orta Doğu Projesi” çerçevesinde doğal gaz ihtiyacını giderek İslam ülkelerinden sağlamaya yöneliyor.
Nasılsa İran’ın rejiminin de  yıkılmasını mukadder görmektedir-o nedenle,İran’a yapılacak bir yatırımın İslam Birliği yoluyla küresel lider ABD’ye akacağına ve İslam Birliğinin gerekli payı alacağına inanıyor.
Evet,hidrokarbon fiyatları yükselince Rusya ve İran’a da kazancın ve gücün kapısı açılmaktadır ama İran’dan satın aldığı hidrokarbona altın ödemekte ya da -mesela,
Almanya’nın  İran’dan hidrokarbon ticareti karşılığının Altın’la ödenmesine aracılık etmekte herhangi bir beis görmüyor.
İhtiyacını öncelikle ve ziyadesiyle bir İslam ülkesinden sağlamanın önemini daha evlâ kabul ediyor.
*
Türkiye Rusya’dan Batı Hattı ve Mavi Akım Hattından,Azerbaycan’dan ve İran’dan olmak üzere 4 hattan doğal gaz almaktadır.
Botaş-Gazprom 1997 alım satım anlaşmasıyla Rusya’dan yılda 16 milyar metreküp ,1998 de bir diğer anlaşmayla yılda 9.6 milyar metreküp,
1996’da İran Ulusal gaz Şirketinden yılda 10 milyar metreküp ve 2001 de Azeri, Gas Supply Company’den yılda 6.6 milyar metreküp doğal gaz alınıyor.
Ayrıca Cezayir ve Nijerya’dan yılda 5.6 milyar metreküp LNG ithal ediliyor.
Boru gaz anlaşmaları uzun dönemli anlaşmalardır ve fiyatlar bütün uzun dönemli anlaşmalarda olduğu gibi petrol fiyatlarını baz alarak belirleniyor.
Ham petrol ve petrol ürünleri fiyatlarındaki değişiklikler doğal gaz fiyatlarına da yansıyor.
*
Nitekim bu yılın başlarında Türkiye  Batı Hattı kontratının bitmesinden fırsatla doğalgaz ithalatını liberalleştirme  girişimi başlatmıştır.
Özel firmalara yılda 6 milyar metreküp doğalgaz getirme yolunu açmak hedefi  gösterilirken-aslında,devletin  hidrokarbon piyasasında yüzünü İslam ülkelerine çevirmek politikası işletilmek istenmiştir.
Bu suretle Rusya’ya bağımlılığının azaltılması ya da Türkiye’nin payına düşen ölçekte Suriye rejimine destek veren Rusya’nın izole edilmesi düşünülmüştür.
Ne ki bu işi yapacak özel firma bulunamayınca -ilkin, Batı Hattında uzun vadeli doğalgaz anlaşmasından kurtulunmuş -ikinci olarak, mevcut hatta Rusya’dan doğalgaz tedarik maliyeti düşürülmüştür.
Şimdi Türkiye, Batı hattında Rusya’yı dışlamak ve oluşacak açığı kapatmak için İran’dan yaptığı gaz alımlarını günlük 4-5 milyon metreküp arttırmak istiyor.


*
Diğer bir gelişme Türkiye’nin Kuzey Irak Kürt Bölgesinden petrol ithalatına hazırlanmasıyla ilgilidir.
Irak merkezi hükümetinin K.Irak yönetimine işlenmiş petrol ürünü vermeyi azalttığı argümanıyla,bölgeye boş giden tankerler Mersin rafinerisine ham petrol taşıyacak,ardından rafineride işlenmiş ürün yeniden Kuzey Irak’a gönderilecektir.
Ne ki  Irak merkezi hükümeti, Petrol Bakanlığı dışında imzalanan her tür sözleşmeyi yasal saymayacaklarını, bu sözleşmeler karşısında Irak Hükümetinin tutumunun açık olduğunu ilan ediyor.
Türkiye’nin Suriye rejimine destek veren politikalarıyla Irak Başbakanı Nuri el Maliki’den giderek İran ve Rusya’yı  bu kez stratejik anlamda izole etmekte yeni bir tavır geliştirdiği anlaşılıyor.
*
Pes artık!Hidrokarbon ithalatçısı Türkiye,hidrokarbon oyunu oynuyor!
Rusya Devlet Başkanı Putin dış politikalarının çatışmacı olmadığını ve Rusya’yı izole etme amacı taşımadığını söylüyor.
Kıyakçılığın sonunun ayakçılık olduğunu unutmamak gerekiyor. 
10.7.2012 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.