COĞRAFYAYA TÜRKÇE GÖZLÜĞÜ İLE BAKMAK

 

HÜSEYİN MÜMTAZ

 

 

 

Amerika’nın 11 Eylül’ünü, “Ya bizdensin, ya teröristlerden” diretmesini ve sonrasını hep beraber yaşadık.

 

Projenin adı önce BOP veya GOP’tu. Fazla akademik olup muhatap yığınlarca iyice anlaşılmadığı düşünülmüş olmalı ki isim kıvrak bir kalça hareketiyle “Arap Baharı”na dönüştürüldü.

 

Oysa neyin ne olduğunu bilen biliyordu, zira görmeyen gözler/duymayan kulaklar için “yansı”da bir de Rice/Ralph Peters haritası servis edilmişti.

 

Rice 7 Ağustos 2003 tarihinde Washington Post gazetesinde yayınlanan yazısında “Tunus’tan Kafkaslara 22 ülkenin sınırları değişecek” demişti.

 

Irak, Tunus, Libya, Mısır derken “dalgalar” Antakya sahiline ulaştı.

 

Libya’da kimin ne olduğu belli değil, aşiret kavgaları ve bölgesel paylaşımları sürüyor. Yâni Libya, aşiretler arasında bölünmüş durumda.

 

Irak zaten daha önce Şii, Sünni ve Kürt bölgesi olmak üzere, iki mezhep bir etnik grup arasında bölünmüştü.

 

Ve biz o zamandan beri söylüyorduk; “Efendiler; elma ile armutları toplamayın. İlle de gerekliyse ya mezhepsel olarak Şii-Sünni diye bölün, yahut etnik grup ölçeğinde Araplar, Türkler, Kürtler” diye..

 

Arada “Tahrir Meydanı Devrimi” (!) vuku buldu. Cumhurbaşkanı seçildi ama 20 dakika sonra Askeri Konsey anayasayı değiştiriverdi.

 

Yâni orada da kimin elinin kimin cebinde olduğu net olarak açıklığa kavuşmuş değil.

 

Şimdi de duyduk ki “menfadan özel misyonla celbedilen” Kemal Burkay, Suriye’yi “Sünni Arap Bölgesi, Nusayri Arap Bölgesi ve Kürt Bölgesi” olmak üzere “federatif” sistemle bölmüş durumda.

 

Hayrettir Irak ve Suriye’nin; Rice/Ralph Peters/Burkay tarafından öngörülen Kürt Bölgeleri, Kandil’den başlıyor, Türkiye’nin güney sınırını yalayarak Akdeniz’e ulaşıyor.

 

Ama aksilik işte, müstakbel federasyonun tam denizi gördüğü noktada Lazkiye/Tartus limanı ve Rus deniz üssü bulunuyor.

 

Antakya’nın tam da güneyi.

 

Denize varmadan biraz önce de Kesab’ta, yine Rusların “kuzey”i gözetleyen Radar üssü..

 

Bir de, ilgili ilgisiz “merciler” tarafından artık daha da yüksek sesle dillendirilmeye başlanılan bir “4 parça Kürdistan” tanımı var..

 

“Leyla Zana: “4 Parça Kürdistan’da nevruz bütün Kürdistan halkına kutlu olsun. İmralı zindanından, Mahabat zindanına kadar bütün özgürlük tutuklular sizin de nevruzunuz kutlu olsun. Şimdi Türkiye AB gibi olmadı, AB Türkiye gibi oldu. Bizler bu soruların cevabını bekliyoruz. Roj TV için tutuklanan arkadaşlarımızı bıraksınlar” diyor.

 

http://www.milliyet.com.tr/zana-4-parca-kurdistan/siyaset/sondakika/21.03.2010/1214329/default.htm

 

Erbil’de bulunan DTP lideri Ahmet Türk “Dört parça Kürdistan’da Kürtler zorluk içinde baskı görüyor” dedi. Baskının ancak demokrasi ile kalkacağını söyleyen Türk, “Neden Ortadoğu halkları arasında da bir birlik oluşmasın ve birbirlerini tanımasınlar” diye sordu.

 

http://haber.gazetevatan.com/Dort_parca_Kurdistan/260074/9/Haber

 

“Dicle Fırat Diyalog Grubu Sözcüsü Muhittin Batmanlı, Mustafa Barzani’nin Kürtler için “büyük bir kahraman” olduğunu belirterek, şunları söyledi: ‘Kuzey Irak’a 2 hafta önce gittik. Kürt bayrağının dalgalandığını görünce çok duygulandım. Memurluk yaptığım zaman bile kravat takmadım. Ancak bugün Kürdistan bayrağını açtığımız için sevincimden kravat taktım. Kalbimizden geçen o ki Kürdistan bayrağı 4 parçadaki Kürdistan’da (Irak, Türkiye, Suriye, İran) dalgalansın. Biz de Türkiye’de yaşayan Kürtler olarak ilk kez Kürdistan bayrağı astık. Arap, Türk ve Acem kardeşlerimiz korkmasın, Kürdistan bayrağı kimseye zarar vermez tam aksine fayda verecektir’.”

 

http://haber.gazetevatan.com/barzani-bayrak-cekti/434783/1/Haber

 

Merkezi Bağdat’ta bulunan El-Şarkiye televizyonuna konuşan Bölgesel Kürt yönetimi Başkanı Mesut Barzani, hiç bir bölünme ve birliğin zorla olamayacağını, bunun örneklerinin Çekoslovakya ve Almanya’da görüldüğünü belirterek, ‘Kürt ulusu, gün gelecek birleşecek ve kendi kaderini tayin edecek’ dedi. Yıllardır Kürtlere karşı büyük bir zalimlik yapıldığını, ancak Kürtlerin de bir gün birleşerek müjde vereceğini kaydeden Barzani, ‘Bu gerçek gözardı edilemez. Bizde bir ulusuz, diğerleri gibi. Fars, Arap, Türk ulusundan bir eksiğimiz yoktur. Arap ulusu kaç ülkede bölünmüş. Kürdistan kaç ülke arasında bölünmüş ve hiç bir zaman Kürt devleti olmasına izin verilmedi’ dedi.

 

http://www.cnnturk.com/2012/dunya/03/28/barzaniden.carpici.aciklama/655112.0/index.ht

 

Zana “4 parça” diyor, Ahmet Türk “4 parça” diyor, Barzani “Kaç parça” diyor, Batmanlı “4 parça” diyor, adını da koyuyor; “Irak, Türkiye, Suriye, İran” diyor..

 

Demek “ucu” Türkiye’ye de dokunuyor.

 

İran ve Suriye ile birlikte.. Çünkü Irak zaten “halledilmiş” vaziyette.

 

Şimdi duvarda asılı bu fotoğraf karşısında, şöyle bir uzağa çekilip de baktığınızda ne görüyorsunuz?

 

İran, Suriye ve Türkiye… Birer parçalarını da Barzani’ye verip, Barzani, Zana, Ahmet Türk ve Batmanlı’nın dediği gibi 4’te 4 mü yapmalılar yoksa “bölünmemek” için Barzani’nin karşısında yekvücut mu olmalılar?

 

Mesele; “devletin ülkesi ve milleti ile bölünmesi yahut bölünmemesi” meselesidir efendiler..

 

Barzani başka ne diyor biliyor musunuz?

 

“Barzani, Duhok vilayetindeki aydın ve yazarlarla düzenlediği toplantıda, zengin bir dil lehçesine sahip olan Kürt halkının mutlaka ortak dilini oluşturması gerektiğini söyledi. Barzani şimdiye kadar ortak dili olmayan Kürtlerin, bağımsız bir devletlerinin olmamasına bağladı.

 

Bugün Duhok’ta aydın ve yazarlarla toplantı düzenleyen Barzani, Kurmanci, Sorani, Zazaki, Hewramani, gibi değiş lehçelere sahip olan Kürtlerin ortak dili üzerinde durdu. Kendi içinde bir çok lehçeyi barındıran her dilin, ortak bir dili olduğunu ifade eden Barzani; 4 parçaya bölünen Kürt halkının kendi bağımsız devletleri olmadığından birleşik dilden mahrum kaldıklarını söyledi”.

 

Kaynak mı; önemi yok.. Bu sefer “reklam olmasın” diye bağlantı linki vermiyorum.

 

Ne diyor Barzani; Kürtçe 4’e bölünmüş.. 4 ayrı bölümde 4 ayrı lehçe konuşuyorlarmış, kendi bağımsız devletleri olursa dilleri de birleşecekmiş.

 

Saçmalıyor; çünkü “devlet, dili “değil, “dil, milleti bir arada tutar ve devleti meydana getirir”.

 

Ama bir “doğru”su var, olaya “Kürtçe” bakıyor.

 

O halde Sykes-Picot’dan beri karmakarışık hâle getirilmeye çalışılan; BOP/GOP/Rice/Arap Baharı projeleriyle de “güncellenen” coğrafyaya bir de TÜRKÇE gözüyle bakmaya ne dersiniz?

 

 “Bir ak … ki yüce atalar, bir al … ki ulu oğullar,

 

Türkçem, benim ses bayrağım” demiyor muydu Dağlarca..

 

“TÜRKÇEM, BENİM SES BAYRAĞIM”.

 

Türkiye’de; Roman, Kürt, Asuri, Nusayri, Nasturi, Arap, Süryani, Yahudi…ilh asıllı ses/sahne “sanatçıları” Türkçe isimlerle “sahne alıp”, Türkçe şarkı/türkü söyleyip “şov” yapmıyor, servet edinmiyorlar mı?

 

Hepsinin “aslında” hangi cânipten olduğunu 1995’li Gümrük Birliği/AB sürecinde öğrenmedik mi?

 

“Sosyal linç yaşadığını” ifade eden Şevval Sam aracılığı ile, aşağı yukarı 15 yıl sonra tekrar “bez parçası/tekstil parçası” sarmalına girdik.

 

Can alıcı soru şu; Ekranlarda gözümüzün içine baka baka “Biz aslında Kerküklü Kürtüz” diyen Şevval Sam’a bu “linç” olayında Kürtler neden sahip çıkmıyor?

 

“Kültürel zenginliğimiz-çiçek bahçemizin gülleri” olduğu ifade edilen 76 çeşit dilde/lehçede/şivede şarkı söyleyecek kadar yetenekli olan bu hanım kızın, o “76 mozaik parçasından herhangi biri veya hepsi” neden yekvücut halde arkasında durmuyor?

 

Geliyoruz Urfa’ya, ŞANLIURFA’ya..

 

Şanlıurfa; Zana’nın, Ahmet Türk’ün, Barzani’nin, Batmanlı’nın bahsettiği “4 parça”lık “bütün”ün tam ortasında..

 

Fakat geçen gün televizyonlarda hep beraber izledik, bir belediye otobüsü seyir halinde iken annesinin kucağında oturan bir çocuk (ve annesi), dışarıda kaldırımda kavgaya karışan iki gruptan birinin ateşlediği bir silahla vuruldular. Olayı otobüsün kamerası kaydediyordu.

 

Şimdi siz panik anında İngilizce, Almanca yahut öğrendiğiniz herhangi bir dilde mi haykırır, bağırır, yardım istesiniz, ana dilinizde mi?

 

“Wowww”; “Oh my God”, yahut “Help, help” mi dersiniz; “Vurulduk”, “Yardım edin”, “Hastahaneye çek” mi?

 

ŞANLIURFA’daki olayda otobüsün içinde, vurulma anında bütün yolcuların bütün bağırışları TÜRKÇE idi.

 

Vurulan, yardım eden, seyreden, sinen, saklanan..

 

Otobüsü kullanan şöförün..

 

Bu da Barzani’ye ve hempalarına kapak olsun..

 

Demek ki ŞANLIURFA, diğerleri gibi bir Türk şehridir.

 

Demek ki bu kadar örnekten sonra, bu coğrafya Türkçedir, Türktür.

 

Yeter ki gözlüğünüz TÜRKÇE olsun, gözünüz Türk’ü görsün, yüreğiniz Türk için çarpsın.

 

Türk’üz, türkü çağıralım..

 

Türk’ü, Türkçe çağıralım..3 Temmuz 2012

 

 

 

57′NCİ ALAY HER YERDE

 

HEPİMİZ 57′İNCİ ALAY’IN NEFERLERİYİZ

 

 

 

 

 

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.