Ayhan Demir – Yeni Akit
[email protected]
2012-05-15

Makedonya Cumhuriyeti, 21 Kasım 1991 yılında bağımsızlığını ilan ederek, Yugoslavya Federasyonu’ndan ayrıldı. Ancak Makedonların, yeni anayasada, tek kurucu millet olarak tanımlanmış olması, bu ülkedeki tüm etnik unsurlar gibi, Arnavutların da tepkisini çekti. On yıl boyunca devam eden iç huzursuzluk, Ocak 2001’de silahlı çatışmalara dönüştü. Çatışmalar, parlamento’da bulunan dört büyük parti liderlerinin 13 Ağustos’ta imzaladığı Ohri Anlaşması ile nihayet buldu.

Ne var ki, Başbakan Georgievski bir taraftan anayasa değişikliği ve parlament görüşmelerini sürekli ertelerken, diğer taraftan anayasaya değişikliğini referanduma taşımaya çalıştı. Ayrıca, 11 Eylül’ü fırsat bilerek, Arnavutları, Bin Ladin ve El-Kaide ile aynı kefeye koymaya çalıştılar. Elbette bu asılsız isnadların hiçbiri doğru değildi.

Aslına bakarsanız, Osmanlı kültür eserlerine sahip çıkmayan Makedonlar, tam bir tarih ve kültür terörü gerçekleştirdiler. Manastır’daki Yeni Camii’nin sanat galerisi olarak kullanılması, Pirlepe’nin ayakta kalan tek Osmanlı camisi olan Çarşı Camii’nin defalarca kundaklanması, Ohri’deki İmaret Camii’nin yıkılarak yerine kilise yapılması, Üsküp’teki Vodna dağına devasa bir haç dikilmesi, Makedonların ayıplarından sadece birkaçıdır.

Makedonya Hükümeti’nin, en dikkat çekici adımı ise “Üsküp 2014” projesidir. Bu proje; Üsküp şehir merkezine, Osmanlı’nın eşkıya olarak tanımladığı, Aleksandar Makedonski, Nikola Karev, Gotze Delçev ve Pitu Guli gibi isimlerin büst ve heykellerinin dikilmesi, yeni kilise, otel ve kamu binalarının inşa edilmesi ve binaların dış görünüşlerinin yenilenmesini öngörüyor.

Makedonlar ile bu ülkedeki Müslümanlar arasındaki bir diğer sorun, her sene 13-14 Ocak’ta düzenlenen Vevçani Belediyesi’nde düzenlenen karnaval vesilesiyle yaşandı. Açılışı Kültür Bakanı Elizabeta Kamçevska-Milevska tarafından yapılan karnavalda, İslam’a ve Müslümanlara görülmemiş, ahlâksızca hakaretler edildi. Ancak ne Makedonya Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlığı ne de karnavala destek veren Kültür Bakanlığı’ndan herhangi bir özür dilenmedi.

Son olarak, 12 Nisan 2012’de, Üsküp yakınlarındaki Zhelezarsko Gölü’nde beş Makedon’un öldürülmesi, bu ülkedeki etnik bombanın fitilini yeniden ateşledi. Oldukça profesyonelce gerçekleştirilen bu katliamın, etnik nefreti tetiklemeyi amaçlayan planlı bir eylem olduğu çok açıktı. Buna rağmen, maktullerin Makedon olmasından hareket eden Makedon basını, katillerin Arnavut olduğu iddiasını dile getirdi.

Cinayetlerden yaklaşık üç hafta sonra, 1 Mayıs günü, Üsküp’te Arnavut nüfusunun yoğunlukta olduğu 26 noktaya baskınlar gerçekleştirildi. Sekiz yüzün üzerinde devlet görevlisinin iştirak ettiği baskınlar neticesinde üçü başörtülü bayan olmak üzere 20 kişi gözaltına alındı. Son gözaltılar sonrasında, ülkedeki baskı politikalarından iyice bunalan Müslümanlar, iki haftadır Cuma namazı sonrasında Üsküp, Kalkandelen (Tetova), Gostivar ve Kumanova şehirlerinde protesto yürüyüşleri düzenliyorlar.

Cinayetlerin Ortodoks Paskalyası kutlamalarıyla aynı tarihe denk gelmesi, katliamın oldukça profesyonelce gerçekleştirilmiş olması ve sonrasında Arnavut Müslümanların yaşadığı mahallelere yönelik baskınlar, devlet yetkililerinin sorumsuz şekilde verdiği “katliamın Arnavut kökenli radikal İslamcı bir grup tarafından yapıldığı” yönündeki demeçleri, birçok soru işaretini gündeme getiriyor.

Acaba Makedonlar, 11 Eylül sonrasındaki deneyi tekrarlamak niyetindeler mi? Yoksa Arnavutlara uyguladığı baskıyla Makedon seçmenin gönlünü kazanmaya çalışan Makedon Hükümeti, son dönemde yüksek sesle dile getirilmeye başlanan “Büyük Arnavutluk” talebini bu tür olaylarla mı sönümlemeye çalışıyor? Yahya Paşa ve İsa Bey Camilerini “radikal İslamcı” ve “Vahabilerin” toplandığı yerler olarak işaret ederek, son dönemde etkin hale gelen Müslümanların önü kesilmek mi isteniyor?

Kendisi gibi büyük çoğunluğu Ortodoks mezhebine mensup olan Sırbistan ile ortak düşmanları olan Arnavutlara karşı aynı “radikal İslam” söylemini kullanmaları ortak kirli propagandanın bir neticesi olabilir mi? Peki, tam da bugünlerde, Makedonya’nın üye olmak için kapısında beklediği, NATO’nun Chicago zirvesinin gerçekleştirilecek olması bir tesadüf müdür? Makedonlar, ülkedeki Müslümanlara yönelik bu baskı politikalarıyla, NATO’ya şirin görünmeyi planlıyor olabilirler mi?

Tüm bu soruların cevaplarını zaman içerisinde alacağız. Ancak bugünden söyleyebileceğiniz bir şey var: Makedonlar, bu ülkede yaşayan Müslümanlara “terörist” ya da “radikal İslamcı” damgası vurmaya kalkarak ateşle oynadıklarının farkına varmalılar. Makedonya’nın üzerinde oturduğu etnik bombanın pimini kim çekerse çeksin, diğer etnik unsurlarla birlikte kendisini de yok eder.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.