Kategoriler
Hüseyin Mümtaz

NASILSINIZ, EYİ MİSİNİZ?

NASILSINIZ, EYİ MİSİNİZ?

Hüseyin MÜMTAZ

Bin Lâdin “Okyanus”ta, Kaddafi “malûm şekilde bilinmeyen bir yerde”, Mübarek “demir kafeste”… Saddam kim bilir nerede?

10 yıl önce hepsi hayatta idi..

Peki 10 yıl sonra bu gün bulunduğumuz bu noktada Bin Ladin’siz, Kaddafi’siz, Mübarek’siz, Saddam’sız dünya, 10 yıl öncekinden daha mı güvenli?

Daha mı yaşanılır?

Daha mı iyi?

Lâfı hiç uzatmadan bu on yıl içindeki üç Amerikan Dışişleri Bakanı’nın söylediği üç cümlenin altını çizelim;

1.Rice; Rice’ın yeni yayınlanan “No Higher Honor: A Memoir of My Years in Washington” adlı 734 sayfalık kitabında kamuoyunda Arap Baharı olarak bilinen sürecin, ABD eski Başkanı George Bush’un 2002 yılında duyurduğu Büyük Ortadoğu İnisiyatifi olarak bilinen stratejinin sonucu olduğu iddia ediliyor. Rice, USA Today Gazetesi’ne verdiği röportajında da, son zamanlarda Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yaşanan Arap Baharı’nın Başkan Bush’un Ortadoğu’da demokrasiyi teşvik eden “özgürlük gündemi” ile ilişkili olduğunu belirterek şöyle söylüyor: “Bugün Ortadoğu’da demokratikleşme olarak bahsedilen değişim süreci, benim çok gurur duyduğum bir şey. Bunda rolümüz olduğunu düşünüyorum.”

2.Powell; 5 Şubat 2003. Colin Powell BM Genel Kurulu’nda, Irak’ta kitle imha silahları olduğunu iddia ediyor ve “kanıt” gösteriyor. Powell önce biyolojik laboratuarların olduğu yerlerin işaretlendiği bir haritayı gösteriyor, ardından da elinde tuttuğu en güçlü “kanıt” olan minik bir şarbon şişesini genel kurul üyelerinin gözüne sokuyor! Aynı Powell 11 Eylül 2011 günü bir açıklama yaparak, BM Genel Kurulu’ndaki o konuşmasından çok pişman olduğunu söylüyor. Irak’ta kitle imha silahlarına rastlanmadığını, çünkü kendisinin kandırıldığını savunuyor.

3.Clinton (Hillary); Clinton, Washington’da Ulusal Demokratik Enstitüsünce düzenlenen etkinlikte yaptığı konuşmada, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki demokratik değişimlere açık destek verdi ve “ülkesinin Arap Baharı’nın etkisiyle Müslüman dünyasında yükselen İslami kökenli partilerle çalışabileceğini” söyledi.

Yukarıdaki üç madde, on yıldır Rice/Ralph Peters haritalarını anlata anlata bilgisayarımızda kartuş tüketirken bizi kös dinleyenlere kapak olsun..

Olsun da, geldiğimiz noktayı dikkatinize sunarım.

Tunus, Libya, Mısır derken Suriye-İran’a uzanıp sınırlarımıza dayanan “Arap Baharı” Kâbe’de “çiçek açtı”.

Kabak bizim başımıza patladı.

Merkezi Mekke’de bulunan Umm Al-Qura Üniversitesi’nin geliştirdiği Kâbe’yi genişletme projesi Suudi Arabistan Kral’ı Abdullah tarafından kabul edilmiş.. Projeye göre Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a hazırlatılan ve 1590 yılında Mimar Mehmet Ağa tarafından inşa edilen Osmanlı revakları ve kubbeleri de alanın yıkılmak zorunda kalacakmış.

Bundan 10 yıl önce 2002’de de Suudi buldozerleri Kabe’nin yanıbaşında bulunan ve 1. Dünya Savaş’ında Türklerin garnizon olarak kullandığı Ecyad Kalesi’ni, yerine bir otel yapmak amacıyla yerle bir etmişti.

Tam bu noktada ince bir “güncelleme” projesi ortaya çıkıyor.

Son alınan bilgilere göre uyanık Suudiler, Türkiye’nin tepkisinden çekindikleri için yıkım işini Türklere yaptıracaklarmış..

Böylelikle, “Osmanlı yaptı, Cumhuriyet yıktı, ses etmeyin” diyebilecekler..

Osmanlı’nın yaptığını Cumhuriyet’e yıktıracaklar.

Arap Baharı’nın gelip dayandığı noktayı görebiliyor musunuz?

Bana inanmıyor musunuz?

İyi.. O zaman Amerika Dışişleri Bakanlarının söylediklerine inanın.

Sonra da inandığınız o “doğrular”ın ışığında İran ve Suriye’nin “güncellenmiş” şekillerinin yer alacağı yeni bölge haritalarını zihninizde canlandırmaya çalışın.

Bu arada en ufak bir endişeniz olmasın.. 10 yıl sonra bir kitap da Hillary “yengemiz” yazar ve pekâlâ “İran ve Suriye konularında meğer kandırılmışız” diyebilir..

Size ne, siz rahatınıza bakın.

11 Kasım 2011

57’inci ALAY HER YERDE

HEPİMİZ 57’inci ALAY’IN NEFERİYİZ

mumtazbay@hotmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.