Kategoriler
AB Dünya Ekonomi

AB’yi Türkiye kurtarır!

AB’yi Türkiye kurtarır!

Mine Şenocaklı – msenocakli@gazetevatan.com


BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ AB BÖLÜM BAŞKANI DR. CENGİZ AKTAR: Avrupa’nın içine düştüğü açmazlardan kurtulmasının yollarından biri de Türkiye’nin üyeliği! Çünkü Türkiye farklı bir dinamik. Avrupa’nın kendine gelmesini sağlayacak bir ülke…

Artık tüm dünya Avrupa’ya ‘hasta adam’, Türkiye’ye ise ‘küresel ekonominin yükselen yeni yıldızı’ olarak bakıyor. Ve dünyada dengeler değişiyor. Türkiye, bundan sonra AB’ye sırtını dönüp Amerika’yla mı yoluna devam eder?

Batı ekseni, NATO bağlantısı, bunlar kopmaz. Türkiye stratejik tercihlerini ‘batıya karşı doğu’ diye yapmıyor. Burada batılıların ve özellikle de Avrupalıların anlamakta zorluk çektikleri bir politika tercihi var. Türkiye, tam üyelik perspektifi ortaya konulmadığı için Avrupa ile olan ilişkilerini yeterince sıcak tutmayabilir… Ama Avrupa’ya sırtını dönüp, Orta Asya’ya veya Ortadoğu’ya dönmüyor. Oralarda dönecek bir şey yok zaten. Ama ne yapıyor? Çeşitlendiriyor, kendisi de bir aktör olarak davranıyor. Halbuki 1945-2005 arasında, 60 yıl boyunca Türkiye adı öyle konmamış bir uydu ülkeydi. Batı ne derse, Amerika ne derse, ‘Olur’ derdi… Artık daha bağımsız hareket edebiliyor. Bu da tabii AB’den kaynaklanan o iktisadi ve siyasi istikrarın getirdiği özgüven sayesinde oldu. Türkiye, ‘Ben de artık rüştümü ispat ettim. Benim de fikrim şudur’ diyebilen bir ülke haline geldi. Bu çok hayırlı bir şey ama bunun içini 19. yüzyıllı güç politikalarıyla doldurmamak gerekiyor. Komşularınız güçsüzse sizin güçlü olmanız bir şey ifade etmez. Çünkü komşunun zayıflığı illa sizin gücünüz anlamına gelmez. ‘Komşumun gücü benim de gücüm’ diyebilmek lazım. AB’nin felsefesi de bu. O yüzden Kıbrıs’ta Türkiye en güçlü olduğu zamanda, yani şimdi adım atabilmeli. Güney Kıbrıs zorda,Yunanistan zorda, Türkiye güçlü durumda. En adım atılması gereken zaman, şu zaman aslında…

“Türkiye, Müslümanları tarih sahnesine dahil ediyor”

Ne yapmalı Türkiye?

Kıbrıs düğümünü bir hamlede çözmeli. Birkaç hava ve deniz limanı açmalı, Gümrük Birliği’ni bu şekilde Kıbrıs Cumhuriyeti’ne yaymalı ve dolayısıyla müzakerelerin önündeki engelleri kaldırmalı. Bunun adadaki yeni federal devlet müzakerelerine de, adanın karasularındaki gaz petrol meselesine de etkisi olacaktır. Dolayısıyla buradaki yaklaşım, herkesin kazanacağı bir yaklaşım olmalı… Özgüven elbette önemli ama aşırı özgüven, hele o aşırı özgüveni sert bir söylemle hayata geçirmek, bence Türkiye’nin artı değeri bu olmamalı. Bunu herkes yapıyor, Putin yapıyor mesela. Bu öykünülecek bir şey değil. Nedir Türkiye’nin artı değeri? Yumuşak güç olmasıdır, sert güç değil! Türkiye sert güç olunca bir sonuç elde edemez, bugünlerde sanılanın aksine… Ona buna fırça çekerek varlığını teyit edemez bu bölgede. Ancak ‘soft power’, hatta ‘smart power’ olarak, yani artık Avrupa’nın yapamadığını yaparak başarılı olabilir. Türkiye 1983’ten, Özal’dan bu yana dönüştü. Üstündeki ölü toprağını attı. Tanınmaz bir ülke haline geldi. O yüzden civar ülkeler Türkiye’ye imrenerek bakıyor. Neden? Çünkü biz de Türkiye gibi yapabiliriz diye düşünüyorlar. İşte bu, yumuşak güçtür. İkide bir dizilerimiz orada izleniyor diye böbürleniyoruz ya, bu da bir yumuşak güç olmasından Türkiye’nin. Çünkü o dizilerde ne var? Müslüman bir ülke olmasına rağmen erkeklerle dişe diş konuşan, tartışan kadınlar var. Bu, Arapların müthiş ilgisini çekiyor. Bizde de dünya kadar sorun var elbette. Maalesef erkekler kadınları öldürüyor Türkiye’de ve daha hâlâ bir şey yapılamıyor. Ama bu yumuşak gücün önemi kavrandığı andan itibaren hakikaten Türkiye’yi kimse tutamaz. Yoksa Türkiye’nin eski Osmanlı mirası politikalarla, Cemal Paşa’nın Suriye ve Lübnan’da astığı Arap liderlerini çağrıştıracak emperyal politikalarla bir yere varması mümkün değil. Oralara istikrar yaymak, ancak yumuşak güçle olur. Bu rol, tarihi bir roldür Türkiye için. Avrupa işte bunu anlamıyor. Aralarında anlayanları var, ama onların sayısı çok az. Mesela eski Alman Dışişleri Bakanı Joshka Fisher… AB’li bir Türkiye’nin bu bölgede yumuşak gücüyle istikrar kurucu olduğu anlaşıldığı andan itibaren Avrupa’yı da kimse tutamaz.

2023’te AB içinde olur muyuz?

Eğer böyle bir perspektif verilirse Türkiye coşar, AB bugün ne durumda olursa olsun.

AB için dağılır diyenler de çok artık…

Bu yanılgıya düşmemek lazım, AB dağılmaz… Orada ülkelerin ekonomileri arasında öyle bir karşılıklı bağımlılık var ki neyi ayıracaksınız? Ayrıca AB’de vatandaşın hayatını belirleyen kararların yüzde 70’i Brüksel’de alınıyor. Ulusal karar yüzdesi 30. Avrupa’nın içinde bulunduğu bunalım daha sürecek gibi gözüküyor ama içine düştüğü açmazlardan kurtulmasının yollarından biri de Türkiye’nin üyeliği!

“AB bu kafayla giderse, birileri gelir onu ham yapar!”

Nasıl?

Farklı bir dinamik çünkü Türkiye… Avrupa’nın kendine gelmesini sağlayacak bir ülke. Türkiye’de öyle bir dinamik var.

Hangi anlamda?

Her anlamda. Mesela Avrupa’da demografik bir sorun var.

Yani Başbakan’ın 3 çocuk söylemi orada işe yarayacak mı?

3 çocuk iyi güzel de önemli olan çocuğun sayısı değil, eğitimi ve hayatta edineceği vasıf… Maalesef orada sorun var. Dinamikten kastım şu; Avrupa’nın farklı bir ülke olan Türkiye’yle birlikte hareket etmesi, bütün yakın coğrafyasına bugüne kadar verdiğinden daha fazla heyecan, umut ve perspektif verecektir.

Türkiye batının en doğusunda, doğunun en batısında Müslüman bir ülke. Bu sebeple mi?

Kesinlikle… Çünkü bu coğrafyanın ne halde olduğunu görüyoruz, coğrafya patladı. Daha bitmedi! Arkadan Cezayir gelecek. Hiçbir ülke muaf değil, er veya geç hepsinde dönüşüm yaşanacak. Araplar da üstlerindeki ölü toprağını attı. Bu Avrupa ile yeni bir birlikte varolma da demek. Avrupa başında anlamadı olanı biteni, şimdi bir şeyler yapmaya çalışıyor. O arada bazıları, “ Bak orada Türkiye var!” diyor. “Türkiye 83’ten beri kendini dönüştürüyor. Öyle bir dönüştürüyor ki, toplum hayatından bir şekilde tard edilmiş, ‘Bunlardan bir şey olmaz’ dediğimiz Müslümanları tarih sahnesine dahil ediyor. Bunu gözden kaçırmamız mümkün değil” diyor. Arap toplumlarının Türkiye gibi dönüşmesi Avrupa’nın şansıdır. Çünkü sonuç itibariyle nedir mesele? Eğer Avrupa bu kafayla giderse ve içe kapanırsa birileri gelir onu ham yapar! Avrupa’nın ürettiği her şeyi artık herkes yapıyor. Önündeki challenge’ların altından kalkabilecek güçte politika üretemiyor Avrupa. Bu yüzden de Türkiye’ye ve dolayısıyla Arap ülkelerine ihtiyacı var.

Amerika’nın da artık Türkiye’ye ihtiyacı var bölgede, Avrupa Birliği’nin de… Türkiye’nin önemi giderek artıyor…

Muhakkak. Ama bu aktörleşmeyi, bu gücü doğru okumak lazım… Türkiye, 83’ten beri dönüşüyor. AB dinamiği de bu dönüşümü hızlandırdı. Tevazu önemli, çünkü daha yapacak çok işimiz var, hem içeride hem bölgede. Aşırı özgüven çok tehlikeli bir şey. “Ben yaparım, ben ederim” demek. Yap o zaman, çöz! Neyi tam manasıyla çözdük ki şimdiye kadar? Kürt çatışması kangrenleşiyor, Ermenistan’la sınır kapalı, Yunanistan’la sorunlar yerli yerinde duruyor, Kıbrıs sorunu daha büyüdü, Rusya ile ciddi anlaşmazlıklar var. Rusya, Kıbrıs, Suriye ve Libya’da taş koyuyor. Gaz konusunda anlaşmıyor. Putin geri geliyor… Diyeceğim şu; AB konusunda hakikaten çıkarımızı iyi tartmamız lazım. “Bırak canım AB’yi, biz yaparız!” diye şişinmemek lazım. Çünkü her an her şey olabilir.

Sonra, AB ile olan iktisadi ilişki yabana atılacak cinsten değildir! Türkiye’nin yatırım sermayesinin yüzde 76’sı AB ülkelerinden geliyor. Türkiye’nin yatırım yapacak parası yok ki! Ne yeraltı zenginliği rantı, ne tasarruf alışkanlığı var. Vatandaş tüketim toplumuyla yeni tanışıyor ve artık cebinde olmayan parayı yiyor. O yüzden ortalıkta bu kadar bina, araba var. Dolayısıyla hakikaten tevazu önemli. Değirmenin suyunun kesilmemesi lazım.

Ne olacak peki bundan sonra? Ekonomi yavaşlayacak mı?

İster istemez yavaşlayacak. Çünkü esas ihracat yaptığımız Avrupa yavaşlayacak. Amerika’yla işimiz yok. Oradan sadece silah alıyoruz.

Bu son cümle bütün anlattıklarınızın bir özeti gibi. Amerika’dan sadece silah alıyoruz!

Avrupa’dan da silah alıyoruz ama Amerika kadar değil…

Peki madem AB’nin Türkiye’ye ihtiyacı var, niye hâlâ tam üyelik için tarih vermiyorlar?

Basiretsizliklerinden ve korkularından.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.