VASİ  SİVİL VESAYET
ABD kredi notu, borç  tavanının yükseltilmesi konusunda anlaşma olsa da  olumsuz  makroekonomik göstergeler nedeniyle düşürülmüştür.

Borç krizi Avrupa’nın  büyük ekonomilerine de sıçrarken AB krize müdahalede zorlanıyor.

Batı’nın yapısal reformları gerçekleştirmeden dünya ekonomisinde etkili olması olanağının kalmadığı  düşüncesinde Asya piyasalarında da gelişme temposu yavaşlıyor.
*

Yatırımcılar;2008 krizinden sonra büyüyen finansal piyasalar, yüksek petrol fiyatı ve Amerikan borsası endekslerinin artışıyla sağladıkları kazançlarını,ABD ve AB ‘yi saran  borç krizleri ve  dünya tüketiminin azalmasıyla kaybetmek istemiyor,o nedenle geleceği belirsiz değerli kağıtları ellerinden çıkarmaktadır.

Sancılı durum ekonomik durgunluğu işaret ediyor- üstelik,sorunun çözümünde, rekabetin ruhuna uygun  yapısal reformlar konusunda tam bir mutabakatın olmadığı görülüyor.
*

Rusya Başbakanı Putin,Batının  yaşadığı tıkanıklığa,”ABD imkanları ötesinde kredi ile yaşayan bir ülkedir.Borcunun bir kısmını dünya ekonomisinde dinlendiriyor ve doların monopol durumunu kullanarak,dünya ekonomisinde asalak gibi yaşıyor” ifadesiyle rahatsızlık  bildiriyor.

Çin Merkez Bankası,ABD piyasasında belirsizliğin,uluslararası para sistemine ve küresel büyümeyi etkileyeceğine vurgu yapıyor ve ABD’yi  borç sorununun çözümünde sorumlu davranmaya  çağırıyor.

Rusya ve Çin  çok seri olarak rezervlerini  çeşitlendirme niyetindedir.
*

Batının krizi,dünyanın birinci ligi ekonomilerinin problemidir ama  krizin gelişmekte olan ülkelere de sıçraması ortak aklın işlevsiz kalması ve piyasalar üzerinde küresel kontrolün imha olması anlamına geliyor.

Çünkü demokrasi bireyi, eşit fırsatlar ve özgürlüklerle gelişen rekabet ortamında fakat kaynakların izin verdiği ölçüde üretim ve tüketim faaliyetinde bulunur tanımıyla belirlemektedir.

Şimdi küresel durgunluğa girilirken yukarıdaki demokrasi kavramının bireyden hareketle dünyanın her yerindeki ve bilhassa Kuzey Afrika, Ortadoğu gibi  coğrafyalarda Arap Baharı vaveylasıyla  coşturulmuş  toplumlara  nasıl uygulanacağı dehşetli bir soru haline geliyor!

*
Güven kaybına uğramış bireyler, risk almakta zorlanan sermayeler ve daralan piyasalar  ekonomik durgunluğu gösteriyor.

Ya da baskılanan fırsatlar ve özgürlük ortamı, kaynaklara getirilen korumacılık, daha az tüketim ve rantabl üretimin sağlanabilmesi için yoksullaştırılan emek!

Gelişmekte olan ülkelerde birey ve toplumlar  -yoksa, sahip oldukları bir avuçluk  demokratik kazanımlarından  geriye mi düşecektir?

O halde  bu krizden ikinci lig ülkelerinin küresel kontrol mekanizmalarının  gerek gördüğünce etkilenmesi gerekiyor…
*

Türkiye, ikinci lig piyasalarının önde gelen ve makro ekonomisi IMF kumanda merkezince kontrol edilen bir ülkedir.

Üstelik Türk ekonomisi,sağladığı bireysel ve toplumsal güvenç ya da demokratik kazanımları çevre ülkelere de  örnek teşkil ediyor.

Onlarla birlikte ortak aklı oluşturmak ya da birlikte  küreselleşmeye ilişiklenme misyonu -işte, o kontrol merkezinin en önemli ideallerinden  Büyük Orta Doğu Projesi ve Medeniyetlerin Buluşmasını  belirliyor.
*

Başbakan Erdoğan’ın  Batı’da,Avrupa’da kriz olabileceğini ancak,”Daha önce teğet geçecek dedim. Bu defa pek teğet geçeceğe de  benzemiyor” ifadesi bireyin ya da toplumun demokratik kazanımlarında geriye düşmeyeceği anlamına mı geliyor?

Fakat Merkez Bankasının para politikasında  sürpriz faiz indirimi kararıyla;Türkiye ekonomisinin ne enflasyon ne de cari açığın dizginlenmesi kaygısı olmaksızın yurt dışı risklere karşı koruyucu tedbirler alınması, bu sorunun üzerinde düşünmeye ihtiyaç gösteriyor!
*

Mesela,enflasyon yükseldiği taktirde gelir dağılımının ücretliler aleyhine olumsuz etkilenmesi,sabit gelirlilerin satın alma gücünün azalması bu suretle sosyal ve siyasi sorunların artmasından,kaynakların rasyonel dağılımının sağlanmaması nedeniyle üretimin yeterince artırılamamasından,

Mesela,güçlü bir ekonomik büyüme ile bunun devam edeceği beklentisiyle  cari açığın  artmasından da kaygılanılmıyor.

Enerjide dışa bağımlılığın azaltılması,üretim ve ihracaatın ithalata olan bağımlılığının düşürülmesi,ara mallarda yurtiçi üretim kapasitesini arttırmak gibi önlemler sözde kalıyor.

O arada  bertaraf edilmeyi bekleyen bir sermaye grubunun da zarar etmesini sineye çekmesinden doğal ne olabilir?
*

O nedenle Batı piyasalarındaki durgunluğa karşın Merkez Bankası tedbirlerinin  muhtevasını; Türkiye’den çevresine ortak aklın zedelememesini teminen kimi uygulamalara  işaret ettiğini  belirtmek gerekiyor.

Başbakan Erdoğan  ve hükümeti çok rahattır çünkü onlar Türkiye’yi düşünmek işini sipariş etmişlerdir.

Bu politika “Vesayet Politikası”dır,bu politikaya uyan -henüz çok yeni, askerinkine “Tak-Şak Politikası” deniyor.
*

Bakınız vesayet politikaları ve tak-şak politikalarıyla ortak aklın zedelenmemesi amacıyla neler yapılabiliyor?

*

Türkiye’ de devlet ve yönetimi  bir  liderin etrafında kendi dünya görüşlerine göre  mi örgütleniyor?

Bir kültüre mensup insanlar  geri kalanlar üzerinde üstün olduklarını savunuyorlar mı?

Otoriter iktidarı biçimliyorlar mı?

Başka bir gizli servisin kurulması gibi bir emare var mı?

Aydınlanmaya karşılar mı?

Bilim, taraflı bir anlayışla  baskı altına alınıyor mu?

Eğitim ve Öğrenim üzerinde etkinleşme var mı?

Toplum sürekli kışkırtılıyor mu?

Toplumsal hayatın her alanında hak iddiasında bulunuluyor mu?

Politik karşıtlar ortadan kaldırılıyor mu?

Egemenliğe dayalı toplum anlayışı hakim kılınmak isteniyor mu?

Hukuk işlevleştiriliyor mu?
Tüm bunlar için asker destek veriyor mu?

*

Bu soruların karşılığına verilen ” Evet ” yanıtları , Batı ekonomilerinde gelişmekte olan durgunlukta; Türkiye’den Arap Baharı vaveylasının yükseldiği Arap-İslam coğrafyasında  küresel ekonomi için gereken ortak aklın İslami Faşizm ile sağlanacağının göstergesidir.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.