Ana sayfa Yazarlar Hüseyin Mümtaz

AMERİKA “SENİ” İSTİYOR !

AMERİKA “SENİ” İSTİYOR!

Hüseyin MÜMTAZ

Amerikan bayraklı
fötr giymiş keçisakallı Sam Amca’nın parmağını gözümüze uzatarak yaptığı “I
want you for US Army / Seni Amerikan ordusu için istiyorum” afişini
hatırlarsınız..

Şimdilerde “Green
card” başvurusu için hazırlanmış bir başka poster dolaşıyor sanal âlemde.. 5-6
yaşlarında bir erkek çocuğuna üniforma ve miğfer giydirmişler, Amerikan
bayrağına selam veriyor.

Normal.. Çünkü o
çocuk lise sona kadar her sabah ilk derste ayağa kalkıp sağ elini kalbinin üzerine
koyarak şu yemini yapacak;

“I pledge
allegiance to the flag of the United States of America, and to the Republic for
which it stands: one Nation under God, indivisible, with Liberty and Justice
for all.”

(Amerika Birleşik Devletleri’nin BAYRAĞINA, ve o bayrağın
simgelediği CUMHURİYETE Bağlılık için and içiyorum. Herkes için özgürlük ve
adaletle, ALLAH’ın gözetiminde, BÖLÜNMEZ, TEK VATAN).

Dr. Büyükataman bu
yeminin altına bir de not düşmüş, “72.5 milletin yaşadığı Amerika’da….” diyor.

Demek ki Amerika’da
“ordu, asker üniforması bayrak ve yemin” vazgeçilmez..

Fakat bizde her üç
ayda bir periyodik olarak çeşitli “dernekler”; “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım” ile başlayıp, “Varlığım Türk varlığına armağan olsun” ile biten ANDIMIZ’ın kaldırılması için eylem
yaparlar. Geçenlerde de çocuklarıyla birlikte Fatih Postanesi önünde saat
15.00’da toplanan bir grup eylemci, taleplerini yazdıkları iki mektubu da
attıktan sonra ‘‘Irkçı Kemalist müfredat istemiyoruz” ve ‘‘Irkçı andı ret
ediyoruz” sloganları atarak ellerindeki “Kışla düzenine son”,
“Kesintisiz eğitim, kesintisiz zorbalık” yazılı pankartlarla Fatih
İtfaiyesi önünden Saraçhane Parkı’na kadar gösteri yapmış.

Bırakınız
Bağımsızlık Bildirgesini (4 Temmuz 1776); Amerika Kıtasının keşfedildiği
1492’den 39 yıl önce “biz” İstanbul’u fethetmiştik.

Ne oldu bize?

İşte bu Amerika,
Bağımsızlığının 227’inci yıldönümünü Süleymaniye’de Türk askerinin başına Çuval
geçirerek “kutlamıştı”.

Rastlantı mıydı?

Devran dönüyor..

Devran dönüyor ve
21 Mayıs 2011 günü The Wall Street Journal’de bir haber yayınlanıyor: “Artık ağır petrol dönemi başlıyor. Bunun
en büyük rezervi de başta Türkiye’nin güneydoğusu olmak üzere Ortadoğu’da
bulunuyor… Ve bu rezerv Chevron, Exxon ve BP gibi çokuluslu devlerin iştahını
kabartıyor”.

Devran birden, daha hızlı dönmeye başlıyor.

Yunanistan “her
ihtimale karşı” doğu sınırını emniyete alıyor; Türk-Yunan sınırının hemen hemen
tümünü kapsayan 120 kilometre uzunluğunda, 30 metre genişliğinde ve 7 metre
derinliğinde bir hendek kazıyor. Hendek, hem tankların, hem kaçak göçmenlerin
geçişini engelleme amacını taşıyor(muş). Hendeğin bitiminde, Batı Trakya’daki
Yunan askerlerinin önemli bir bölümü adalara kaydırılacak(mış).

1 Ağustos’ta İngiltere
Dışişleri Bakanı, Suriye’deki olaylarla ilgili olarak, “Askeri müdahale
ihtimal dahilinde” açıklamasında bulunuyor.

4 Ağustos’ta Alman
Süddeutsche Zeitung, İran’dan Suriye’ye silah sevkıyatı yapmaya çalışıldığını,
Türk makamları tarafından bunların durdurulduğunu yazıyor. Gazete Batılı
diplomatlara dayandırdığı haberinde, çok sayıda silah ve mühimmatla yüklenmiş 1
kamyonun 30 Nisan’da Türkiye’nin Suriye sınırındaki Kilis kentinde
durdurulduğunu, Hizbullah milislerine ulaştırılmak üzere Suriye’ye gönderilmek
istenen silahlara Türk makamları tarafından el konulduğunu, Ankara’nın konuyla
ilgili açıklama yapmak istemediğini yazıyor..

Deutche Welle de Türkiye’nin, geçen Mart
ayında da Suriye’ye giden bir İran kargo uçağını inişe zorlayarak Diyarbakır’a
indirdiğini hatırlatıyor. O zaman BM’yi bilgilendiren Türk makamları, uçaktaki
silahların tümüne el koymuştu. Kargo uçağında çok sayıda Kalaşnikof gibi ağır
silah ve mühimmat ele geçirilmişti.

5 Ağustos’ta Rusya’nın NATO Büyükelçisi
Dimitri Rogozin, Suriye’de Beşşar Esed rejiminin devrilmesi için yürütülen
askeri kampanyanın hedefinin, İran’a saldırı için güvenli bir liman oluşturma
çabası olduğunu iddia ediyor.

İzvestiya gazetesine açıklamada bulunan
Rogozin, BM’de alınan kınama kararının ardından askeri müdahale girişimleri ile
ilgili kampanyaların başlayacağına dikkat çekip, “Kuzey Afrika’da
gerçekleştirilen askeri operasyonları destekleyen bir kısım batılı ülkeler,
Suriye için de benzer bir senaryoyu öngördükleri sonucu mantık olarak ortaya
çıkıyor” diyor. İttifak güçlerinin hedeflerinin sadece batı ile fikirleri
örtüşmeyen rejimlerin değiştirilmesi olduğunu savunan Rogozin, bir kısım
uzmanların dillendirdiği Suriye ve Yemen’in İran’a saldır ı için son adım
olarak kullanılacağı yönündeki düşüncelere de katıldığını belirtiyor.  “İran’ın çevresinde çember
daralıyor” değerlendirmesinde bulunan Rogozin, “İran’a yönelik askeri
planlar devam ediyor. Biz bölgede geniş çaplı bir savaşın tetiklenmesinden
endişe ediyoruz” uyarısı da yapıyor.

Yukarıdaki açıklamalar, 3 Ağustos’ta Amerika’dan
gelen bir bomba yorumun gölgesinde gerçekleştiriliyor.

ABD Hazine Bakanlığı Müsteşarlığı, Wall
Street Journal’da da editörlük yapmış olan Paul Craig Roberts, Counterpunch’ta
yer alan “Kıyamet’e giden yol” (Economic Armegeddon) adlı makalesinde
“ABD ekonomisi işin içinden çıkılması
zor eş zamanlı üç kriz yaşadı. Ekonomik göstergeler ölçme sisteminden dolayı
gerçekleri yansıtmıyor, işsizlik oranı ve enflasyon sanıldığından çok daha
yüksek. Teşvik paketlerinin dışında bankalara ABD gayri safi milli hasılasından
daha büyük miktarda kaynak aktarıldı. Devletin borçları artarken krizden
çıkmakta başarısız kalındı. ABD şu an Çin ve Rusya ile Ortadoğu’da enerji
kaynakları üzerinde hâkimiyet mücadelesi veriyor ve onları etkisizleştirmeye
çalışıyor.  Onlarla karşı karşıya
gelmemek için de Arap protestolarını bir paravan olarak kullanıyor”

dedikten sonra öldürücü darbeyi vuruyor;
“2011 yıl süresince ekonomik
iyileşme umutları ortadan kalkınca, savaş ihtiyacı daha kaçınılmaz hale
geldi”.

http://www.haberturk.com/dunya/haber/654649-savas-ihtiyaci-kacinilmaz-oldu

Amerikan eski Hazine Müsteşarı; “Savaş
ihtiyacı kaçınılmaz oldu” diyor.

Mübarek’le beraber Kaddafi’ye de sırt çeviren
Türkiye Esad’a sert çıkıyor, ama bütün “hoşamedi”lere rağmen Suriye’den çok
istediği halde “bahane olarak kullanabileceği” fazlalıkta mülteci gelmiyor.
Gelenlerin yarısı da geri dönüyor.

Türkiye elindeki jeopolitik kartı oynuyor,
Kıbrıs’ta AB’ye de sert çıkıyor.

“Savaşa ihtiyacı olan”, bu coğrafyada
Suriye-İran’a karşı savaşırken de “paralel olarak” Türkiye’ye herkesten ve her
şeyden fazla ihtiyacı olan Amerika, İsrail’i bile Türkiye’den özür dilemesi
için sıkıştırıyor.

http://siyaset.milliyet.com.tr/clinton-dan-ozur-baskisi/siyaset/siyasetdetay/30.07.2011/1420442/default.htm

Amerika
Türkiye’nin karakaşına, kara gözüne kurban.

Gak dese su, guk dese süt verecek.

Sam Amca parmağını
gözümüze gözümüze uzatıp “I want you for US Army” diyor.

Bu Armegeddon’da
Turkish Army’e biçilen rol ise ne yazık ki Chuwall’ın gölgesinde kalıyor.

5 Ağustos 2011

 

 

 

57’NCİ ALAY HER YERDE

HEPİMİZ 57’İNCİ ALAY’IN NEFERLERİYİZ

[email protected]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here