ATLA SU İÇMEYE GİDENLER

_

ATLA SU İÇMEYE GİDENLER

Hüseyin MÜMTAZ

 

Biliyorsunuz geçenlerde, 74’den beri ne yazık ki Rumlara terkedilmiş olan Limasol-Florakis deniz üssünde ortalığı savaş alanına çeviren bir patlama meydana geldi. Üssün komutanı dahil 12 kişi öldü, 64 kişi yaralandı. Patlamanın Ocak 2009’da İran’dan Suriye’ye giderken el konulan bir gemide ele geçirilen ve üste tutulan konteynerlerdeki mühimmattan kaynaklandığı açıklandı. Bazı yaşlılar, Türklerin işgale başladığını sandılar. Hristofyas, 20 Temmuz Barış Harekatı’na atıf yaparak, -Kara temmuza bir kara gün daha eklendi- dedi. Patlamanın ardından Savunma Bakanı Kostas Papakostas ve Genelkurmay Başkanı Korgeneral Petros Çalikidis istifa etti. Rum yönetimi AB’den yardım isterken, KKTC sağlık ve elektrik alanında yardım önerisinde bulundu.

Sonra da çanak çömlek patladı.

Yunan TV kanalı ANT1’de yayınlanan EZEL’in KKTC’de çekilmiş olmasına, geri planda KKTC plakalı araçların görünmesine bile tahammül edemeyerek günler boyu protestolarda bulunan Rumlar nasıl olur da KKTC’den elektrik alırlardı.

Oysa barut dolu 98 konteynerin patlamasıyla üssün yakınında bulunan ve Rum tarafının ana elektriğini sağlayan Vasiliko’daki elektrik santrali tamamen tahrip olmuş ve santralın devre dışı kalmasıyla da Rum tarafında büyük oranda elektrik açığı
oluşmuştu.

Kıbrıs’ı bilenler bilir.. Kıbrıs’ta 7 ay ilkbahar, 2 ay sonbahar, 3 ay da cehennemi sıcak vardır. Meraklısı parmak hesabı ayları sıralayabilir.

Bizdeki kara kışa denk gelen 2 ay elektrikli sobalar, radyatörler ve ısıtıcılarla yahut tüpgaz sobalarıyla kolayca geçiştirilebilir.

3 aylık ekvator sıcaklarında ise neredeyse 24 saat sadece klimalarla yaşanabilir. Bu satırların yazıldığı 17 Temmuz günü saat 17 sıralarında Lefkoşa’da termometreler 37 dereceyi gösteriyordu, havada da % 70 nem vardı.

Demek ki neymiş, Kıbrıs’ta elektriksiz olmazmış..

Bir de susuz olmazmış.

İşin kötüsü Kıbrıs’ta en fazla sıkıntısı çekilen ve yok olan, hiç yetmeyen iki ana madde de “elektrik ve su” imiş.

Bir varmış, bir yokmuş..

74’de 40 mil güneyindeki adaya çıkan Türkiye Torosların, gürül gürül akan suyunu bir borucukla ve santrallarında ürettiği elektriği de bir kablocukla 40 yıldır adaya götürememişmiş..

40 yıldır elektriğin en fazla kullanıldığı Aralık-Ocak ve Haziran-Temmuz-Ağustos aylarında; KKTC’de elektrikler sık sık ve saatlerce kesilir, çünkü santraller-trafolar yükü kaldırmaz.

Bu satırların yazıldığı günün bir gece öncesinde Girne’de iki defa 2’şer saat; Lefkoşa’da da bir kere üç saat elektrik kesintisi yaşanmıştı.

Ve KKTC’de dünyanın en pahalı elektriği üretilir ve satılır. Kışın bir hâne’nin aylık ortalama faturası 250-300 liradır.

Planlı ve plansız su kesintileri “şimdilik” bu yazının konusu dışındadır.

Onurlu bir anlaşmaya elbette karşı değiliz. Çanakkale’de düşmana su veren de dedelerimizdi.

Ama anlamsız bir gösteri-karşılıksız bir “cest” yapacağım diye kendi vatandaşına eziyet edecek bir satışa da sonuna kadar karşıyız.

İçmeye ayranı olmayıp da su içmeye tahtırevanla giden ilk grup çapsızlara buradan selam olsun..

İşte tam bu “satalım mı, alalım mı” tartışması sırasında Rum EURO.KO partisi şu açıklamayı yaptı

“İşgal bölgelerinde elektrik enerjisi üretilmediği çok iyi biliniyor,  enerjinin Türkiye’den gelmesi kuvvetle muhtemeldir. Hükümet, Kıbrıs’ın işgal bölgeleri aracılığıyla doğrudan ticaret yapılmasına ilişkin Türk taleplerinin hayata geçirilmesine katkı koymaya mı karar verdi? Bu ulusal ve devletsel intihardır. Hükümetin düşüncesini anlayamıyoruz. Neden ekonomik açıdan zor zamanlar geçiren Yunanistan’daki kardeşlerimizi güçlendirmek için Yunanistan’dan enerji ithali üzerinde çalışılmıyor?”

Ve Rum çok uzun ve çetin pazarlıklardan sonra lütfen kabul buyurduğu Türk elektriği için nasıl “muhalefet şerhi” düştü biliyor musunuz?

Rum medyasına göre “Rum tarafının, pazartesi günü yaşadığı felaket nedeniyle girdiği enerji krizi üzerine KEVE ile KTTO arasında yapılan görüşmelerde dün gece ilke anlaşmasına varıldı. Rum Yönetiminin egemenlik haklarına halel getirmeden sağlandığını savunduğu anlaşmanın Rum Elektrik İdaresi’ne (AİK) derin bir nefes aldıracağını vurguladı”.

Herif yaz sıcağında artı 37 derece santigratta kavruluyor ama hem “egemenlik haklarına halel gelmemesini” düşünüyor hem de anlaşmayı “ulusal ve devletsel intihar” olarak görüyor.

Neymiş, Türklerden elektrik alırsa KKTC’yi tanımış olurmuş.

Herkes işte devletini-bayrağını ve egemenliğini böyle gözetiyor.

Bu düşüncedeki muhataplarımızla görüşme masasında nereye kadar gideceğimizi, nasıl anlaşabileceğimizi, nelerden vaz geçerek bir imza aşamasına geleceğimizi düşünüyorsunuz?

Sizce onlar mı bir şeyler “verir”, biz mi?

Rum tarafının “egemenlik haklarına halel gelmeden” kavramı bana neyi hatırlattı, biliyor musunuz?

133 yıl önceki bir başka “halel gelmesin” cümlesini..

“Büyük Sultan”, “Padişahımız Efendimiz” Abdülhamit (İkincisi) 1878’de Kıbrıs’ı İngiliz’e “kiralarken” yapılan Yeşilköy Anlaşmasını, şu şerhi düşerek imzalamıştı:

“Hukuku Şahaname asla halel gelmemek üzere muahadenameyi tasdik ederim”.

Biri“egemenlik haklarına halel gelmemesini” düşünüyor, öbürü “hukuku şahanesini”..

Yâni adadaki kişisel mal varlığını..

Ki o “Osmanlı vakıf arazileri” de şimdi hem AİHM, hem “Takas-Tazmin-İade Komisyonu” tarafından Rum’a peşkeş çekiliyor, parası da TC vergi mükellefinin cebinden çıkıyor.

Bir üniversite vakfına ait okulların özel sektöre devrine şiddetle karşı çıkan fonlanmış embedilmişler Magosa-Maraş’taki Osmanlı Vakıf arazilerinin yağmasına çıt çıkarmıyor.

Bu da, içmeye ayranı olmadığı halde çeşmeye atla giden ikinci grup liboşlara kapak olsun..

16 Temmuz 2011

57’NCİ ALAY HER YERDE

HEPİMİZ 57’İNCİ ALAY’IN
NEFERLERİYİZ

mumtazbay@hotmail.com

 

 

 

 

 

 

 

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.