Deccal’in Gözü’ne karşı:Üçüncü Göz!
”Bizler teknolojimizle değil,düşünce sistemimizle sınırlıyız.Sanki hiç bir şey olmamamışcasına ,hala iki yüzyıl önceki gibi düşünüyoruz.(1)”
Carver Mead 

Algıları değiştirebilmek ve küresel elit amacına yönelik beyin yönlendirme operasyonlarının hayli kuvvetli bir şekilde ,eksiltili haberlerle verilerek beyin kontrol yöntemlerini artık iyice açığa çıktığı bir döneme girdik.

Gündem tepkisel hafıza ve hareketleri de zorlayacak şekilde hızla değiştiriliyor.Sosyal dönüştürme operasyonu da, bu ateş fırtınası içinde ”oldu bitti”lerle şekillendirilmeye çalışılıyor.

Sıradan bir vatandaşın ilgi alanının ve değerleme sistemine yapılan saldırılar sonucunda; vatandaşın algısı ,Türkiye Cumhuriyeti’nin bir kozmopolit olduğuna inanma sürecine girmiştir.

Vatikanlaştırılmaya çalışılan Rum patrikhanesi , hızla açılan restore edilen kiliseler ve cemaati olmayan kiliselere de,bir zamanın tehcir edilip ve isyanları bastırılmış Nasturi , ve kripto Ermeni unsurlarının Hristiyanlaştırılmış Peşmerge unsurları ve Süryaniler ile desteklenerek cemaatleştirme operasyonlarında da bu amaç saklıdır:Kilise evlerin açılışında da,hatta Rahip cinayetleriyle edilgen ve suçlu hissiyata sahip hale getirilmek istenen Türk Toplumu’na yöneltilen, beyin yöneltme taktiğinin çıktısıdır:Siz ”Millet -Devlet” Değilsiniz’in kabulü…

 

‘Stratejik Derinlik’ adlı Küresel güç olmak yerine Bölgesel güç olma rolünü uygun gördüğü Neo -Osmanlıcı anlayıştaki kitabında toplum psikolojisini 3 tipe ayıran Dışişleri bakanı Davutoğlu; 1)Savunmacı pasif kabukçu;
2)Savunmasız ve edilgen ;
3) Kendi dinamizminin potansiyelini uluslararası dinamizmin potasında bir güç parametresi haline dönüştürebilme çabası içine giren Toplumsal-Siyasal Psikoloji olarak sınıflanırmıştır.(2)

Her nedense kitabının aksine uygulamalarında, 2. tip bir Savunmasız ve Uluslararası Güç kontrolündeki Uluslararası Kuruluşlar’a edilgene edilmiş bir yönetim ardındaki sırları da açığa çıkarmaktadır:Eksenini batı küresel elitinin amaçlarıyla birleştirerek;ideali kalmayan Nato konseptine ve Nato gibi B.M.’ye de hükmeden Amerika ve İsrail yüzyıllık planına adanmışlıktır:Sözde Medeniyetler Çatışması özde Emperyalizmin Korunmacı Önleyici Saldırı Protokolüdür.

11 Eylül’den sonra Abd Senatosu ve B.M. de alınan kararlar ile bu yönde batı ittifakı ve Nato olmayan bir düşmana karşı ,yeniden sömürgeleştirme ve büyüyen doğu gücüne karşı tampon ve bağlaşık devletçikler oluşturularak ,kendilerini güvence altına alma;sosyal çözülmelerini yavaşlatma istemidir.Batı’nın çökme öncesi son hamleleridir tüm bu olanlar…Oysa Türk milletinin özelliği kendi kabuğu içinde yaşamakla asla ilişkilendirilemez.Çünkü yerinde duran elindekilerini de kaybeder..

Abd-Ab ve hükümetimiz için çok değerli dışişleri bakanımız Davutoğlu; Basın’a ve yazarlara:Libya’ya müdahalenin bir haçlı savaşı ve ya batı Müdahalesi olarak yorumlanmamasını ve B.M. antlaşmasına yönelik uygun dil kullanımını salık veriyordu.Ancak vaka şudur ki;bu adanmışlığın sonucunda Nato ve B.M.’in, bağımsız bir örgüt olduğu yalanını da ,hala aperatif olarak herkesin yemesini istemektedirler.

İşin sonunu ise R.Tayyip tarafından zaten Türkiye’nin güneydoğu’suna davet ederek gerçek amacını aşikar etmiştir.

Kendi ordusunu sınırlardan çekip,askeri temeli olmayan ‘bindirilmiş alaylı kıtalarını ‘1908 örneğinde olduğu gibi sınır korumasına verip;iddianame olmadan parayla tutulmuş Pkk’lı ,Ağır ceza almış, Çetecilikten soruşturma geçirdikten sonra İtirafçı yapılmış insanlarla ;T.S.K. faal ve emekli üyeleri dış güçler lehine esir alınıp , Silivri’ye yerleştirilirken Osmanlı’daki Malta Sürgünleri’ni hatırlıyoruz…

Nato’nun Güneydoğu’ya çağrılma istemi;Ab fonlarıyla kapitalleştirilen ermeni ayrılıkçı sermayesinin Kürtçü bir havada gibi gösterilerek,Büyük israil için taşeron kuvvet yapılma istemini,zaten 1 seneyi geçkin bir zamandır izliyoruz.Bölge istinaf Mahkemeleri inşaatları,Bölge kalkınma Ajansları kuruluşu ;sanki ülkede askeri veya sivil istihbarat teşkilatı yokmuş gibi özel yabancı istihbaratçı kullanabilme özelliğine ! sahip Kamu Güvenliği Müsteşarlığı’nın teşkili de, Turuncu darbenin ;Halk’a ve halk’ın koruyucusu T.S.K.’ya rağmen, devam ettiğinin görünen kanıtları…

İlk darbe bu da değildi!Darbelere alışmış bir genetiğe sahip toplumumuzda ,esasen darbelerin iç ve dış destekçilerinin masonik bağlantıları ve küresel elitle ilişkilerinin anlaşılmadan bu yeni harekatın amacını da anlamasını ve farkındalığa varmasını bekleyemeyiz…
.

Osmanlı’nın  çöküş döneminde Sultan Abdüllaziz ,İngiliz -İtalyan -Fransızları tedirgin edebilecek ,en ince ayrıntısına kadar planlanmış ve yoktan var ettiği bir donanma kurmuştur.(Güçlü Ordu-Güçlü Devlet-Bağımsız Millet) -Bu donanmanın varlığının yanında imparatorluk içinde kurulan demiryolları ve tünel işletmeleri iletişim ve erişebilme kuvvetini arttırmıştı.

Bu da Osmanlı’ya hareket kabiliyetini arttırmış,ancak Osmanlı üzerinde siyasi ve askeri planları olan(azınlıkların kışkırtılması-sömürgelerin korunması)batı devletlerinin tedirginliğini arttırmıştı.

-Yine devletin ekonomideki acziyetini önleyecek;Şura-yı Devlet Divan-ı Muhasebat kuruldu.
-Osmanlı ekonomisinin sahibi İngilizler ve yahudi finansörleri(yerli ve yabancı) açılan medeni ilk Üniversite ile maddi anlamda yapılan reformlardan tedirgin olmaya başladılar.
-Yine Abdüllaziz’in en açık ve tarafını belli eden hamlesi ;masonları izlemeye alması;batılı ülkelere karşı güçlenene kadar Rus ve Almanlarla dengeleme siyaseti gütmesiydi…

İngiliz ve Fransızlar kendilerine bağlı mason localarını kullanarak askeri üyeleri ile bir cunta tertip edilerek;10 mayıs 1876’da Üniversite öğrencileri mitingi (liderlerine para verilerek)ile ateşlenen iç karışıklık Cunta üyeleri:İsmail Kemal,Hasan Fehmi,Köse Raif ,Rıfat bey ,Ziya Paşa,Mütercim Rüştü Paşa (sonradan sadrazam oldu)Mithat Paşa,Kayserili Ahmet Paşa (Bahriye Nazırı) kullanılarak 30 Mayıs 1876’da Abdüllaziz’in tahtan indirilerek,intihar süsü verilerek öldürülmesi ile sonuçlanmıştır(3):

Mithat paşa

-Bu darbenin sonucunda özellikle bankacılık ve ekonomik düzenlemelerin yeniden İngiliz -Yahudi tüccarları lehine çevirmesi, -Meclis-i Mebusan hakimiyeti ile beraber masonların iktidarda mutlak hakimiyet ve serbestlikleri -Görkemli Osmanlı donanması çürümeye terk edilerek devre dışı bırakıldı.

2.Abdülhamit

-Osmanlı’nın dış gelişmelere karşı güçsüz kalarak iç karışıklıklarla mücadele ettiği bir dönem girilmiş; tahta ilk Mason Padişah 5. Murat da ,sonradan delirerek (delirtilerek) tahtan indirilecek ve Abdüllaziz’in katilleri 2. Abdülhamit tarafından cezalandırılacak olsalar da İmparatorluk bu iki yıldaki kadar hiç bir zaman yıkım ve zarar görmemiştir.(4)

Türk Milleti’ne karşı bu yıkım faaliyeti gerek İlerleme ve Gelişmeci olduklarını ileri süren İttihat ve Terakki üyelerince; sonunu sadece loca üst yönetiminin bildikleri balkanlardan ve güney topraklarını izleyen yönde İsrail projesini gerçekleştirmek üzere başlayan eylem hareketi ;İngiliz ve azınlık desteklerinin içinde olduğu sözde Dinci bozmalarının piyonluğunda 1908 askeri harekatı (31 mart)gibi ;aslında istenilen yere kanalize edildiği yıkıcı gücün artmasına da sebep olmuştur.

1908 harekatına kaynaklık yapan olgulardan biri de Mason ve siyonistlerin önündeki 3.göze sahip hükümdar 2.Abdülhamit’ten kurtulma amacıydı. Masonların ve ayakçılarının ilerleme(İleri demokrasi!) nutuklarında dile getirdikleri bağımsızlık arzusu Cihan Devleti topraklarında sükunet yerine dış mihrakların, azınlıkları azdırmasına da fırsat yaratmış ve fikirsel anarşi;1911-1918 sürecinde Osmanlı halklarının birbirine düşmesine sebep olarak, taşeronluk yapmıştır.

Kıssadan hisse anlatılan vaka ile bugünün akepe iktidarının ve onu meydana getiren (Rand-Tüsiad -Açık Toplum Enstitüsü ,Ab- Nato ,Abd lobileri)v.b.)kabul ve uygulamalarının ne kadar paralellik içerdiği açığa çıkmaktadır. Açık Toplum enstitüsü özellikle Yerli Silah Sanayi gelişmemesine yönelik sunumları;-Çoğulculuk içindeki azınlıklaştırma eylemleri ile beraber Devlet’in ordusunu cuntacılıkla suçlamak gayesi aslında Divan-ı Danış ile beraber siyasal -askeri ve sosyal anlamda gerilemeyi hedeflemektedir.Tıpkı bugün Dış Güçler ile sermaye menfaatinde buluşmuş olan siyonist amaçlara hizmet eden ”Tüsiad’ın Haliç Simonları” gibi…

Milli çıkarlarını sermaye çıkarlarının arkasına atan bu güçlerin Altın madenlerini Çalık gurubu ile birlikte işleyen Rothschild hanedanının görünen holdingi Tinto misali…Bu vatansız anlayışa sahip vatandaşlarımızın , aynı anda kendilerini İttihat ve Terakki mensubu gören Büyük Loca üyeleri gibi ,yeni anayasa içinde sınırları çizme gayretlerinin ötesindeki ana gerçek de;Ata’nın ”Başınıza geçireceğiniz idarecilerin kanındali cevheri asliye bakmaktan kesinlikle çekinmeyiniz!” sözünün özünde ortaya çıkmaktadır.

Siyasal bilimci Mosca’nın ifade ettiği gibi Milletler arasındaki mücadelede yaşama seviyesi arasındaki farka tahammül edilmesi güçtür.Akılcı ve maddeci zihniyetlerin gelişmesi bu saldırganlıkta oldukça etken olmakla birlikte(5)aslolan gaye Milletlerin her birinin refah ve ebedi müddet düşüncesidir.Düşünce içinde evrensel Ahlak normlarının olmayışı ve Sosyal Darwinizm’den beslenen siyasetin de uluslararası arenada geldiği nokta açık ve belirgindir. Tarih incelerken sahip olmamız gereken yaşanmışlıkların genetiğimize işlenmiş bir Üçüncü Göz gibi;daha yalanlar içinden sıyrılan gerçekler gibi gözümüze batması olgusunu yaşamaya başladığımız günlerdeyiz.

Şükür ki ;’Üçüncü Göz!e’sahip aydınlarımız bağımsızlık için mücadele etmeye devam ediyor.Türk’ün Ateş’ten Sınavı’nın bir başka safhasına geçerken,her bir insanımızın sahip olması gereken öngörüş için bakış ve görüşümüzün birliğindeki temas önem kazanmakta… Algı değiştirme çabaları,sosyal değerleme zehirlemeleri ;hükümet ve baskı guruplarının birlikte yürüttükleri asgari müşterekleri silmeye yönelik beyin yıkama ve toplumsal değiştirme-seçim operasyonlarında gücümüz;kanımız ve üçüncü gözümüzden oluşmaktadır.Bu çalışmayı mental ve fiziki olarak yapmamız şarttır.Her nefes alış bir temizlenme(input-girdi) ve güçlenmeyi beraberinde getireceğinden ,nefes veriken ise (output-çıktı) fazlalıklarımıza bağlı eksi kutup yansımalarını da dışarıya vereceğiz. 

Klasik nefesleme çalışmalarını algısal , görsel ,sezgisel bilgilendirmelere de uygulamamız gerekmekte:Kurgulanan ”Köleci Matrix”den sıyrılmamız için düzenli yalanlar ve Ulus -devlet dışı yanlı yönlendirmeler olarak ifade edilen negatif duygu ve düşüncelerimizi nefes verir gibi temizlemeliyiz. Tarihsel olarak ispat edilmiş ;öngörü sağlayan ve iyilik kötülük değerlememize yolveren Üçüncü Göz’ümüzü açmakla mümkün olabilecektir.Bu eylem aynı zamanda , aramıza iliştirilmiş,yazar ,lider,işbirlikçilerin de ortaya çıkmasında etken olacaktır.

Temelde insan vücuduna nefes ve egzersizler ile yapılan kuvvetlendirme çalışmalarının Aristo filtrelemesi gibi Ulusal Menfaat bakımından düşünülerek ayırt edilmesi ve Siyasal Erk içindeki insanların ;Kurtuluş reçetemizin aksiyoner yazarı Atatürk’ün fikirleriyle uyuşup uyuşmadığının tespiti ; farkındalığa geçişte önemli bir aşama olacaktır.
Derin bir nefes alın !
Soluğunuzun hepsi size ait !
Nefesinizin sahibi olanları bilin!
Nefesinizi Kirletmek isteyenleri de…
İçinize gizlenmiş eksi kutup programlamaları nefesinizle atın dışarı!
Gözleriniz görmese ,burnunuz koklamasa,kulaklarınız duymasa ,
Elleriniz dokunamasa ve de dudaklarınızdan kelimeler çıkmasa da farkındalığınızı bulun!
Aldığınız her nefeste onu gizlediğiniz yerden çıkartın dışarı!
Gözlerinizin ötesinde olan, zihninizdeki bilinmeyen gerçeğe ulaşır gibi…
Okuyarak,Sorgulayarak,sizi nefessiz bırakmak isteyenlere inat!
Aldığınız her nefeste besleyin onu bu zamanda,
Bireyselden kurumsala giden her aşamada ,
Horus’un gözü denilen Deccal’in gözü ”olanlara” karşı….
Üçüncü Göz’le Merhaba!

A-Serdar Ateş

Dip Notlar:

1-Ulusal Egemenliğin Sonu- Walter B. Wriston-Cep Kitapları -1992

2-Stratejik Derinlik-Türkiye’nin Uluslararası Konumu-Ahmet Davutoğlu Küre Yayınları / Uluslararası İlişkiler Dizisi-2005

3-Sultan Abdüllaziz han ve paşalar Cuntası-Can Alpgüvenç-Kaynak yayınları

4-Masonların Saklı Tarihi-Tuncar Tuğcu-GKY Yayınları -2005

5-Siyasi Doktrinler Tarihi -Prof. D.r. Gaetano Mosca- Varlık yayınları 1968

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.